Cumartesi, Nisan 28, 2007

BİR SUÇ DUYURUSU
Bir dostumun artık dayanılmaz noktaya gelen Fenerbehçe yöneticilerinin hakaret ve küfürleri üzerine TFF nezdinde suç duyurusu başvurusu aşağıdadır. Harfiyen katıldığım bu suç duyurusunu aynen aşağıda sunuyorum.
Sayın Ulusoy,
Sizler de dahil her önüne gelene, kırmızı görmüş boğalar gibi salyalı sümüklü ağızlarla saldıran, sizleri bile tehdit etmekten çekinmeyecek kadar pervasızlaşabilen, insanlara ve makamlara hakaret etmeyi maalesef itiyat haline getiren Aziz Yıldırım, Nihat Özdemir, Mahmut Uslu, Murat Özaydınlı, Ali Koç, Şekip Mostoroğlu ve diğerlerinin seviyesiz ve gerçek dışı ithamları karşısında bıktım ve usandım.
Sabrım artık taşma noktasına gelmiş bulunuyor..
Bir vergi mükellefi yurttaş olarak, Federasyonunuz nezdinde bunların hepsinden şikayetçiyim.
İlaveten, son FB-BJK maçından sonra deli danalar gibi rakiplerine saldırdığını, yumruk attığını ve küfürler ettiğini tv görüntülerinden utanç ve tiksintiyle izlediğim Marco Aurelio ve Tuncay Sanlı adındaki futbolcu kılıklı kimselerden de şikayetçiyim.
Bütün bu adı geçenlerin spor yapılan tüm alanlardan derhal uzaklaştırılmalarının gerektiğini düşünüyorum.
Taleplerim ;
1. Federasyonunuzun yukarıda adı geçen zevat hakkında acilen soruşturma açması ve suçlarının sabitliği konusu izahtan vareste olduğundan işledikleri suçların mükerrerliği de dikkate alınarak bunların uygun şekilde cezalandırılmaları,
2. Hakaret ve müessir fiil içeren demeç ve eylemleri nedeniyle bu zevat hakkında gerekiyorsa ilgili savcılıklar nezdinde acilen ve derhal suç duyurusunda bulunulması ve suç işlemeye teamülleri nedeniyle mevcutlu
olarak adli makamlar önünde hesap vermeye icbar edilmeleri,
3. Daha önce basında çıkan şike ve teşvik primi iddiaları ve yayımlanan banka dekontları nedeniyle adı geçen zevatın yönetmekte oldukları klubün gelir kaynaklarının behemahal dikkatlice incelenmesi ve karıştıkları iddia edilen karanlık ve yasa dışı eylemlerin varsa açığa çıkarılması,
4. Sporcu kimliği ile asla bağdaşmayan hareketlere sürekli tevessül temayülleri nedeniyle Marco Aurelio ve Tuncay Sanlı adındaki futbolcu kılıklı kimesnenin cezalarını çekene ve rakiplerinden özür dileyene kadar
ulusal takım kadrosuna alınmamaları için gereğinin yapılması...
Bu başvurumun bir suç duyurusu olarak kabulünü ve ilgili organ ve makamlara ulaştırılması için tavassutunuzu istirham etmekteyim.
Karanlık çevrelerce zorlaştırılmaya çalışıldığına her gün tanık olduğumuz zorlu görevinizde başarı dileklerim ve
derin saygılarımla,
Tahsin Uslu



PİŞKİN ALİ KOÇ

"Doğal olarak yüzümüz asık. İki maçta da onları (Beşiktaş) ezdik. Bugüne kadar sakin olmak bazı şeyler karşısında susmak için çabaladım. Ama şerefsizler ve hırsızlar bizim hakkımızı yediler" diyor Türkiye'nin en büyük holdinglerinden birinin sahibi olan bu genç adam, tabii ki federasyonun kendilerine sürekli olarak gösterdiği hoşgörüye sığınarak her hafta artan bir şekilde tepki gösteriyor sanki; Fenerbahçe; son Beşiktaş maçında 3 gol atmışta hakem vermemiş gibi, oysa ki maçı tarafsız gözle seyredenler gördü ki hakem maça ve sonuca gerçekten etki yaptı ama bu etki daha çok Fenerbahçe lehine değerlendiribilecek durumdadır. Fenerbahçelilerin bütün iddialarını doğru kabul etmemiz halinde bile; Fenerbahçe lehine gerek federasyon ve gerekse de hakemler ve basın tarafından gösterilen hoşgörü ve destek ile Fenerbahçe adına hakemler üzerine yaratılan baskı neticesinde bahse konu maçta, Edu, Marco,Tümer, Lugano ve Uğur Boral'a gösterilmesi gerekirken gösterilmeyen kırmızı kartların yanında % 100 (buz gibi) gol olan Baki Mercimek'in golü iptal, Delgado'ya yapılan penaltı verilmeyecek sonrada kalkılıp mart kedisi ortalarda miyavlanacak. Gerçi bu gelinen noktanın pek şaşılacak yanı olmasa gerektir; yıllardan ve de özellikle de sezon başından beri ceza alması gerekirken ceza almayacak (verilemeyecek), saha kapatılması gerekirken sahası kapatıl(a)mayacak, şikede şuç üstü yakalanacak zaman aşımı nedeni ile soruşturma yapıl(a)mayacak gibi sayabileceğimiz her türlü badireyi ve belayı Federasyon marifeti ile savacak sonrada kalkacak küfredeceksiniz. Haklisiniz Sn. Ali Koç haklısınız; sizin etrafınızda nemalandırdığınız (holdiginizde ve kulubünüzde) o kadar yalaka varki gerçekleri göremeyecek kadar kör olmanıza yol açmaktadır bu durum. Size şu kadarını Beşiktaş maçı özelinde hatırlatalım da çok umutlu olmasakta belki yüzünüz kızarır;
1. Maç 0 – 0 gidiyor gerçi biraz daha etkili görünüyorsunuz ama; sonuç yok iken birden bir yan top ve GOL Baki Mercimek'in istemeyerek de olsa; Kaleciniz Serdar'ın elinden seken top sırtına değerek gol oluyor ve Beşiktaş'lı hakem(!!!) Beşiktaş'ın golünü iptal ediyor. Tabii ki pişkinliğiniz gereği bunun faul olduğunuda iddia edersiniz siz, ama kaleciniz Serdar'ın topu elinden kaçırmasından sonra sanki " ben bu topu nasıl elimden kaçırırım" gibisinden dövündüğünü görmezden gelirsiniz.
2. Baki'ye 3 kırmızı kart isteyen Sn. Ali Koç; acaba maçın ilk yarısında neden olduğu tarafınızca çok iyi bilinen ve özellikle de Baki Mercimek üzerine oynayan ve onu sinirlendirmeye uğraşan 3 futbolcunuzun 2 sinin (lugano ve Edu) direk kırmızı kartan atılması gerektiğini görmemeniz de en hafifinden pişkinliğinizden olsa gerektir.
3. Delgado'ya yapılan hareket penaltı iken Beşiktaşlı hakem(!!!) devreye giriyor ve penaltı vermesi gerekirken Delgado'ya sarı kart gösteriyor bunuda görmemeniz çok doğal tabii ki Sn. Ali Koç.
4. İkinci yarıda futbolcularınız kale içinden topu kaleye iteleyemeyecekler, her pozisyonda topu Runie'nin ayağına ve kucağına atacaklar; tabii ki Sn. Ali Koç sizin bunları da görme olanağınız yok , pişkinliğe devam. Hakem mi sizin golünüzü atsın ama siz busunuz işte.
5. Teknik Direktörünüz oyun karşı tarafa yıkılmış iken bile gerekli cesareti gösterip oyun planını son duruma göre değiştir(e)meyecek hala 5 kişi ile savunma yapmaya devam edicek ama hakem hala Beşiktaşlı Sn. Ali Koç değil mi? Bu kadar pişkinlik te pes doğrusu.
6. Futbolcunuz Gökhan Zan'ın boğazını sıkacak hemde hakemin gözü önünde hakem bunu görecek ama kart göstermeyecek tabii Sn. Pişkin Ali Koç hakem ve federasyon size karşı yaaaaa. El insaf
7. Beşiktaşlı Nobre (eski sahtekar futbolcunuz hırsızlık stajını ve doktorasına sizde yaptı malumunuz) 4 adet defans oyuncunuz arasından kafayı vuracak gol yapacak ama hakem Beşiktaşlı olmaya devam edecek ve siz Sn. Ali Koç tabii ki bunlarıda görmeyeceksiniz, size ne demeli bilmiyorum ki, "ne düşünüyorsanız hakkımızda, 2 katı sizin olsun" herhalde en iyi dilek olacaktır.
8. Sahtekar ve hırsız arıyorsanız da takımızın içine bakarsanız bol miktarda göreceğinizi tavsiye etmekten başka bir şey de kalmadı herhalde Sn. Ali Koç, Tuncay,Edu,Lugano,Uğur,Marco ve Ümit i saymak yeterlidir herhalde.
Yazacak bir bu kadar daha olay var ama uzatmanın anlam ve alemi yok, siz en hafif deyimi ile pişkinliğe devam edeceksiniz. Sn. Ali Koç, çok merak ediyoruz acaba şirketinizide mi böyle yönetiyorsunuz, eğer buna benzer paranoyalarınız ile şirket yönetiyorsanız ki korkarım öyle Türkiye'nin halinin böyle olması da çok fazla düşünülecek bir konu olmaktan çıkmaktadır. Asıl hırsızlık ve sahtekarlık konusunda Holdiginizin tarihini okumanız (gerçi yaptığınız tanımlamalardan anlaşılıyorki okumuşsunuz okumadı isenizde hassaten tavsiye ederim) size yetecektir. Siz tabii ki beni de yoldan çıkardılar diyebilirsiniz ama unutmayınki Fenerbahçe Yönetimini elinde bulunduran bu klik ile yola çıkma kararınız en azından onlara benzemekten geçmektedir, bilmem anlatabildim mi Sn. A. Koç. Ayrıca bu Fenerbahçe de ne var allahaşkına anlamak zor (kolay) nice efendi futbolcular ve teknik direktörler geliyor ama 6 yada bilemediniz 7 hafta sonra kuduzlu gibi oluyorlar, klübünüzün içine ve yakın çevresine dikkat Sn. Ali Koç.
Şimdi bir işadamı (!!!) kimliğinizle söyleyebilirmisiniz ki (bize değil kendi kendinize söylemeniz/itiraf etmeniz daha tedavi edici olacaktır) hakemler ve federasyon size karşı ve sizi yok etmek istiyorlar, ama siz her maç süper kadronuz ile (!!!) 10 gol atıyorsunuz hakemler bunları iptal ediyor, şikede yakalanıyorsunuz zaman aşımı uygulaması devreye giriyor bırakın küme düşmeyi ve buna rağmen hala 4 puan farkla lidersiniz, BU NASIL İŞ Sn. Ali Koç. Bütün bunlar yeterli değil ise ne istiyorsunuz allahaşkına açıkça söyleyin. Siz ve Yönetimdeki klik cebinizde 3 kuruş para buldunuz diye kendinizi ne zannediyorsunuz da herkes şerefsiz siz şereflisiniz herkes hırsız ve sahtekar ama siz değilsiniz, siz 3 kuruşunuz ile bize hakaret ve küfür etmeye ruhsat mı aldınız. Bütün bunları size 1 fazlası ile iade ediyoruz.
Ve Sn. Ali Koç ya yarından itibaren Tüm Beşiktaşlılar, Tüm Galatasaraylılar ve Tüm Trabzonsporlular Koç Holding iştiraki üretimleri ve servisleri, yaptığınız hakeretten ve ettiğiniz küfürlerden ötürü OPET ten BEKOya, ARÇELİK ten MİGROS a kadar 6 ay boyunca boykota gider ise, yada birkaç hafta sonra gideceğiniz hem İnönü hemde Ali Sami Yen stadında tüm stad hep bir ağızdan "sahtekar Ali hırsız ali" ve de aile büyüklerinizin kulaklarını çınlatacak hakaretlerde ve ifadelerde bulunurlarsa da federasyonun herhangi bir yaptırımda bulunamayacağını üzülerek belirtmeliyim çünkü bu konuda davranışlarınızın içtihat oluşturduğunu, pişkinlikte ettiğiniz küfürlerin de emsal oluşturduğunu rahatlıkla herhes söylemektedir.
Sizin gibi bağıranların haklı olduğu gibi bir duyguya toyluğunuz ve gençliğinizden ötürü kapılıyor olabilirsiniz hatta size haddinizi bildirmiyorlar diye sizden korktuklarını da düşünüyor olabilirsiniz ve hatta hatta size kimse söylediklerinizi 1 fazlası ile iade etmiyor diye kendinizi çok büyük zannediyor da olabilirsiniz ama futbol seyircisine rağmen futbolun sessiz aktörleri kamuoyuna rağmen ne sizin zenginliğinizin nede güç sahibi olmanızın bir anlamı olmadığını bir önceki parağraftaki yaptırımlarla karşı karşıya kalırsanız ki; bize yani kamuoyuna bir özür borçlusunuz ve bu özürü 1 hafta içinde dilemez iseniz, anlarsınız.
Neyzen Tevfik'ten "sen ite kuduz de geç bir öldüren bulunur" dizelerinde belirtiği ve bu kabilden kaleme alınan bu yazı umalım ki gelecekteki yöneticilik hayatınıza ışık
tutsun.

