Cumartesi, Kasım 29, 2008

HAKEM ÇOCUĞU HAKEM OĞUZ SARVAN ve MEMURLARI

Yine bir Fenerbahçe maçı ve yine hile, hurda, dolap, desise, şaibe kokan bir hakem yönetimi, hakem çocuğu hakem ve gönül verdiği Fenerbahçe takımın bir derby maçı daha, Merkez Hakem Komitesi başkanlığına tayin edildiği günden beri şaibeden kurtulamayan bırakın kurtulmayı sık sık da tüm gizleme çabasına rağmen açığa çıkan ve de özellikle hakem atamasından maçın yönetilmesine kadar olan süreçte gösterdiği süper taraflılık ve yarattığı büyük skandal sayesinde Fenerbahçe karşısında katlettiği Galatasaray’dan sonra Beşiktaş’ın da katledilmesi için bu hakem çocuğu hakem yine kendi takımı lehine maç yönetecek bir hakem tayini yapmıştır, artık bu böylemidir değilmidir diye tartışılır olmaktan çıkmış ve sadece yardımın şiddeti ne olmuştur tartışılmaktadır sokakta, kahvehanede ve işyerlerinde.
Bugün gündüz saatlerinde; “Krizin faturasını ödemeyeceğiz” diyerek bir miting düzenleyenleri, hiçte gereği olmamasına rağmen sadece ve sadece güçlüden yana tavır koyma geleneğini bozmayarak, her zaman olduğu üzere polis, Ankara’da bir güzel dövdü yaa, mensubu olduğu kurumun geleneğini bozmayan hakem çocuğu hakem Oğuz Sarvan’ın tayin ettiği polis Bünyamin Gezer’de Kadıköy Saraçoğlu stadında saha dışı gücü su götürmeyen Fenerbahçe karşısında Beşiktaş’ı hakem çocuğu hakem Başkanının takımı kazansın diye yardımcıları ile beraber yeterince elde beyde beğenir biçimde dövdü ve hakem çocuğu hakem Oğuz Sarvan’ın yüzünü kara çıkartmadı. Hakem çocuğu hakem Oğuz Sarvan’ın tayin ettiği Polis Bünyamin Gezer’in bugün elinde sadece biber gazı ve göz yaşartıcı bombası eksikti, ama öyle bakışları vardı ki ne biber gazını ne de göz yaşartıcı bombayı arattı ve özellikle Beşiktaş’ın orta saha oyuncularına karşı, zannedilir ki adam gözü ile biber gazı sıkma eğitimi almış mesleki olarak.
Maçın ne taktiği ne tekniği ne hangi oyuncu çıktı hangisi girdi, yahu bu girenin yerine şu girseydi şu oyuncu geç girdi yok bu çok geç çıktı, yahu maça şu takım 3-5-2 ile çıktı, öyle değil 4-4-2 ile çıkması gerekti gibi avanakça bir takım şeyler yazmamı kimse benden beklemesin. Burada yıllardan beri Fenerbahçe lehine yapılan bu haksız uygulamaların hadi genel kabul görmüş ama maalesef şikeye, hileye, hurdaya ve desiseye çanak tutar lafı; “Fenerbahçe lehine hatalar yapmak” mucibince olan davranışlardan bahsedeceğim. Selçuk, Edu, Lugano, Deivid, Gökhan ve Uğur (aslında bu taife tüm maçlarda böyleler ya) başta olmak üzere tüm Fenerbahçe’liler inanılmaz faullü oynuyorlar Kabadayı kılıklı Polis abimiz kendisini tayin eden hakem çocuğu hakem Oğuz Sarvan’ın yüzünü kara çıkarmayacak ya; pasa faulü Beşiktaş’a veriyor, hiç gereği yokken bence Beşiktaş’ın orta sahadaki en azından bugün oynadığı bölümde sahanın en iyilerinden Cisse’ye uydurduğu, faul olduğu bile tartışılan pozisyonlarda 2 sarı kart gösterdi ve maçın nasıl bir skorla biteceğini işte o an ilan etti aslında. Beşiktaş’ın attığı; bana göre buz gibi, bal gibi ne derseniz deyin adına, ama çok açık golü iptal edin aynı şekilde hem de nerede ise, Guiza’ın 3 mt offside pozisyonuna ses çıkarmayın hatta golü verin, hatta bir sonraki pozisyonda da aynı futbolcu aynı şekilde offside ama oyunu durdurmayın devam ettirin, yaranacaksınız ya psikolojik üstünlüğü de verin Fenerbahçe’ye. Daha sayılacak çok pozisyon var buna benzer ama gerek yok işte ben ve benim gibi düşünenler yeterince güçlü değil kim takar bizi kemerine hesabı siz durmayın yola devam edin bakalım.
Bu hakem çocuğu hakem Oğuz Sarvan’ın tayin ettiği kabadayı kılıklı polis abimiz bir arada işin dozunu iyice kaçırdı ve verdiği güzel bir pasla Fenerbahçe adına yarattığı gollük pozisyondan sonra Fenerbahçe forması giymesini bekledik ama bu sefer bizi yanılttı yada biz o kadar olamayacağını düşünemeyerek yanıldık.
Sahaya özellikle Beşiktaş hızlı oynamasın, hızlı atak yapmasın, yada atacağı gol yada goller sayılmasın diye gerek top toplayıcı eskilerin deyimi ile 2,5 luklar (ikibuçukluklar) gerekse de Fenerbahçe taraftarlarının sahaya attığı 2. toplar konusunda bir türlü yapması gerekeni yapmadı bakalım TFF neler yapacak ama mutlaka Galatasaray maçındaki verilmeyen penaltılarda olduğu üzere açıklama muhtemelen şöyle olacaktır “ama top toplayıcı 2,5 luklar (ikibuçukluklar) ve Fenerbahçe taraftarları kötü niyetli değildi”. Merakla ve ilgi ile izleyeceğiz bakalım bu hakem çocuğu hakem Oğuz Sarvan’ın mensubu olduğu TFF ne yapacak bu konuda, bakalım Fenerbahçe takımına ceza verecekler mi? Yoksa yine geçen yılki Fenerbahçe-Galatasaray maçında muhtemelen yine aynı 2,5 luklar (ikibuçukluklar) hem de futbolcu postu giymiş futbolcu kılıklı Gökhan Gönül ile birlikte aynı hareketleri yapmışlardı da, başta eski hakem kılıklı Erman Toroğlu olmak üzere, “ama ne var canım Gökhan Gönül iyi niyetli idi” diyerek konuyu örtmüşlerdi ya, Fenerbahçe taraftarı geçen yıl sahaya 2. topu atma konusunda yaptığı staj ve sonucundaki aldığı takdirname gereği bu sene artık topluca bu hareketi yaptılar. Çok merak ediyorum bunda bir şey yok diyenler bakalım bu sene de buna alkış tutacaklar mı?
Gökhan Gönül iyi top oynuyor tabii ki biz etik açıdan bunları söylüyoruz yoksa oynadığı oyuna ne diyelim, zaten milli takımada sadece terbiye seviyesinin düşüklüğü nedeni ile alınmıyor ya herkes… Derdimiz sadece şu takım bu takım kazansın değil olamaz da. Ne demiş Mustafa Kemal Atatürk; “Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda iyi ahlaklısını severim” işte bizim derdimiz bu. Ama ben bu konuda Türkiye’deki milyonlarca sporsever gibi bu işten umudumu kestim artık, çünkü biz biliyoruz ki TFF Başkanı Mahmut Özgener ve Levent Kızıl (tescilli Fenerbahçe taraftarı ve Beşiktaş düşmanı) orada olduğu sürece, Aziz Yıldırım ve aziz ekibi Fenerbahçe ve Klüpler birliğinin yönetimde olduğu sürece, hakem çocuğu hakem Oğuz Sarvan MHK başkanı olduğu sürece bu işlerin asla değişmeyeceğini çok iyi biliyoruz.