Perşembe, Nisan 26, 2007

BEŞİKTAŞ KALECİSİ RUNİE'nin SELAMI VAR
Sn. Ercan SAATÇİ;

Tarafınızca ve bu konudaki baş destekçiniz Sn. Erman Toroğlu ile birlikte; Beşiktaş kalecisi Runie’nin Sakaryaspor-Beşiktaş maçında tribünlere karşı yaptığı centilmenlik dışı hareketin gereğinden fazla büyütülerek, Runie’ye özellikle de kale arkasından maç boyunca sürekli küfredilmesine hiç değinmemiş olmanız, ayrıca hakeminde tansiyonu düşürme adına hiçbir şey yapmamasını eleştirmemiş olmanız ne kadar taraflı, önyargılı ve hatta düşmanlık noktasına gelmiş duygularınızın bir tezahürü olsa gerektir.

16.04.2007 tarihinde zat ı alilerinize hitaben yazdığım yazıda hafifcede alaya alarak sorduğum “Acaba bu hareketin direk olarak size yapılmadığından Sn. Erman Toroğlu’nun bulunduğu ortamda ve onunda görebileceği şekilde yapıldığından mı şikayetçisiniz?” şeklindeki sorunun yorumunu yapan; bizzat Runie ile bir idman öncesi konuşmuş olan Beşiktaşlı bir arkadaşım Runie’nin kendisinden şunları bana aktarmıştır. “Eğer gerçekten Sn. Saatçi kendisinin olmadığı bir ortamda yapılmış olmasından şikayetçi ise, geleceği ilk Beşiktaş maçı yada ilk Beşiktaş idmanında ki bu konuyu diğer tüm futbolcu arkadaşlarım ile de konuştum ve kendisine anılan maçta yaptığım hareketin aynısını hep beraber yapmaya karar verdik. Eğer bu hareketin topluca yapılmasından ötürü bir fazlalık değerlendirmesi yapacak ise de bu fazlalıkları diğer maçlarda kullanılmak üzere avans kabilinden değerlendirsin lütfen” diyerek de tarafınıza olan hissi yakınlığını belirtmiştir.

Perşembe, Nisan 19, 2007

KİME NE BORCUNUZ VAR, Sn. TOROĞLU

Sn. Toroğlu;
Fenerbahçe –Vestel Manisa müsabakası için “Maraton” programında önünüzü de sınırsız şekilde açan Sn. Şansal Büyüka sayesinde yine incilerinizi döktürdünüz.
Hakem maça müdahil oldu dediniz ve aslında icrai hakemliğiniz sırasında verdiğiniz kararlar ile kıyaslandığında da hiç bir şekilde bırakın penaltı olmayı faul bile sayılamayacak cinsten olan Tuncay’a yapılan hareketin kesinlikle penaltı olduğunu iddia ettiniz . Artık bu kararlarınıza kargaların da güldüğünü söylemeyeceğim çünkü bunu sizde biliyorsunuz ama bizzatihi sizin büyük sansasyon yaratan hakemlik döneminizden size küçücük bir örnek vererek, sizin nasıl dönem dönem değişik değerlendirmeler yaptığınızın anlaşılsın. Ama siz “dün dündür bugün bugündür” felsefesine sahip birisi olduğunuz ve sürekli ittifak değiştirdiğiniz için vereceğim bu örnek size herhangi bir etki yapmayacak ve siz bunu hatırlamayacaksınız bile aslında, size yazmamın beyhude bir çaba olduğunu da biliyorum ayrıca. Gelelim hatırlamanızı istediğim olaya: “1992-93 sezonunda Zat-ı alilerinizin yönettiği ve bir sezon öncesinin diyetini ödemek adına çıktığınız Galatasaray-
Trabzonspor maçında (Sn. Semra Özal’ın talebi ile Beşiktaş’a kıyak geçtiğiniz Tranzonspor-Beşiktaş maçının diyeti) Soner'in arkadan koşarak gelip yaptığı darbe ( Tuncay’a yapılan hareket ile %100 uygunluk göstermekte idi) ile ayağı kırılan Galatasaraylı Okan Buruk , sayenizde uzun süre sahalardan ayrı kaldı. Ve maç sonrası yaptığınız açıklama ise tam bir tescilli Galatasaray düşmanı olduğunuzu ispat eder düzeyde olup, bırakın kart göstermeyi faul bile olmadığını timsah gözyaşları dökerek açıkladınız. Diğer taraftan yıllar sonra yine yurdumun insanının hafızasının kısalığına ve herşeyi unutacağına güvenerek maç esnasında Okan Buruk’a “tekmeliğinin kısasını takmamasını söyledim” yada “ön tarafa da tekmelik takması gerektiğini söyledim” gibi aslı astarı olmayan laflar ettiğinizi biliyoruz ama Okan Buruk bunun doğru olmadığını her yerde sizi tekzip ederek söylemektedir. Ama o dündü ve Galatasaray’lı yöneticiler de size birşey demedikleri için konu sessizce kapandı gitti ve geldik bu güne, Bugün artık değerlendirme yaptığınız takım Galatasaray da değil; dirsek temaslarınızın çok güçlü olduğu, Fenerbahçe olunca konu birden değişiyor tabiiki. Artık Sn. Aziz Yıldırım, Sn. Nihat Özdemir , Sn. Mahmut Uslu, Sn. Hamdi Akın yada Sn. Murat Özaydınlı’dan korktuğunuzdan mı nedir (Galatasaray’lı Sn. Fatih Terim’in Marmaris kampında tarafınıza aldırdığı apdestin de etkisinin kalmadığı anlaşılmaktadır) yada bizim başkaca şeyler söylememize hukuksal açıdan olanak olmayan şeyler midir bilemiyorum. Hani bu son söylediğimden çok rahatsız olabilirsiniz ama geçmişte Gürcistan’da yaşadığınız ve miktar küçüklüğü nedeni ile de ihbarda bulunduğunuz konu hala en azından bizim hafızalarımızda çok tazedir. Kısa bir hatırlatma da buna yapalım isterseniz; FİFA hakemi olarak Gürcistan'a, Gürcistan-İrlanda maçına gitmiştiniz. Belçikalı gözlemci ile yemek yemiş ve otele dinlenmeye giderken, şöför Gürcü kardeş size dört adet zarf veriyor ve sizde zarfları ses çıkarmadan alıyorsunuz (oysa TV lerdeki delikanlılığınıza bakınca sanki yapmanız gerekenin adama zarfı içine bakmadan fırlatmanız olduğu anlaşılıyor) ve Otele gelince açıp bakıyorsunuz size 5 bin dolar diğerlerine 4 er bin dolar veriliyor işte o anda kan beyninize sıçrıyor ve bu miktara çok bozuluyorsunuz, tabii ki haklısınız rutinlere aykırı birşey ama Gürcistan’da olduğunuzu unutuyorsunuz ve eğer bilseniz ki Gürcistan’da bu miktar bir servettir daha serinkanlı olurdunuz. (Alışkanlıklarınız gereği çok küçük tabii ki). Yıllar sonra Gürcistan’da bulunduğum sürede sizinle bu konuda temas eden insanlarla tanışma fırsatım oldu ve konuyu birde onların ağzından dinledim; ısrarla diyor ki “zarfı neden ben verdiğiminde hemen elinin tersi ile itelemedi de aldı sanki ben zarfın içinde kendisine oda anahtarımı verdiğimi mi zannetti de aldı”. Sn. Toroğlu; bu 2 konuda da, topluma gerçekçi ve mantıklı açıklama yapmak zorundasınız ki hakkınızda ki dedikodulara bir son verilsin, ama ben eminim ki siz yine TV deki “ben ne söylersem söyleyeyim nasıl olsa kimsenin cevap hakkı yok” tavrınızı sürdüreceksiniz. Peki; Sn. Mustafa Denizli, Kocaeli-Galatasaray maçından sonra “hakemleri de yendik” lafı ile ne demek istedi Sn. Toroğlu; “hiç bir fikrim yok” diyorsanız da bana cevap yazarsanız size anlatabilirim aslında tarafınızca da çok net bilinen tüm nedenleri.
Diğer taraftan; sizin daha önce hiç de konunuz olmamasına karşın Ankara’da inşa edilen altgeçitlerle ilgili olarak söylediğiniz “Şu Melih Başkan müthiş bir adam canım; şampiyonluğu hedefleyerek kurduğu müthiş kadronun dışında, şehri altgeçitlerle donatarak otomobille şehri bir uçtan bir uca 10 dakikada gidilir hale getirdi, bravo” sözünden ötürüde bir özür borçlusunuz ama bunu da yapmayacağınızı biliyorum. Acaba; Ankara’da trafiğin yoğun olduğu saatlerdeki trafik kilitlenmesi üzerine “keşke o boyumu aşan lafları o gün etmese idim” dediğiniz oluyormu çok merak ediyorum.
Sn. Toroğlu; sizin şu andaki durumunuzu çok güzel açıklayacağını düşündüğüm bir fıkra ile yazıma son vermek istiyorum. Adamın biri günün birinde bir yerden uzaktaki köyüne gidiyor, yol üstündeki başkaca köylerin yanından geçmek zorunda ve o köylerden birinin köpekleri adama saldırıyor ve adam hemen yerden taş alıp köpeğe savurmak için eğiliyor ama ne yazık ki hiç bir taşı yerden sökemiyor/ayıramıyor bakıyor olacak gibi değil ve kendi kendine “nasıl lanetlik bir köy burası taşları bağlamışlar, köpekleri salmışlar” diyor.

Pazartesi, Nisan 16, 2007

Sn. ERCAN SAATÇİ NE DEMEK İSTEDİ ACABA?
Sn. Ercan Saatçi;

16.04.2007 tarihli Hürriyet Gazetesinde, buyurmuşsunuz ki;
“BİLGİYİ Erman Toroğlu’ndan aldım. Sakaryaspor Beşiktaş karşılaşmasının sonlarında kaleci Runje, Sakaryaspor taraftarına dönerek cinsel organını göstermiş. Gerçekten merak ediyorum ;
1- Gözlemci bunu raporuna yazacak mı ?
2- Her detayı yakalayan Lig TV kamereları bu detayı yakalayamamış mı diye...”