Diğer taraftan bütün klüp yöneticileri, bütün futbolcular ve bütün hakemler mademki her açıklayamadıkları pozisyon için topu hakem kılıklı hakem eskisi Erman Toroğlu’nu “akşam Erman hoca açıklar artık” anlayışına gelmişler ise, beklenen olmuştur artık canım ülkemde. Yahu ne tuhaftır, ne yaman çelişkidir bu; maçlarda ya da sohbetlerde Fenerbahçe ve Aziz Yıldırım’ a biat etmesi nedeni ile aleyhine en acılı ve en ağdalı küfürleri ettikleri hakem eskisi Erman Toroğlu’nun yorumlarına “akşam Erman hoca hoca açıklar artık” kabullenmesi oluşmuş ise vay benim canım ülkemin canım futboluna. Önceki bir yazımızda bahsettiğimiz ve yıllar içerisinde ince ince ve tahammüden oluşturulan bu psikolojik ortam konusunda bunun da önemli bir merhale olduğu açık olup ayrıca yayıncı kanalın maç yayın yönetmeni Musa Çözen’in istediği pozisyonu tekrar tekrar göstermesi ama tuttuğu takımın aleyhine olan bir pozisyonu asla tekrar yaptırtmaması da buna işlere çanak tutmuştur. Hele hele Fenerbahçe klübünden akreditasyon almamış isterse Galatasaray isterse Beşiktaş eski ve meşhur milli futbolcusu olsun hiçbir gazetede yazı yazamaması ya da herhangi bir televizyon kanalında yorumcu olarak çalışamaması da ayrı ve üzerinde isim isim detaylı çalışılması gereken bir konudur bu psikolojik ortamın hazırlanmasında, tıpkı bir zamanlar Fenerbahçe’nin sürekli şampiyonluklar aldığı ve Türkiye’ye sadece Yugoslavya’dan futbolcuların geldiği dönemde canım ülkemin futbolunun seviye ve irtifa kaybetmesinin baş aktörü Fenerbahçe eski başkanlarından Ali Şen’in bürosundan geçmeyen bir Yugoslav futbolcunun Türkiye’de Galatasaray ve Beşiktaş dahil olmak üzere hiçbir klüpte futbol oynayamaması gibi…
Canım ülkemin futbolunun kurtulmasının ve yaratılan bu kumpas ve ketempereden kurtulmanın yegane yolu ise; Eski Fenerbahçe menajeri, yeni Gözlemciler ve Temsilciler Kurulu Başkanı Kemal Dinçer’in GTK başkanlığından, hakem çocuğu hakem tescilli Fenerbahçeli Oğuz Sarvan’ın Merkez Hakem Kurulu başkanlığından; Altay klüp başkanlığı günlerinde başkanı olduğu takımın sürekli olarak neden küme düştüğü pek ve yeterince anlaşılamayan Mahmut Özgener’in TFF başkanlığından ve Tescilli Fenerbahçeli TFF yönetim kurulu üyesi Levent Kızıl’ın başta olmak üzere diğer tüm zevatın behemehal istifa etmeleri başlangıç olarak kaçınılmazdır.

Perşembe, Kasım 13, 2008

HAKEMOĞLU HAKEM OĞUZ SARVAN

Son 9 yıldır Kadıköy’den galibiyet çıkaramamış Galatasaray ve Kadıköy’de Galatasaray’a şans tanımayan Fenerbahçe derby maçta karşı karşıya geldi ve gelenek yine bozulmadı ve bu sonuçtan geleceğe bir kez daha bakılırsa anlaşılan o ki, bu kafa ile daha “3 vade” Galatasaray Fenerbahçe’yi yenemez; 9 yıl mı desem 99 yıl mı desem 999 yıl mı desem, bilemem.

Saffet Sancaklı Fenerbahçe’ye transfer olduğu günlerde yine bir Fenerbahçe maçı arifesinde yaptığı açıklamada “Galatasaraylı oyuncuların Kadıköy’de sahaya çıkarken ayakları titrer” demiş idi, tabii bir önceki dönemde Galatasaray’da oynamış olan bir futbolcunun bu konuda bir şeyler söylemesi hak gibi görünse bile bir haddini aşma olduğu aşikâr iken dönemim ünlü Galatasaray yöneticisi Fatih Terim’in bu konuda herhangi bir şey dememesi muhtemeldir ki muhatap almamasından olsun diyelim ama bildiği ya da bilmediği her konuda Kenan Evren misali bir laf söyleme hakkı ve cüreti bulunduğunu bildiğimizden; iddiayı teyit eder bir davranış mı göstermiştir acaba susarak? Bu konuda herkes farklı farklı binlerce izah yolu bulabilir şiddetle ret edilebilir ya da kolaylıkla yandaş olabilir bu iddiaya, ancak bir gerçek var ki oda bu ruhsal durumun yaratılabilmesi için uzun yıllardan beri Türkiye Futbol Federasyonu yetkilileri Fenerbahçe Cumhuriyetinin yöneticileri ile kol kola ince ince çalışmışlar ve maalesef Galatasaray yöneticileri ya bunu görememişler ya da ses çıkarmamışlar ve sonuç itibari ile inanılmaz bir psikolojik ortam oluşturdular.

Bahse konu psikolojik ortam, son 9 yılın falan değil çok uzun yıllardır gerçekleştirilen bir operasyon olup bu operasyonun aktörleri ise; Özcan Oal, Talat Tokat-Metin Tokat, Sadık Deda-Cem Deda, Ünsal Çimen, Ali Aydın, Erol Ersoy, Orhan Erdemir, Erman Toroğlu, Ahmet Çakar, İsmet Arzuman başta olmak üzere nerede ise tüm hakemlerdir. Ancak bu grubun içine girmekle birlikte gönlümde ve zihnimde ayrı bir yeri olan Hakem Muzaffer Sarvan oğlu hakem Oğuz Sarvan’ı ayırmak istiyorum. Babası gibi kanı sarı-lacivert akan Fenerbahçeli bir hakem olup, normal karşılanacak bu durumu gizlemek ve taraftarı olduğu kulübe rakibine saldırabilmesi amacı ile de koz vererek, tam bir yönlendirme olması amacı ile Galatasaraylı olduğunu el atından ve kulaktan kulağa fısıldayarak yaymıştır, tam istihbarat örgüt elemanlarına yakışan bu tavrı ile de taraftarı olduğu kulüp taraftarları gönlünde müstesna bir yer elde etmiştir. Halen 9 Eylül Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Makine Bölümünde öğretim görevlisi olarak çalışan bu muhterem çok yakın zamanda karısının fazla kilolarını bahane ederek magazin basınına konu olmuş bu hakem eskisi Galatasaray tribünleri tarafından büyük Oğuz diye anılmakta (küçüğümü kim tabiî ki Oğuz Çetin) ve taraftarı olduğu Fenerbahçe kulübünün akreditasyonu neticesinde ve Galatasaray’ın canına okumak misyonu ile getirildiği TFF Merkez Hakem Kurulu Başkanlığında taraftarı olduğu, gönül verdiği kulübü Fenerbahçe’ye bu seferde saha dışında masa başında Ali Cengiz oyunları çevirerek hizmet etmektedir. Bu hakemoğlu hakemin; Fenerbahçe kulübünün taraftarlığını haklı ve resmi olarak elde ettiği maç, İstanbulspor Fenerbahçe arasında oynanan ve adaşı Fenerbahçeli Oğuz’un rakibine attığı tokatı görmezden gelerek rakibine sarı kart gösterdiği maç olmuş ve kararın Fenerbahçe Cumhuriyetinin onayını alması ise Galatasaraylı futbolcu Hakan Şükür ile “sırtında bir tek Fenerbahçe forması eksikti” iddialarına karşın gittiği mahkemeyi kaybetmesi olmuştur.