Sevgili Saatçi; Sn. Erman Toroğlu’na yada zat-ı alilerinize göstermemiş bundan nasıl bir anlam çıkarıyorsunuz bir türlü anlayamadım. Bu konuda ne demek istediğinizi sonuç olarak yazmadığınızdan tam anlaşılamamış olup, gelecek yazınızda yazarsanız bizi de meraktan kurtarırsınız. Biz şimdi kara kara düşünüyoruz; acaba Sn. Erman Toroğlu ve zat-ı alileriniz Federasyondan bu konu ile ilgili olarak Runie’ye ceza verilmesini mi talep etmektesiniz yada beklemektesiniz? Acaba Runie bu hareketi tribünlere doğru yaptığı için ve bu hareketin orada bulunan bayan seyircilere karşı da yapılmış olması nedeni ile ayıp olduğunu mu düşünmektesiniz ? Acaba bayan seyircilerin olmadığı bir ortamda yapılmış olsa idi ne düşünecektiniz? Acaba bu hareket sizce çok ayıp olduğu için Beşiktaş yönetimi tarafından bir cezalandırma mı beklemektesiniz? Acaba bu hareket sadece size karşı ve direk yapılmış olsa idi ne düşünecektiniz? Acaba bu hareketin direk olarak size yapılmadığından ve Sn. Erman Toroğlu’nun bulunduğu ortamda ve onunda görebileceği şekilde yapıldığından mı şikayetçisiniz? Acaba Sn. Erman Toroğlu bunu kendi köşesinde yazmadığına yada bana söylemediğine göre kendisi bu konudan şikayetçi olmamış mıdır? Acaba tarafınızca bu hareketin görülmemiş olması mı sizi bu kadar üzmektedir?
Neden Sn. Saatçi lütfen bir cevap verinde bizi merakta bırakmayın...



Pazar, Mart 18, 2007

ANKARAGÜCÜ – BEŞİKTAŞ MAÇI SONRASI ÇIKAN OLAYLARDAN BİR SAHNE

11 Mart 2007 Pazar günü oynanan Ankaragücü - Beşiktaş maçında; Beşiktaşlıların hala unutmak istemedikleri 8-0’lık maçın acısı ve Bursaspor - Ankaragücü dostluğuna gönderme yapmaları iyiden iyiye gerilen sinirleri koparıyor ve olaylar çığırından çıkıyor.. Diğer tarafta onlara en yakın konumda bulunan sol kapalı tribündeki Ankaragücü’lüler ile Ankara’da yaşayan, Ankaragücü’nü yalnızca bu maçta değil, tüm maçlarında destekleyen ve üç sezon önce Beşiktaş yüzünden küme düştüklerini düşünen Bursasporlular. Beşiktaşlı taraftarın kışkırtmasıyla karşılıklı el hareketleri, sataşmalar, küfürleşmeler başlıyor. Ankaragücü’lüleri emniyet kuvvetleri engellerken Beşiktaşlılar polislerin gözü önünde rakip tribünle aralarında bulunan tellere kadar gelerek icraatlerine devam ediyor. Nihayet polisin sert müdahalesiyle olaylar yatışıyor.
Maçın son dakikalarında Beşiktaş attığı golle Ankaragücü’nü mağlup ediyor. Ve nihayet şeref tribünündeki Beşiktaş’lılar da sahneye çıkıyor. Hayal kırıklığı yaşadığı için kışkırtılmaya son derece açık durumdaki Ankaragücü taraftarını tahrik ederek yaşanacak olayların fitili ateşliyor. Ankara’daki her maç sonunda uygulanan önlemler doğrultusunda tribünde bekletilen Beşiktaşlılar ile tribünü boşaltmakta olan Ankaragücü’lüler arasında küfürleşmeler, yabancı madde atmalar tekrar başlıyor. Stad dışı ise tam bir savaş alanı. Beşiktaşlıları bekleyen Ankaragücü’lüler ile polis çatışıyor. Bazı toplumsal olaylarda olduğu gibi polis yine ve anlamsız orantısız güç kullanıyor. Cop darbeleriyle yere düşene bir tekme daha vuruyor, olay hemen önünde cereyan ederken 100 metre ötedeki stad çıkışına gaz bombası atarak sessizce stadı terk eden yüzlerce insanı perişan ediyor. Biber gazının etkisiyle öksürük ve göz yaşlarına boğulan insanlar perişan vaziyette dağılırken, polis hala sanki adam dövme işini götürü almışçasına aman eksik adam dövmeyeyim edası ile boyuna copunu kullanmaya devam ediyor..

Ankaragücü – beşiktaş maçı sonrası çıkan bu olayların tasvip edilecek yanı yok tabiiki ama bu polisin orantısız güç kullanma tavrının tasvip edilecek yanı var mı acaba? Sanki olayların bu noktaya geleceği bilinmezmiş gibi hazırlıksız ve ne yapacağını önceden planlamamış gibi bir tavır takınması konusunda polise ne demek gerek acaba?

Bütün bu karmaşa, bu harbede bir şekilde yaşanıyor; ama, ortada bir sahne var ki bu sahne kimsenin yıllarca unutamayacağı bir sahnedir. Polisin; nasıl eğitimsiz olduğunu yada başka bir deyişle de çağdaş eğitim yoksunu olduğunu ortaya koyuyor. Şimdi genç bir Ankaragücü’lü taraftar kaçmaya çalışıyor ama nereye; kaçabilmek mümkün mü? Coplanarak dövülüyor ve dizlerinin üzerine çökertiliyor bazı polisler tarafından; ve nihayet ve son olarak, sanki Suudi Arabistan’da eğitilmiş celletlara taş çıkartacak şekilde doğulu, sanki bir Avrupa ülkesinde de teniste “backhand” tabir edilen vuruşun eğitimini almışcasına batılı bir görünüş ile bir polis sahneyi tamamlıyor ve bu genç taraftarın ensesine öylesine vuruyor ki taraftar artık komalık. İşte bu sahne bile başlı başına polisin ne kadar hazırlıksız olduğunu ve bazı toplumsal olaylarda da özellikle nasıl orantısız güç kullandığının göstergesidir. Polisin buna benzer olaylarda göstereceği daha serinkanlı tutum hem kendilerine olan güveni pekiştirecektir, hem de vatandaşın onlara güveninin artmasına yol açacaktır.
Sn. Levent Kızıl açıklayın bakalım kim bu haraç veren hocalar ve futbolcular?

Bursaspor Kulübü Başkanı Sn. Levent Kızıl Fenerbahçe maçı sonrası; maç sırasında kendisini hedef alarak protesto eden önemli sayıda Bursaspor taraftarını hedef alarak, "Bursaspor takımı ve teknik heyeti, satılık değildir. 3-5 hokkabaz benim adıma karar veremez, Taraftar istedi diye, görevimi bırakmam. Ben hayatımda alacağım kararlara kendim karar veririm ve buna hiç kimse karışamaz, Her maç 1000 tane bedava bilet dağıtırsın, amigolara para dağıtırsın, amigolar futbolculardan ve hocalardan haraç alır. Bursaspor tesislerini amigolara açarsın, tesislerde amigolar cirit atar, o zaman iyi başkan olursun. Ben bunları hiç bir zaman yapmadım ve yapmayacağım” demiştir.

Şimdi bu açıklama neresinden bakarsanız bakın suçluluk psikozunun yarattığı gerginliğin neticesinde yapılmış olduğu açıktır.

Sn. Levent KIZIL;

1. Normal koşullarda asla kimsenin tasvip etmeyeceği şekilde sizi protesto eden seyircilere neden bu kadar kızıyorsunuz, bu taraftar ve seyirciler 23 maçtır arkanızda idiler o nedenle “hokkabaz” diye suçlamadınız, son 2 maçtır sizi protesto ediyorlar “hokkabaz” oluyorlar. Bu yaklaşım tarzınızı ben bir yerden anımsıyorum acaba tetikçiliğini yaptığınız Fenerbahçe Kulübünün Başkan'ından mı acaba yoksa içinde bulunduğumuz mart ayının kendileri için çok önemli olan yaratıklardan mı ?
2. “İstanbul k...... Levent Kızıl” diye bağırmaları elbette tüm sporseverleri üzmüştür; ama Sn. Kızıl Fenerbahçe’nin 100. yıl kutlamaları sırasında sizi hiç ilgilendirmesede sarf ettiğiniz sözlerin acaba hiç mi etkisi yoktur bu protestolarda?
3. “Maçı satanın a.... s." diye protesto eden taraftarların bunu maçın hemde 30. dakikası gibi Bursaspor’un etkili hatta baskılı olduğu anlarda yapılmış olması sizce çok mu anlamsız yoksa öyle mi algılanmasını istiyorsunuz Sn. Kızıl?
4. “Fenerli Başkan istemiyoruz” demelerimi sizi çok sinirlendirdi Sn. Kızıl? Sahi siz Fenerlbahçe’li değilsiniz de herkes sizi Fenerbahçe’li mi zannediyor? Eğer böyle bir durum varsa ki; gerçi çok açık bir şekilde var, neden bunu zımmen red etme gereği duyuyorsunuz? Hani demek istemiyorum ama gizli bir takım dolaplar çevirmek böyle olunca daha mı kolay oluyor diyede düşünmekten kendimi alamıyorum açıkçası Sn. Kızıl. Fenerbahçe’lilik taşıyamayacağınız bir yük ise de taşımazsınız olur biter ama siz ne yazık ki ne onu nede bunu yapmıyorsunuz? Sn. Kızıl davranışınız gibi de kafanızda karışık galiba. Zaten sizin kafanız hep karışık olmuştur ve korkarım ki size davranışı sufle edenler değişmediği sürece de olmayada devam edecektir. Bugün çıkar “adamlığın gereği Sn. Ulusoy’u destelemektir” dersiniz, sonra çıkar “ Federasyon istifa etmelidir” der ve Fenerbahçe Başkan’ının tetikçiliğine soyunursunuz, gerçi açıkça söyleyeyim mi Sn. Kızıl, biz sizi biliyoruz, bunların nasıl manevralar olduğunu burada anlatmak, hem bugünün konusu olmaması nedeni ile, hemde hukuk davalarına yol açması kaygısı ile şimdilik vazgeçiyoruz.
5. Sn. Kızıl; taraftarın “hokkabaz” olduğundan “istifa etmem” diyorsunuz ya, "Federasyon istifa etmelidir” dediğiniz zaman size de aynı uslupla cevap yazılmış olsa idi, nasıl karşılardınız acaba? Hani sakın ha onların içinde beni seçenler yoktur gibi açıklamalar da yapmayın olur mu? Eğer öyle olursa size; böyle düşünen ve bu tür davetlere katılan yüzlerce kongre üyesi sayabilirim.
6. “Her maç 1000 tane bedava bilet dağıtırsın, amigolara para dağıtırsın, amigolar futbolculardan ve hocalardan haraç alır. Bursaspor tesislerini amigolara açarsın, tesislerde amigolar cirit atar, o zaman iyi başkan olursun” demişsiniz ya, acaba Sn. Kızıl siz böyle bir başkan olmadığınızdan dem vurduğunuz halde bunun böyle olduğunu nasıl biliyorsunuz? Acaba bunu size başkalarımı anlatıyor? Yoksa aslında sizde böyle yapıyordunuz da; kayıkçı kavganız yüzünden, size karşı çıkan taraftar grubundan daha önce verdiklerinizi esirgemeye başladığınız için mi konuya çok hakimsiniz? Hangisi Sn. Kızıl hangisi? Açıklayın bakalım Sn Kızıl; hangi amigolar hangi hocadan hangi futbolculardan haraç almışlar? Yoksa “maksadını aşan bir açıklama oldu” mu diyeceksiniz kanıksandığı üzere? Ne diyeceksiniz tüm kamuoyu merak ediyor kim bu haraç veren hocalar ve futbolcular? Şimdi Sn. Kızıl sizin de Altay’ın düşürülmesi konusunda bir takım duygusal (!!!!!!!) faaliyetler içinde olduğunu söylerse seyirciniz ne diyeceksiniz? Bütün kamuoyu artık bu belaltına vurmanızdan sıkılmıştır, sıkıldık artık bu ucuz ve pespaye açıklamalarınızdan, artık buna bir son verin lütfen.
7. Bursaspor Kulübü Basın Sözcüsü Sn.Turgay Dursun'un da artık sizi desteklemediğini hissettiren açıklamalarda bulunmuş olmasını da, manidar bulmuyormusunuz acaba?
ŞAKŞAKÇI YADA TAKTAKÇI
Sn. Erman TOROĞLU, yine aziz yıldırım yalakalığı yapmış. Bir süredir Fenere yamanmıştı ya durdurak bilmiyor.
Bir dostun bu konuda Sn. Erman TOROĞLU'na yazdığı yazıyı aşağıda değişiklik yapmadan yayınlıyorum.
Sn. Toroğlu,
Levent Kızıl'a bu denli sahip çıkmanız, Kızıl'ın federasyon savaşında oynatıldığı koçbaşı rolü ile ilgili midir diye düşünüyorum. Gerçi, perde arkasını Aziz Yıldırım'ın çektiği tüm komplolar gibi bu girişim de hüsrana uğradı ama olsun... Böyleyse eğer, sizler diyet borcunuzu ödüyorsunuz demektir. Sizler derken, sizinle birlikte Kızıl'a sahip çıkanlardan sözediyorum. Mahmut Uslu, damat Ercan ve Hürriyet spor editoryası hep birlikte Kızıl şakşakçılığı yaptığınızı görüyorum... Can Bartu ile Altan Tanrıkulu ise maçı değerlendirmeye çalışmışlar. Anlaşılan onların komplolardan beklentileri ya da ödeyecek diyet borçları yok..

Sn. Toroğlu, Cumhuriyet gazetesi "maçı satanın a.... s....", "İstanbul k....Levent Kızıl", "Fenerli başkan istemiyoruz" tezahüratlarının maçın 30. dakikasından itibaren başladığını yazıyor. Biz de öyle duyduk. Oysa bu dakikalarda Bursaspor baskılı ve daha iyi oynuyor. Peki bu tezahürat neden öyleyse? Bir duyum mu var seyirciye ulaşan? Takımları baskılı ve maçı kazanmaya çok daha yakınken maç satmakla ilgili tezahüratların sebebi ne ola ki??

Oysa, belirlenenden çok daha fazla sayıda Fenerbahçe taraftarının üstelik bıçaklarıyla tribünlere sokturulduğunu ve bu çapulcuların yine kendi kendilerini bıçakladıklarını mutad olduğu üzere yine es geçmişsiniz. Başka stadlarda boşluklara oturulmasını bile eleştirirken, bu kanlı olaylara yine değinmemişsiniz. Ama hakemi de pek övmüşsünüz. Fenerbahçe'nin ilk golünden önce Kezman'a topu çıkaran Tuncay'ın faüllü hareketini elbette görmemişsiniz. Gece Maraton'da bu pozisyona "geçiniz" diyeceksiniz. Hay siz çok yaşayın Sn. Toroğlu.. Hay bu sahip çıktığınız hakemler de pek çok yaşasın...

Bu arada Bursa seyircisinin size küfür etmesi hiç hoş değil.. Bunu asla onaylamıyorum ve toplu izlediğim hemen tüm maçlarda yerli yersiz ve gerekli gereksiz size edilen küfürleri kendimce önlemeye çalışıyorum. Ama biraz da siz gayret gösterseniz Sn. Toroğlu..? Şakşakçılık uğruna çoğu zaman ölçüleri kaçırmasanız..?

Hayat sizi şakşakçılık ile taktakçılık arasında bir yere oturttu. Kader işte.. Hangisi daha çok kazandırıyor, bilmiyorum. Ama bence siz sanki daha iyi yerlere layıktınız..? Her neyse, yolunuz açık olsun Sn. Toroğlu... Allah tuttuğunuzu altın etsin.

Cumartesi, Mart 17, 2007

Sn. ALTAN TANRIKULU "NEDEN YAKIŞMASIN Kİ"

Aziz Yıldırım ile Sadrettin Saran tv ekranlarında kavga ettiler. Birbirlerine hakaretler ettiler. Tabii bu kavgada seviye filan aramak yersizdi. Altan Tanrıkulu , bu kavganın "ikisine de yakışmadı"ğını yazmış.. Neden yakışmasın..?
Bu konu üstüne bir dostun Sn. Altan Tanrıkulu'na hitaben kaleme aldığı yazıyı aynen yayınlıyorum.

Sn. Tanrıkulu,
Siz "İkisine de yakışmadı" buyurmuşsunuz ama bence ikisine de yakıştı. İkisi de bu zaten, Sn. Tanrıkulu. İkisi de kişiliklerinin, eğitim kalitelerinin ve kültür düzeylerinin gereğini yerine getiriyorlar. Ne bekliyordunuz bunlardan daha farklı?? Yıllardır ne gördünüz bunlardan da ne bekliyordunuz..? Neden şaşırdınız..?
Esasen bu seviyesiz tartışmada vurgulanması gereken nokta, tarz ve üsluplarının kendilerine yakışıp yakışmadığı değildi ki... Ortada bir transfer hikayesi var. Ve bu transfer hikayesinin ardında karanlık ve kirli noktalar var. Ama basın işin bu tarafını gizliyor maalesef... Konuyu "yakıştı-yakışmadı" perspektifine indirgiyor. Ve siz, farklı bir spor kişiliğine sahip olduğunu düşündüğüm siz bile konuya böyle yaklaşıyorsunuz...
Oysa bu seviyesiz tartışmayı dinleyen herkes, ne yapıldı ise Aziz Yıldırım'ın bilgisi dahilinde yapıldığını gayet açık bir şekilde gördü. Ne o kanal personelinin ve ne de diğer spor yazarlarının aklına işin mahiyetinin ya da perde arkasının irdelenmesi gelmedi.. Ne zamandan beri futbolcu alım satımı fatura ile yapılıyor Sn. Tanrıkulu? Ne zamandan beri Rusya'da kesilecek bir faturaya eklenecek KDV Türkiye'de mahsup ediliyor..? Aziz Yıldırım'ın konulara vukufiyetini buradan da mı anlayamıyor sevgili basınımız.? Yoksa, bilgisizlik ve kültürsüzlük himaye mi ediliyor.?
Sn. Tanrıkulu, Aziz Yıldırım, Moskova'ya giderek ödenen paranın Rus takımının kasasına girip girmediğini incelemeye bu kadar meraklı ise eğer, bir zahmet, Okocha ve Baliç'in transferlerinde o klüplerin kasalarından kaç para çıktığını da araştırıversin.. Fenerbahçe kasasına ne girdiği yazıldı basında ama bu futbolcuları alan klüplerin ne ödedikleri yazılmadı... Ne dersiniz, iyi bir inceleme konusu olmaz mı bu Sn. Tanrıkulu, sizce de..?
Her neyse, bence Sn. Tanrıkulu, Galatasaray'ın Avrupa başarılarının arkasında bilgili, kültürlü, dil bilen, akıllı ve uygar bir yönetim vardı. Başarıları getiren başlıca unsur buydu. Deyim yerinde ise, gerçek anlamda "burjuva" niteliklere sahip bu kişiler, bu meziyetleri ile Galatasaray'ın Avrupa yolunu planlayabildiler. "Burjuva" olmanın tersi ise "sonradan görme"liktir. Sonradan görmelerle , Fenerbahçe de dahil, hiçbir klüp kalıcı başarılara imza atamaz.. Fenerbahçe'nin temel sorununun bu olduğunu düşünüyorum. Fenerbahçe camiası klüplerini ele geçiren bu kliği uzaklaştırarak yerlerine bilgili, kültürlü, dil bilen, akıllı ve ufuk sahibi uygar bir "burjuva" yönetimini koyamadığı sürece hem bu seviyesizlik devam eder ve hem de sevgili Fenerbahçe'li dostlarımız daha çooook beklerler...
Bu vesileyle selamlar ve saygılar Sn. Tanrıkulu,

Çarşamba, Şubat 21, 2007

GALATASARAY KAOS TA MI ACABA

G.Saray'ın içinde bulunduğu durum bir kaos durumumudur değilmidir bilmiyorum ama. İçinde bulunulan durum her geçen gün sarı-kırmızılı camiadan bir şeyleri alıp götürüyor ve her alanda rahat nefes almasını engeller biçime dönüşüyor. Çok değil bundan sadece 8 yada 10 sene önce yaşananları büyük bir övgü ile anarken bu durum 2000 yılında da UEFA kupasının alınması ile taçlandırılarak bir dünya markasına doğru adım atılmış idi. Şimdi bakıyorum da bunca yıllık çınara herkes birşeyler söylüyor, ancak bu durum görünen o ki kulübü yönetenleri pek fazla sarsmışa benzemiyor, 100 yılını devirmiş bu kulübe her türlü nezaketten uzak davranış yapılıyor ve de özellikle basında Fenerbahçenin saldırgan tutumu ile tanınmış kliğinin kah etkisindeki kah memuriyetindeki bir takım kalemler itilmiş kakılmış muamelesi çekmeye çalışıyorlar ama yönetimden vede özellikle de başkandan ses yok sadece günü kurtarmak ve geçiştirmek adına flaş transferlerden bahsediliyor. Bu yaşananlar ise on milyonları bulan Galatasaray camiasını ve taraftarlarının kalbi kırık boynu bükük bir şekilde kalmasına neden oluyor.
Galatasaray; lidersiz, korumasız, umutsuz ve hedefsiz bir şekilde yönetilmeye alışık değildir ve olmamalıdır. Mevcut yönetim ne yaparsa yapsın, Galatasaray düşmanları nasıl saldırırsa saldırsın, Galatasaray halen bu ülkede sporda marka olabilmiş ve marka olmaya devam eden yegane kulüptür bunun değerini bilmeyenlere ve gereğini yerine getir(e)meyenlere ve hatta bunun sorumluluk ve ağırlığını taşı(ya)mayanlara Şanlı Galatasaray camiası gereken dersi verecektir . Futbol federasyonu Başkanı Sn. Haluk Ulusoy Galatasaray başkanını hedef aldığı açıklamasında dansöz sözünü kullanıyor, Fenerbahçe kenardan kıs kıs gülerek Kulüpler Birliği Başkanı cazibesine kapılmış başkana ve yönetimine ve camiasına taktik ve stratejisi belli mahfillerde hazırlanmış inanılmaz saldırılar düzenliyor, Trabzonspor kulübü 2. başkanı inanılmaz iddialarda bulunuyor, Ankaragücü kulübü Başkanı Sn. Cemal Aydın yenilir yutulur olmayan laflar ediyor, geçen yıldan bu yana ayyuka çıkan maddi yardım kampanyalarında bazı Fenerbahçe’liler adeta dalga geçerek kampanyaya katılıyorlar, Seyrantepe projesindeki gelişmelerden anlaşılıyorki iş ele yüze bulaşmış ve Fenerbahçe yönetimi resmi olarak kıskançlığınıda açığa vurarak hükümet nezdinde de olmak kaydı ile her türlü girişimde bulunuyor, başta Sn.Erman Toroğlu olmak üzere bir sürü hangi mahfillerde ve nasıl idmanlardan geçerek hazırlanan planlar çerçevesinde basının önemli bir bölümü de ( onlar gerçekte basın mensubu mudurlar oda ayrı ya) hergün yalan, yanlış düzmece, kurmaca şekilde başta borçlar abartılmak üzere aciz haberleri ön plana çıkartılıyor...

Peki yönetim ne yapıyor bütün bu saldırılar karşısında; sessizlik ... Ses çıkarılan konular ise de sonuçsuz hikayeler sanki Sn. Başkanın askerlik anıları ama hiç heyecansız tarafından...

G.SARAY sahada yener yenilir. 100 yılı aşkın şanlı Galatasaray tarihinde yengi ve yenilgililer hep birliktedir. Bu senede Şampiyon olmayabilir bu ülkede en fazla şampiyon olmuş takımın taraftarlarından bu konuda hiç bir çatlak ses çıkmayacağıda aşikardır. Şanlı Galatasaray Taraftarının aşkı kişilere değil; aşk, onların üzerilerinde taşıdıkları G.Saray formasında, kimliğindedir ve şanlı tarihindedir...

Bu durumdan kısa sürede çıkmanın yolu; G.Saray’ın geleceği ile ilgili en ufak bir planları olmadan zamanında sadece koltuk sevdasıyla, ‘Kulüp elden gidiyor’ yaygarasıyla seçim kazananların behemahal bu görevi bırakmalarıdır.



Sn. Hıncal ULUÇ
ÇOK OKUNAN YAZARIN GÜCÜ



Sabah Gazetesindeki köşesinde Sn. Hıncal Uluç buyurmuş ki “Çok okunan gazeteci olmak gazeteciyi güçlü kılıyor buda ne kadar okuyucuya ulaştığınıza bağlı”
Yani siz şimdi Okurdan güç alan bir yazarsınız ama cumhuriyet gazetesindeki herhangi bir yazar güçsüz. Kelimenin tam anlamı ile konuyu ters yüz ederek yazmışsınız Sn. Uluç. Ama maalesef gerçek o değildir bunu siz benden daha iyi bilirsiniz ama müthiş zekanız ile konunun üstüne dürbünü tersten tutarak konuyu bu hale getirmişsiniz, müthiş vallahi. Yani günlük ortalama 750.000 satan gazetenin yazarı gücünü okurdan alıyor yani güçlü ama günlük 50.000 satan gazetenin yazarları gücünü okurdan alamadığı içinde güçsüz. Vallahi bravo yani bu değerlendirme için ne demeli ki. O sizin güçsüz dediğinin hani tiraj ya kriter ( ne olur başka anlamda kullanılmıştır falan da demeyin ollur mu) sizin gazetelerinizin patronlarının tekliflerini kabul etse hemen güçlü olacaklar öylemi sevsinler sizi. Bakın şimdi mesela Sn. Hasan Cemal, Sn. Yalçın Doğan Cumhuriyet te kalsalar idi, Sn. Yavuz Donat , Sn. Taha Akyol tercümanda kalsalar idi okurdan güç alamayacakları için güçsüz gazeteci olacaklardı ama Sn. Ercan Saatçi gibi yazarlar çok okunabilme ihtimalleri olduğu içinde okurdan güç alarak güçlü yazarlar olacaklardı öylemi. Oysa onların gücünün nereden geldiğini ötekilerin güçsüzlüğünün nereden geldiğini bal gibi siz de bilirsiniz ama. ama. Ama.

Gazetecinin gücü neler yazdığı ve ne kadar etkili yazdığı ile ilgilidir, sizin daha önce çalıştığınız Cumhuriyet gazetesindeki durumunuzda böyle idi oradaki rahmetli Sn. Uğur Mumcu’nun da durumu öyle idi.
BEN SPORCUNUN ZEKİ, ÇEVİK AYNI ZAMANDA AHLAKLISINI SEVERİM

Bu günkü Hürriyet gazetesindeki habere göre; Cola Turka’nın dört büyük kulübün oyuncularının yer aldığı tanıtım filminin dün tanıtıldığı Swissotel’de basın mensuplarına demeç veren Fenerbahçe 2. başkanı Sn. Nihat Özdemir, Galatasaray’ın, Fenerbahçe’den Tuncay'ı alamayacağını söyledi.

Sn. Nihat Özdemir böyle konuşmakla yeni bir gündem yaratıp Fenerbahçe’nin muhtemel AZ Alkmaar yenilgisinde bu gündemle konudan sıyrılmayı planlıyor herhalde ama konu zannettiği kadar da kolay değil artık kendi taraftarlarından da ciddi oranda bir grup özellikle bu konuda eleştiriyor kendisini.

Ancak özellikle kendisinin ortaya attığı ve sanki Galatasaray kulübünden bazı yetkililer şu anda Fenerbahçenin lisanslı futbolcusu olan Tuncay’a teklif götürmüşler yada talip olmuşlar gibi. Böyle bir şeyin olamayacağını bir defa bilmiyor olması şüphesiz mümkün olmayan Sn. Özdemir’in bilmesi gereken bir konu varki, oda hiç bir şekilde Tuncay’ ın Galatasaray’ın kapısından içeriye giremeyeceği gerçeğidir. Hiç bir futbolcuya yakışmayacak bir şekilde sanki ilk defa Fenerbahçe Galatasaray’ı yeniyormuş gibi yada sanki hiç Galatasaray Fenerbahçe’yi yenememiş gibi bir yaklaşımla ve hiç olmayacak vede maalesef hiç bir ahlak ve izan sahibi birine yakışmayacak şekilde sokak çocuklarının maçlarında bile görülemeyeceği üzere aptallık düzeyindeki sevinci ile “ne oldum budalası” olarak Galatasaray Stadında ve seyircisinin önünde inanılmaz bir provakasyon yaratan bir kişinin Galatasaray Kulübünde olması hiç bir zaman mümkün değildir ve bu sefer de olmayacaktır. Futbolculuğu bu kadar pespaye duruma düşüren Tuncay “taş yerinde ağırdır” sözünün gereği olarak yerinde kalsın, zaten oraya da çok yakışıyor açıkçası. Bu nedenle Sn. Özdemir’in herhangi bir korku ve kaygıya kapılmamasını kendi sağlığı açısından tavsiye ederim.

Ancak bu tür provakatif hareketleri hangi futbolcu yada futbol adamı yaparsa yapsın kendisine Yüce Atatürk’ün veciz sözü “ben sporcunun zeki, çevik aynı zamanda ahlaklısını severim” hep hatırlatılmalıdır.

Cumartesi, Şubat 17, 2007

KAYIKÇI KAVGASI ve BİNDİRİLMİŞ KITALAR
Bir dostumun yayınlamam isteği ile gönderdiği yazısını aşağıda hiçbir değişiklik yapmadan yayınlıyorum. Teşekürler dostum Sn. Tahsin uslu kalemine sağlık

Sn. Ali Şen ile başlayan ve Sn. Aziz Yıldırım ile devam eden kayıkçı kavgasının amacı yalnızca rating yükseltmek. Hesapsız harcamalarına rağmen sportif planda yıllardır başarı yakalayamayan ve bu nedenle de taraftar sayısı hızla gerileyen Fenerbahçe camiası abes konularla iştigale devam ediyor. Şantajlarına boyun eğmeyen kim varsa tehdit ediyorlar ve türlü entrikalarla yıldırmaya çabalıyorlar. Sn. Ali Şen'in zamanında Fenerbahçe klubü üyesi Sn. Şenes Erzik beye yaptığı neyse bugün Sn. Aziz Yıldırım'ın Sn. Haluk Ulusoy'a yaptığı da aynı. Önce ortalığı bulandırıyorlar, ufuksuzluklarının ya da bilgisizliklerinin yolaçtığı sportif başarısızlıklarının nedenini federasyon başkanlarına yüklüyorlar ve sonra da bulanık suda balık avlamaya çalışıyorlar.
Sn. Ali Şen, Sn. Şenes Erzik'i göndermekle övünüyordu, peki kim kaybetti Sn. Şenes Erzik'in ayrılmasıyla..? Peki ya sonrasında federasyon başkanı seçtirdikleri Sn. Abdullah Kiğili neden kalıcı olamadı o mevkide.? Neden apar topar koltuğu bırakıp kaçmak zorunda kaldı.? Fenerbahçe klubü üyesi Sn. Abdullah Kiğili acaba Sn. Ali Şen'in hangi baskılarına dayanamadı da bıraktı kaçtı.? Sn. Bilgin Gökberk veriyor cevabı; hem Şenes beyi ve hem de Abdullah beyi Fenerbahçe'nin gönderdiğini yazıyor (16 Şubat 2007). Nedir peki dertleri.? Ne istiyorlar da olmuyor acaba?
Bu sorunun cevabını bulmak gerekiyor. Tesadüf müdür bu kadarı? Üç federasyon başkanı da bunlara düşman...!! Üstelik bunların üçünü de kendileri seçtirdiler ve bunların ikisi de kendi klüplerinin üyeleri..
Öyle anlaşılıyor ki, Fenerbahçe klübüne yıllardır musallat olan ve muhtemeldir ki bu işten çesitli çıkarlar da sağlayan bir klik, futbolü kendi kişisel hesapları için sabote etmekten çekinmiyor.
Bu klik şimdi de Sn. Haluk Ulusoy ile uğraşıyor. Federasyon başkanı maçlarına gelsin istemiyorlar ve adamı açıkça tehdit ediyorlar. Sn. Haluk Ulusoy maça gelecek olursa güvenlik problemi doğacak, öyle anlaşılıyor.
Basın, bir iki onurlu ses dışında bu tehdide zaten boyun eğmiş durumda.. Sn. Erman Toroğlu "sıkar, diye yazıyor, Haluk Ulusoy'un maça gelmesi..". Sn. Ogün Altıparmak ise, bir televizyon programında Fenerbahçe yönetiminin böyle bir ayıp yapmayacağını ama taraftardan baskı geldiğini belirtiyor ( ! ). Hani taraftar öpmek istese öptürmekte beis görmüyor Ogün bey. Ortalık toz duman. Tek tük cılız ses dışında basın Fenerbahçe yönetimini ele geçiren bu kliğe "Beyler, ne yapıyorsunuz? Ciddi olun biraz. Federasyon başkanını tehdide hakkınız yok" diyemiyor. Akıl zayi olmuş.
Kontrolü iyice yitirmiş klik ise zıvanadan çıkmış, kendilerini akıl yoluna davet eden tek tük cılız sese saldırıyor. Sanki "deli dana" virüsü futbola bulaşmış gibi.. Bu hengame içinde Fenerbahçe AZ Alkmaar ile oynuyor ve rakibinin elinden güç kurtuluyor. Ve tribünlerde beklenen görüntüler. Sn. Haluk Ulusoy'un maça gelme ihtimaline karşı hazırlıklar eksiksiz yapılmış ve bindirilmiş kıtalar önceden tribünlere yerleştirilmiş. Silahları, bıçakları, pankartları herşeyleri tamam, donanımlarında eksik yok.. Muhtemelen yüklüler de... Çünkü yerlerinde duramıyorlar. Sn. Haluk Ulusoy gelmediyse gelmesin, bu defa kendi aralarında başlıyorlar. Verilen ilaçlar etkisini gösteriyor olmalı ki, silahlar patlıyor, bıçaklar batırılıyor, kendi kendilerini telef etmeye başlıyorlar.
Peki ya bir de Sn. Haluk Ulusoy maça gitse idi, neler olacaktı.? Acaba bu klik bu sorunun cevabını da düşünmüş müydü.? Hiç sanmıyorum.. Onlar, kişisel problemlerini, yetersizliklerini ve komplekslerini tatminle meşguller. Futbolun temeline koydukları dinamit bir gün kendilerini berhava edene kadar da bu yoldan geri adım atabileceklerinin işaretleri görünmüyor. Bunların iflah olacağı yok..
Çare, bu kliğin kurduğu komploları boşa çıkaracak kadar aklı başında ve sağduyulu Fenerbahçe seyircisinde. Bu kitlenin ağırlığını koyması ve klüplerini ele geçiren bu kliği etkisiz hale getirmesi şart. Başkaca bir çözüm görünmüyor. Sn. Haluk Ulusoy gitse ve yerine Sn. Hamdi Akın gelse ne olacak.? Hiç kuşkunuz olmasın ki yarın Sn. Hamdi Akın da kendi klübüne lanet okuyacak noktaya gelecek ya da getirilecek.
Çözüm bu yüzden federasyonu seçimlere götürmekte değil, bu kliğin behemahal Fenerbahçe yönetiminden uzaklaştırılmasındadır. Fenerbahçe taraftarının akil olup olmadığının ölçütü budur. Fenerbahçe taraftarı ve camiası bunu başarırsa futbola dostluğu yeniden getirecektir. Fenerbahçe gibi bir camianın bu kliğin elinde oyuncak olması da esasen hem hoş değildir ve hem de böyle büyük bir camiaya yakışmamaktadır.

Pazar, Ocak 28, 2007

SN. ERMAN TOROĞLU NA AÇIK DAVET
Sn . Toroğlu

"MAÇIN kahramanı yine İsmet Arzuman'dı. Dakika 35: Hürriyet bir hava topunda Song'a faul yapıyor. Arzuman da doğru olarak faul düdüğünü çalıyor.
Pozisyona sinirlenen Song, kungfu filmlerindeki sahneleri aratmayacak bir hareketle sağ ayağının tabanıyla Hürriyet'in omuzuna giydiriyor. Alın bu görüntüyü, FIFA'nın veya UEFA'nın hakem seminerine götürün, oynatın. Eğer bir tane hakem sarı kart verirse, ben bu yorumculuğu bırakırım. Dünyanın nerelerinde olursa olsun, bu görüntüyü oynatın, bırakın bir hakemi, normal bir futbol seyircisi bile buna sarı vermez. Peki İsmet Arzuman neden veriyor? Neden, biliyor musunuz? Pozisyon olur olmaz kırmızı kart gösterecekken başlıyor düşünmeye, meşhur eyyam düşüncelerine... "
diye buyurmuş ve
"G.Saray, Ankaraspor'u yener, mağlup olur, berabere kalır. Bunlar bizi ilgilendirmez. Kuralı, iki takıma da bütün futbolculara da eşit uygulayacaksınız. Ondan sonra hakem olacaksınız. "
diye de devam ederek sanki tarafsız bir yorumcu gibi davranmışsınız . Gerçi bu sizin inanılmaz Galatasaray düşmanlığınızdan olduğundan tarafımızca anlaşılır olmalı ama bazen gerçekten bardağı taşırıyorsunuz.

Peki kardeşim o zaman aynı hakeme Ankaraspor ceza sahası içerisinde kesici ve delici madde haricinde her türlü futbol dışı defansif davranışı özellikle de HAKAN ŞÜKÜR e gösteren BATAK a kart göstermedi diye neden bir şey demiyorsun. Bunu asla da söylemeyeceksin bunu biliyorum ama yeter artık alıntı yaptığım ilk paragrafınızda dediğiniz üzere siz yorumculuğu bırakın. Sizin futbolculuğunuza da hakemliğinize de yorumculuğunuza da iyi bilen biri olarak Galatasaray sizin transferinizi futbolculuğunuz dönemimde yarıda bıraktı diye de ilelebet Galatasaray düşmanlığı yapacaksınız diye bir kural yok. Ayrıca hakemliğiniz dönemimde erkek papatya olarak hayata geçen ilk hakem olma ünvanını da elinde bulunduran biri olarak eyyamı bu ülkede sizden daha iyi bilen birinin olduğunuda zannetmiyor ve ayrıca UEFA ya size rüşvet teklif ettiklerini de miktarı az bulduğunuz ve ihbar ettiğiniz konusunda dedikoduların da olduğunu belirtmek istiyorum. Lütfen elimizde Digitürk gibi bir silahın olmadığından ve sizi mecburen dinlediğimizden sakın zannetmeyin ki herkes sizin yaptıklarınızı ve taraflılığınızı bilmiyor. O maçlarda tarafınıza yapılan tezahuratlarında bir sebebi olduğunu düşünmenizi size hasseten tavsiye ederim.

Saygılarımla

Çarşamba, Ocak 24, 2007

FUTBOL FEDERASYONU SEÇİMLERİNİ NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ

Ülkemizde cirosu yıllık yaklaşık 475-500 milyon dolar civarında olan futbolda, yıllık gelir gider toplamı (bütçesi) yaklaşık 145 milyon, Bilanço büyüklüğü ise yaklaşık 135 milyon YTL’na ulaşan TFF’nin seçimlerinin önemi; siyasilerin Sivil Toplum Kuruluşlarını denetim altına almak istemesinin yanında da, bütçe büyüklüğü ile de bazılarının gözünü kamaştırmasındadır.
Bunun fiili anlamı ise;
Türkiye Futbol Federasyonu'nun başına geçecek isim, yıllık cirosu yaklaşık 700 milyon YTL'ye bilanço büyüklüğü ise yaklaşık 135 milyon YTL'ye ulaşan TFF'yi yönetecek demektir.
Aşağıdaki tabloda Türkiye Futbol cirosunu oluşturan ana kalemlerin ve yaklaşık bedellerin bulunduğu tablo incelenince herşey daha gerçekçi ve hatta göz kamaştırır biçimde görülmektedir.

Türk futbol pastasının büyüklüğü Tutar (milyondolar) Toplam gelirdeki payı (%)
TV yayın hakları 140 ml $ 30%
Süper Lig isim hakkı 20 ml $ 4%
Tribün gelirleri 70 ml $ 13%
Sponsor gelirleri 75 ml $ 16%
Saha içi reklamları 55 ml $ 12%
Türkiye Kupası isim hakkı 15 ml $ 3%
Diğer 100 ml $ 22%
TOPLAM 475 ml $ 100%

Bu çerçeveden hareketle; TFF’nin son 10 yıllık gelir ve giderlerini yıllık ortalama döviz kurlarına göre incelediğimizde ise;
• TFF gelirlerini yaklaşık 480 kat arttırabilirken, giderlerindeki artışın 670 kat gerçekleşmesini engellememiş olduğunu yada engelleyemediğini,
• Son 10 yıllık dönemde TFF’nin ortalama yıllık gelirleri yaklaşık 50 milyon dolar olarak gerçekleşirken; yıllık gider ortalamasının ise yaklaşık 40 milyon dolar civarında olduğunu,
• TFF’nin 10 yılda ortalama yıllık yaklaşık 10 milyon dolar bütçe fazlası ile dönemlerini kapattığını, tespit etmekteyiz.
Bu tablo TFF’nin futboldan elde ettiği kaynaklarını, futbolun gelişimine yönelik harcamak yerine, finansal getiri elde etmek amacıyla nakitte kalmayı tercih eden, verimsiz bir stratejiye yöneldiğini gösteriyor.

Futbolun telaffuz ettirdiği rakamların bu düzeye ulaşması ve ulaştığı kitle, transferler, merchandise ürünleri, medya ve reklamcılık ve sponsorluk sektörleri ile de yoğun ilişki içine girmesi onu bacasız sanayi olarak adlandırılır hale getirir ve artık bir eğlence olmaktan öte çok ciddi bir iş kolu haline dönüşünce de başlı başına bir güç olan futbol karşılıklı iki takımın mücadelesinin ötesinde bir olgu haline gelir ve nihayetinde de tüm bunlar futbolun yasadışı ellerle yönetilmesi sorununu da ciddi derecede gündeme oturtur. Geçtiğimiz dönemde "Futbol ne?" sorusuna en iyi yanıtlardan birini de, "Kara parayı aklamak için en cazip alan futboldur. Futbolda hem şike hem de kara para var," diyen UEFA Genel Sekreteri Lars-Christer Olsson verir ve tarafımızca da yukarıda savlanan durumun en iyi dayanağını oluşturur.

Peki ekonomik boyutu bu denli göz kamaştırıcı olan futbolun ulaştığı kitlelerin büyüklüğü de ilaveten göz önüne alınınca Federasyonda seçim isteyen yada istemeyen tarafların birbirlerine karşı bu kadar agresif, bu kadar insaftan uzak saldırıyor olmaları da futbolun ekonomi politiğini oluşturuyor olsa gerek.

Pazartesi, Ocak 22, 2007

AKP HÜKÜMETİ FUTBOLA SİYASET KARIŞTIRMIYORMU?

Kendilerini çok rahatlıkla basın mensubu zanneden bazı kişilerin AKP Hükümetinin TFF Seçimlerine siyaseti karıştırmadığı daha da ötesi seçimlere karışmadığını iddia etmelerini büyük bir hayret ve şaşkınlıkla izlemekteyim.
Bu basın mensubu olduğunu iddia eden zat ı muhteremlere kısa kısa bazı hatırlatmalar da bulunmak artık kaçınılmaz olmuştur.
Henüz 2006 yılının başları ve Spordan Sorumlu olması gereken Devlet Bakanı diyor ki ; “Federasyon başkanı üniversite mezunu olmalı, mahkemeyi yadırgadım.’ Başbakan Yardımcısı Sn. Mehmet Ali Şahin’in bu açıklaması, Futbol Federasyonu seçimlerinin siyasetin müdahalesine ne kadar açık olacağının tamda habercisi idi. 19-20 Ocak tarihlerinde yapılan Futbol Federasyonu Başkanlığı seçimleri için Sn. Haluk Ulusoy’un önünün açılması yönünde Kulüpler Birliği’nin Sn. Ulusoy lehine aldığı karar Spordan Sorumlu olması gereken Devlet Bakanı Sn. Mehmet Ali Şahin’i rahatsız etmişti. Yine bu dönemde Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun Sn. Ulusoy dönemine ilişkin usulsüz hazırlandığı iddia edilen raporları basına sızdı. Belli ki birileri Ulusoy’a karşıydı. Bakan Sn. Şahin ardından bir televizyon kanalına “Kendisinin aklanması gerektiğini düşünüyorum. Aklanmadan aday olmamalıdır.” diyerek Sn. Ulusoy’a tepkisini yeniledi. Başbakan Sn. Recep Tayip Erdoğan’ın İstanbul’da Kayseri takımlarının Onursal Başkanı Sn. Mehmet Özhaseki ile bir araya gelmesinin ardından iki Kayseri takımı da seçimlerde Sn. Ayhan Bermek’i destekleyeceğini açıkladı. Oysa 6 Ocak’ta Kayseri Erciyesspor İkinci Başkanı Sn. Erol Bedir’in görüşleri şöyleydi: “Talebimiz, Kulüpler Birliği toplantısındaki temayül yoklamasının da dikkate alınarak Sn. Haluk Ulusoy başkanlığında bir yönetim oluşturulmasıdır.”Başlangıçta kulüplerin pek ilgi göstermediği Sn. Ayhan Bermek ise kulis faaliyetlerini hızlandırdı. Sn. Bermek’in kilit ismi ise AKP nin faal ismi olarak bilinen Sn. Hasan Doğan’dı. Siyasi baskılardan sonra Sn. Ulusoy’un çekilmesi bekleniyordu ama Süper Lig kulüplerinin desteği azalmasına rağmen Sn. Ulusoy adaylıktan çekilmiyordu.
19-20 Ocak tarihlerinde yapılan Futbol Federasyonu Başkanlığı’nı Sn. Haluk Ulusoy’un 211 delegenin oylarından 109'unu, Sn. Ayhan Bermek ise 102'sini aldı Ve ne oldu ise ondan sonra oldu.
Bu saatlerde TBMM CHP İstanbul Milletvekili Sn. Berhan Şimşek, Bakan Sn. Şahin’i futbola siyaseti alenen alet etmesinden ötürü istifaya davet ediyordu. Sn. Şimşek’e cevap için kürsüye gelen Sn. Şahin, : “İstifa etmeyeceğim. Türkiye Futbol Federasyonu yasasının 31. maddesinin bana verdiği yetkiye dayanarak olağanüstü genel kurulu toplayacağım. Bunu temiz toplum adına yapacağım” kendini savunmuştur.
Yine aynı saatlerde seçimi Sn. Ulusoy’un kazandığını öğrenen Başbakan Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın morali Sn. Ulusoy’un kazanmasına mı yoksa Bakan Sn. Şahin’in bu süreci iyi idare edememesine mi morali bozulmuştu? bilinemedi. Ama bu maçı da burada bitirmeme kararı alındığı belli idi...Ankara Cumhuriyet Savcısı Sn. Abdullah Ayhan Şan bir kez daha “Kurum parasını, kendileri veya başkalarının çıkarı için harcadılar” diyerek aynen 2001’deki İlk davada üstelik 13. Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararının “Beraat” olmasına karşın Sn. Haluk Ulusoy hakkında dava açtı.
Nihayet yapılan çalışmalarda son aşamaya gelindi ve başta Fenerbahçe Yönetimi ve onlarının silahşörü durumundaki Bursaspor kulubu başkanı Sn. Levent Kızıl olmak üzere AKP nin bünyesindeki Onursal Başkanlar öncülüğünde bir yıl geçmeden seçim aşamasına gelindi.
Tam da bu arada Başbakan Sn. Recep Tayyip Erdoğan, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sn. Melih Gökçek'in Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı'na aday olmak istediğini, ancak bunu engellediğini de açıkladı.
Futbol Federasyonu'nda geçmiş dönemlerde başkanvekilliği yapan ve Sn. Haluk Ulusoy'un tekrar Federasyon Başkanı seçilmesini istemeyen Sn. Hasan Doğan ile ilgili tartışmaların sorulması üzerine de Sn. Erdoğan, şunları kaydetti:
"Hasan Doğan benim aile dostum. Daha önce Futbol Federasyonu'nda başkan yardımcılığı yaptı. Bundan önceki seçimde de aday oldu. Hasan Doğan, AKP'nin faal bir görevlisi, elemanı, yöneticisi değil. Tam aksine federasyonda görev almış ve o dönemde başarılı çalışmaları olmuş bir arkadaşımız.”
Başbakan Sn. Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Futbol Federasyonu ile uzaktan yakından hiçbir alakası olmadığını ATV'de yayınlanan Teke Tek programında, "Futbol Fedarasyonu'nda ne olacak, yaşanan tartışmalar var" sorusu üzerine, "Futbol Federasyonu ile ilgili olarak benim partimin ilgisi sadece onursal başkan konumunda olan belediye başkanlarından kaynaklanıyor. Bunun dışında kesinlikle benim partimin Futbol Federasyonu ile uzaktan yakından hiçbir alakası olamaz" diye konuşarak hedef şaşırtmaya da devam ederek ve diğer taraftan da AKP grubunda Türkiye Futbol Federasyonu seçimleri ile ilgili bir milletvekilinin yazılı olarak ilettiği "Federasyon seçimini gündeme getiren" önerisini yanıtlayan Sn. Erdoğan, isim vermeden seçimlerde Sn. Haluk Ulusoy'u destekleyen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sn. Melih Gökçek'i eleştiren Sn. Erdoğan, "Bazıları çok yanlış işler yapıp karşı tarafta yer aldı. Onlarla birlikte hareket etti.” diyerek de konu ile ilgili olarak ne kadar merak ve taraf olduğunu alenen beyan etmiştir.
Sn. Erdoğan, AKP hükümetinin Futbol Federasyon seçimine müdahale etmesini eleştiren ve bugüne kadar futbolla ilgili önemli saptamalar yapmayan 9. Cumhurbaşkanı Sn. Süleyman Demirel'e de: "Türk siyasetinin duayeni olarak geçinenler sivil toplum örgütlerini istedikleri gibi kullandı. Şimdi bu şekilde konuşması yanlış." Diyerek sivil toplum örgütleri için nasıl bir çalışma yürüttüklerini ve dahası yürütecekleri konusunda da önemli ipuçları vermiştir.
Ve son olarakta Futbol Federasyon Başkanlığı için adı gündeme gelen Fenerbahçe’nin adı şike dedikodularına karışan eski yöneticilerinden Sn. Hamdi Akın'a bazı kulüplerin karşı olmasını da bir fırsat bilerek ve el altından sanki anlaşılmıyor gibi de Ankaraspor Başkanı Sn. Hilmi Gökçınar'ın adaylığını ısıtmaktadırlar.
Şimdi size bir kez daha sormak istiyorum siz kendinizi basın mensubu zanneden muhteremler; bu, hükümetin TFF seçimlerine karışmaması durumu ise eğer, karışması durumu nasıl olur konusunda köşelerinizde birer senaryo yazarsanız biz de bu vesveselerimizden kurtulur rahatlarız hiç olmazsa...




Perşembe, Ocak 18, 2007

LEVENT KIZIL KİMDİR?

Fenerbahçe’nin 100. yıl kutlamalarına Sarı-Lacivertli ekibin başkanı Sn. Aziz Yıldırım ile birlikte katılarak büyük mutluluklar yaşadığını belirten, ve mikrofonların açık kaldığı bir anda da Sn. Yıldırım’ın, “Şu federasyonun seçim işlemini bitir artık'' yönündeki talimat gibi sözlerine , “Merak etme Başkan, hem Haluk Ulusoy federasyonunu hem de Beşiktaş’ı bitireceğim'' diyen aslında koyu bir fenerbahçe taraftarı olan Bursaspor Başkanı Sn. Levent Kızıl’a büyük tepki...
Beşiktaş Kulubü önemli yöneticilerinden biri , “Sn. Levent Kızıl inkar etmesin, bu olayın birçok şahidi var hatta açık kalan mikrofondan kutlamalara katılan herkes tarafından duyulmuş olan bir konuda sonradan kalkıp bunlar hayal mahsülüdür falan demesin, Sn. Levent Kızıl gibi Türkiye Futbol Federasyon üyeliği dönemimde bazı şikelere de adı karışan birisine bu konularda konuşmak hiç düşmez” diyerek zehir zemberek sözler ederek Sn. Levent Kızıl’ı suçlamış ve “TFF Başkanı Sn. Haluk Ulusoy'a karşı FB'nin tetikçiliğini yapan Bursaspor Kulubü Başkanı Sn. Levent Kızıl, kulübün resmi internet sitesine yaptığı açıklamada, Beşiktaş Kulübü'ne savaş açtığı şeklindeki haberleri yalanlayarak, “Merak etmeyin hem Futbol Federasyonu'nu bitireceğim hem de Beşiktaş'ı” şeklinde bir beyanda bulunmadığını açıklamıştır
. Efendim, Saraçoğlu stadının önünde Aziz Yıldırım'ın hemen arkasında kürsüde FB'nin 100.yıl törenine büyük bir hevesle katılmış bir adam bunu yalanlasa ne olur yalanlamasa ne olur” diyerek de tepkilerini sürdürmeye devam etmiş ve en son olarakta Sn. Levent Kızıl’a “İzmir’in güzide kulubü Altay’ın düşmesinde ne gibi rolleriniz bulunmaktadır ki İzmir’liler size çok büyük tepki göstermektedirler” sorusunu yönelmiştir.

Aslında Sn.Levent Kızıl’ ın iş hayatındaki durumları da futbol hayatındaki inişleri ve çıkışları gibidir; sahibi bulundukları “ULUDAĞ GAZOZLARI” işletmelerinin tüm sahip ve yöneticilerinin Bursa Emniyet Müdürlüğü, Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şube Müdürlüğü’nünce “hayali ihracat” operasyonu çerçevesinde gözaltına alınmış olmaları başta olmak üzere bir dolu ticari suçlama ile karşı karşıya kalmış olması da sürpriz değildir kuşkusuz.

Diğer taraftan da; futbol yöneticiliği dönemi de zikzaklarka doludur en sonuncusu ise, 14 Ocak 2006 tarihindeki Futbol Federasyonu seçimlerinde aday olan Sn. Haluk Ulusoy ve Sn. Ayhan Bermek arasındaki yarışta, Bursaspor Başkanı Sn. Levent Kızıl’ın Sn. Bermek’i destekleyeceği dedikoduları fısıltı gazetesiyle delegelere yayılmıştı. Aslında Sn. Ulusoy'a destek veren Bursaspor Başkanı Sn. Kızıl, söylentileri yok etmek için "taahhütname" gibi kendi el yazısı ve imzasıyla bir açıklamada bulunmuş ve Sn. Haluk Ulusoy'un 7 oy farkla Federasyon Başkanı olmasını sağlamıştı. Bursaspor Başkanı Sn. Kızıl delegeleri etkilemek ve Sn. Ulusoy'u desteklediğini göstermek için kaleme aldığı taahhütnamede, "Haluk Ulusoy'un adaylığını memnuniyetle öğrendim. 4 sene başkanlığımı yapmış olan Haluk Ulusoy'u, Levent Kızıl olarak desteklemek ve oyumu ona vermek adamlığımın gereğidir" ifadelerine yer vermişti. Şimdi ise köprünün altından çok sular aktı ve Sn. Kızıl, kimbilir hangi siyasi yada ticari baskılara maruz kalarak keskin bir U dönüşü yaparak, Sn. Ulusoy'un karşı safına geçti.

Futbolumuza, “siyasetin emrindeki başta Ankara ve Kayseri Büyük Şehir Belediyelerin emrine girmiş görünen bazı kulüpler” ve Sn. Aziz Yıldırım ve Sn. Levent Kızıl ve yine onların bindirilmiş kıtaları gibi tavır takınan önemli gazetelerin “koyu” Fenerbahçeli Müdürleri ve “nerede ise tamamı Fenerbahçeli olan” bir avuç spor yazarı ve futbol yorumcusu ve yorumculuk yapan birkaç eski hakem mi dediklerini yaptıracak yoksa futbolun “gerçek” sahipleri olmaları ve karar mekanizmasına “hür” iradelerinin hakim olmasını sağlamaları gereken futbol delegeleri mi?
Ama maalesef burada Hükümetin ve özellikle Sporla ilgili Sn. Bakanın siyasi rüzgarlarını da arkalarına alarak futbolun dertlerini kaale almaz biçimde salt tetikçilik görevlerini yerine getirmek üzere kurgulanmış ve kurulmuş bu ekip kazanacak gibi görünüyor; ne gam özerklik gidiyor ne gam demokrasi onlar için...

Sn. Levent Kızıl’ın toplayacağı bir genel kurulun Türk Futbolu’nda “birlik ve beraberliği sağlayacağını düşünebilmek” nasıl bir aymazlıktır?

İşte tamda burada kılavuz ve karga yı özne alan atasözü aklımıza geliyor...

Çarşamba, Ocak 17, 2007

HÜRRİYET GAZETESİNDEN SN. ERCAN SAATÇI YA AÇIK CEVAP

Damad ı Ercan paşa

şak şak şak şak şak şak şak şak şak
şak şak şak şak şak şak şak şak şak
şak şak şak şak şak şak şak şak şak
şak şak şak şak şak şak şak şak şak
şak şak şak şak şak şak şak şak şak
şak şak şak şak şak şak şak şak şak
şak şak şak şak şak şak şak şak şak
şak şak şak şak şak şak şak şak şak
şak şak şak şak şak şak şak şak şak
şak şak şak şak şak şak şak şak şak
şak şak şak şak şak şak şak şak şak
şak şak şak şak şak şak şak şak şak
şak şak şak şak şak şak şak şak şak


17.01.2007 kıymetli kayınpederinizin gazetesinde yazmış olduğunuz "ertuğrul özkök mü beni gazeteci yaptı " başlıklı yazınızın okudum

bunu sizin yukarıdaki bestenizi çalarak alkışlıyorum. Tek laf : BRAVO

NOT:
Siz allahaşkına kendinizi ayrıca müzisyen felan damı zannediyorsunuz kurbanınız olayım hay allah iyiğinizi verisn sayenizde güldüm. Kendinizi kıyasladığınız o zat ı muhteremler de zaten sizin gibi gazeteci yahu hamamda türkü çığırıyorsunuz lütfeder kayınpederinize sorarsanız tirajınızı oradan da basit bit matematikle sizi kaç kişinin okuduğunu anlarsınız . Ancak şu kadarını söyleyeyim ki yine de çok büyük bir ihtimalle sizi müzüsyen olarak dinleyenlerden (kaset ve cd satışlarınızı da biliyoruz) daha fazla okuyanınız vardır çünkü kör ve düşünmeyen bir FB li gibi yazıyorsunuz ya işte maalesef FB de o tür taraftar az da değildir hani.

Son bir dilek kendinize gazeteci deyip gerçek gazetecilere, müzisyen deyip gerçek müzisyenlere hakaret etmeyin. Prodüktör mü dersiniz, müdür mü dersiniz, manager mi dersiniz fenerbahçe taraftarımı dersiniz ne diyosanız deyin ama birikim ve kalite gerektiren mesleklere sahibim diye söylemeniz bizi rahatsız ediyor.

Daha da ötesi para gücü ile bir iki işletme açıp menkulu bilinmeyen bir (aslında tarafımızca iyi bilinir ya neyse) güc ile damat olup bir köşede yazı yazıyor olmak da müzisyen ve gazeteci olduğunu kanıtlamaz.

Diğer taraftan kayınpederinizin ile de neden "coni" muamelesinine tabi tutulduğu konusundaki zernenişlerini konu alan bir söyleşi de yapıp yazarsanız çok mutlu olur ve ayrıca gücünüzün de nereden menkul olduğu konusunda da bizi bilgilendirmiş olursunuz.

Saygılarımla

Salı, Ocak 02, 2007

Sn. AZİZ YILDIRIM NEYİ AMAÇLIYOR

Derdi gerçekten TFF Başkanını görevden aldırmak mı? Derdi Sn. İlhan Cavcav’ın Türkiye Futbolundan çekilmesini temin etmek mi? Derdi Sn. Özhan Canaydın’ın istifa etmesi mi? Derdi hakem komitesini yola getirmek mi? Derdi Fenerbahçe’nin Türk takımı olarak tescil edilmesi mi? Derdi Türkiye futbolu bir kaosta da onu oradan çıkarmak mı? Bu tür soruların sayısını ve türünü arttırmak olası, ancak Sn. Aziz Yıldırım’ın bütün bu çıkışlarının ve saldırılarının gerçek nedeni bunlar değil, olsa olsa bu sonuçları temin ederek asıl ve gerçek amacı olan Fenerbahçe camiasını zinde tutmak bundan gerek kişisel ve gerekse de kulüpsel anlamda menfaat temin etmektir. Diyeceksiniz ki bu kadar agresif ve saldırgan bir tavır sergilemek kendine ve kulübüne de zarar vermez mi, hedefi sürekli değiştirirseniz ve düşmanı sürekli değişken kılarsanız etrafınız bu motivasyon ve hareketlilik içinde olduğu sürece en azından kısa ve orta vadede bundan zarar görmezsiniz, olsa olsa dönemsel olarak sizin taktiksel geri çekilmeleriniz karşı taraftan da başarı olarak algılanacağından bundan karşı tarafta haz duyacak ve stratejik bir oluşum yerine dönemsel başarılarla yetineceklerdir.
Asıl konu etrafını zinde tutma konusundaki taktiksel ve stratejik yaklaşımı doğru tespit etmekle iş bitiyor mu peki, işte bundan sonrası biraz bulanık çünkü bu programı yürütebilmek için; uygun kadro ve savaşçılar lazım geldiği, karşı tarafın da gerçekleri kavrayamamış ve uygun pozisyon alamamış olması gereği, bu programın uygun bir zaman diliminde uygulanmasının gereği ve en doğrusu doğru iletişim teknikleri ve teknolojileri kullanılması gereği ve nihayetinde toplumsal bir hareket yürüttüğünüz içinde toplumdaki müttefiklerin ve dostlarında varlığı temelinden hareketle doğru paktlar oluşturma gereğidir. Şimdi bu çerçeveden konuya baktığımızda; karşı taraf halen durumun farkına varamamış ve uygun pozisyon ve paktlar oluşturamamış, Fenerbahçe tarafından toplumda müttefik tespiti ve temini yapılamamış (çünkü bu stratejinin babası bunu gereksiz görerek burayı atlamış-dolayısı ile kopyacıları da atlamış), bu savaşın uygun savaşçı ve kadrolarla yürütülmesi gereği taktik açıdan doğru ama maalesef işleyiş açısından tam bir fiyasko (aksi taktirde bu kadar sinirli olmazlar ve kontrollerini kaybetmezlerdi) son 6 yılda birkaç kez şike ve teşvikte yakalanmış olmaları da tam da üstüne tüy dikilmesi anlamındadır.
Oysaki bu programın babası Mr. Hantington formülasyonu hazırlarken bunların atlandığını bilen ve bu programı uygulayan ABD’nin kendisini bu konuda denetleyecek ve eksikleri ilavelerle giderecek bir idari yapılanması vardı ama Fenerbahçe’nin böyle bir güncelleme ve eksik giderici yapısı olmadığı için zinde kalmakta bir takım zafiyetler yaşamaktadırlar ve başarı şansı azalmaktadır. Diğer taraftan münferit de olsa bir takım oluşumlar nasıl tehlikeli bir ortama sürüklenilmek istendiğini geç de olsa fark ettiler ve tavır almaya başladılar ve bu konuda trend böyle giderse mevcut Fenerbahçe yönetimi pes etmek zorunda kalacaktır.
İşte bu da Fenerbahçe’nin uzun vadede kazanımı olacaktır olmasına ama kısa ve orta vadede alınan bu darbelerin yaratacağı atalet ve edinilen düşmanlıklar nasıl temizlenecektir bu meçhul ve şu anda ki Fenerbahçe yönetimin umurunda da değil açıkçası.

Pazartesi, Ocak 01, 2007

AHMET ÇAKAR NASIL BİR YORUMCUDUR ACABA
Habertürk'ten Sn. Tuğrul Yenidoğan vasıtasıyla, sonra gazetelerden konunun tüm detaylarına vâkıf olduğumuz olaya göre TMSF'nin el koyduğu İstanbulspor hesaplarında 600 milyarlık bir fazlalık buluyor. Bu tabiiki sürekli mevcut paraların nereye kaybolduğunu araştırmanın peşinde olduğunu beyan eden TMSF için sürpriz bir durum. Bahse konu 600 milyarlık paranın kaynağı Fenerbahçe kulübüdür ve kulübe ait bir çek var. İstanbulspor Başkanı Adnan Sezgin (ve ne yazık ki şimdiki GS yöneticisi) ve bazı İstanbulspor yöneticilerine göre bahse konu 600 milyarlık çek Fenerbahçe’ye giden Petkov transferinin ödemesidir bu ödeme. Oysa Fenerbahçe kulübünden Türkiye Futbol Federasyonuna gelen resmi yazıdan, Petkov’un serbest oyuncu statüsünde olduğu için İstanbulspor kulübüne ödeme yapılmadığı anlaşılıyor.
Araştırmalar derinleşince, Fenerbahçe’den gelen 600 milyarın ne şekilde dağıtıldığını gösteren elyazısı bir belge ortaya çıkıyor. Galibiyet primi dağıtımına benzeyen listede, Beşiktaş Beşiktaş maçında ilk 11'de olan futbolcular başta olmak üzere, Antrenör Sn. Aykut Kocaman dışında herkesin bu primden pay aldığı görülüyor.
Konu bu kadar açık ve anlaşılır durumda iken; Sn. Tuğrul Yenidoğan’ın proğramına telefon ile bağlanan Sn. Ahmet Çakar olayları net olarak anladığını izah etmekle birlikte, konunun asla Fenerbahçe'yi ilzam etmeyeceğini beyan ediyor ısrarla. Fenerbahçe'yi bırakmayacaksa kimi bırakacak acaba? Sn. Ahmet Çakar konu bu kadar açık iken ve siz bu konuyu bu kadar net anladığınızı beyam etmiş iken hala daha nasıl Fenerbahçe’yi bağlamaz diyebiliyorsunuz pesssss. Gerçi siz genellikle böyle yorum yapmayı tercih ediyorsunuz ki adınız fazlaca telaffuz edilsin. Zaten bu günlerdeki reklam vs. gibi bir takım çalışmalarla da ününüzü paraya tahvil etmeye de başladınız hani bizi ilgindirmez sizin kazancınız ama davranışlarınız ve yorumlarınız arasında bu kadar fark olunca durum biraz izahtan uzaklaşıyor gibi.
Diğer taraftan Fenerbahçe’nin 2000-2001 sezonundaki şampiyonluğunun yaptıkları Samsunspor şikesi ile geldiğini Sn. Cihan Oskay açıklamalarında kendisi hiç taraf olmadığı halde ve nasıl oluryorsada zamanlama açısından da hiss-i kablel vukusu yüksek insan Sn. Ahmet Çakar aynı saatlerde yayınlanan ATV’deki Santra programında Sn. Cihan Oskay’ın 2 ay önce kendisine geldiğini, para karşılığı programa çıkmak istediğini; ancak kendisinin bu teklifi kabul etmediğini dile getiriyordu. Hemde nasıl dile getirmek ağzını hatta edebini bozarak vede boyunuda çokça aşarak hakaretler yağdırıyordu, ayrıca sanki uzmanmış gibi de psikolojik çözümlemeler de yaparak hakaretlerinide artırıyordu. Ancak farklı ve güvenilir kaynaklardan gelen bilgilere göre de konu Sn. Ahmet Çakar’ın Sn. Cihan Oskay’a yada elindeki belgelere güvenmemesinden kaynaklanmıyor tam tersine de çalıştığı kurumun halka açılma çalışmalarından ötürü Fenerbahçe tabanından hisselere ilgi gösterilmezse kaygısı ön plana çıkıyordu. Ayrıca bu hırçınlığı hatta saldırganlığıda uzunca bir süredir fırsat aradığı eski patronu Sn. Serhat Ulueren ile küçük bir hesaplaşma hazırlığı idi. Ancak tabiiki kıymeti kendinden menkul eski hakem yeni yorumcu Sn. Dr. Ahmet Çakar Petrol Ofisi Spor Kulübü Başkanı Sn. Şahin Ulu’nun bu konulara görgü tanığı olacağını ve proğrama bağlanacağını hiç hesaplayamamıştır. Bu konu ile ilgili daha bir sürü şey yazmak mümkün ama fazla uzatmadan Sn. Dr. Ahmet Çakar ‘ın artık ne kadar taraflı önyargılı bir şekilde Fenerbahçe’yi ve Fenerbahçe yönetimini kurtarmaya yönelik çabalar içinde olduğunu artık herkes görmüştür.
Ve biz de kendisine bir kez daha soruyoruz Sn. Dr. Ahmet Çakar sahi sizin bu Fenerbahçe vede özellikle Sn. Aziz Yıldırım konusunda bu saldırgan tutum içinde olmanızın özel bir nedeni mi var acaba? Korkunuzdan ötürü bu tür konularda taraflı davranacaksanız toplumu terörize ettiğinizin farkındamısınız? Lütfen eğer öyle ise hani çok uzman uzman konuştuğunuz asli mesleğiniz olan doktorluğa dönünde yaptığınız hatalardan kocaman bir toplum yerine size gelme cesareti gösterebilecek kadar hastanız olumsuz etkilensin.