Ayrıca; Erman Toroğlu’nun Galatasaray düşmanlığı konusunda da bir iki laf ederek psikolojik ortam nasıl hazırlanmıştır konusuna bir son verelim. Erman Toroğlu’nun futbolculuğu sırasında Galatasaray Yönetim Kurulu üyesi ve Futbol Şubesi sorumlusu ile Galatasaray’a transferi konusunda el sıkıştığı, hatta sözleşme yapmak üzere o zamanın en önemli ulaşım aracı olan trenle İstanbul’a giderken, Galatasaray Kulübü Başkanının kendisini istememesi üzerine de Eskişehir’den geriye gönderilmesi hala bilenlerin hafızasındadır.
İşte bu ahval ı şeraitte; MHK Başkanı Fenerbahçe taraftarı Galatasaray düşmanı hakemoğlu hakem Oğuz Sarvan bir tarafta, Galatasaray düşmanı Erman Toroğlu bir tarafta olmak üzere; tüm TV’lerde ve gazetelerde ancak Fenerbahçe’nin akreditasyonu neticesinde yazarlık ve yorumculuk yapan başta da eski Galatasaraylılar maalesef bu ortamın oluşmasına yol açmıştır.
Hakem camiasının bu durumu sürekli olarak; ülkemizin hemen hemen her şehrinde bulunan 3. sınıf pavyonların 3. sınıf müşterilerinin assolistlerden şarkı isteği yapmak istemeleri halinde hemen 3. sınıf bir peçete üzerine tükenmez kalemle şarkı isimlerini yazarak assoliste iletmeleri biçiminde oluşunu hatırlatmaktadır bana. Son maçın hakemini de atayan tescilli Fenerbahçe taraftarı ve Galatasaray düşmanı olan MHK başkanı hakemoğlu hakem Oğuz Sarvan; Hüseyin Göcek’i bu maçın assolisti olarak atamış ve atanan assolist Hüseyin Göcek’te kendisine peçete üzerinde; 1-Aziz Yıldırım 2-Mahmut Özgener 3-Yaşar Büyükanıt ve 4-Nihat Özdemir tarafından gelen talepleri geri çevirmeden kendisine güvenenleri mahcup etmeden gelen 4 talebi de eksiksiz yerine getirmiştir. Maç sonrası da 10 kusurlu harekete maruz kalan Ümit Karan’ı iyi niyetli olmamakla, kendisine karateci ve karakucak güreşçisi imişçesine faul yapan Selçuk ve Deivid’in yaptığı hareketlerin normal olduğunu beyan eden bir başka tescilli Galatasaray düşmanı Erman Toroğlu da mezkur assolistin yarattığı havanın dağılmaması için elinden geleni de yapmıştır. Bunun aksini iddia edecek muhteremlere ise sadece; Selçuk’un daha 26. dakikada 2. sarı karttan atılması gereğini hatırlatmanın yeterli olacağını söylemek ve 9. dakikada Fenerbahçe ceza sahası önünde yapılan faulu düdük çalıp hemen koşarak faul noktasına gelip “direk vuruş” hareketi yapıp ne hikmetse de sonradan endirek vuruş işareti yapması konusu ise kendisine yapılan istekler sonucunda kafasının ne kadar karışık olduğunu göstermiştir. Dahası mı Gökhan Gönül verdiği kararı beğenmeyerek topu yere vurmuş ama; ne gam konu rüşt ispatı ya kendisine gelen istekleri cevaplayacak ya sus pus kartı unutuyor, Fenerbahçe 2. golünün hemen öncesinde Fenerbahçe ceza sahası önünde Lincoln’e faul yapılıyor ama Galatasaraylı futbolcular kötü niyetli ya assolistimize göre, 3. Fenerbahçe golü offside ne gam, Lugano ve Edu sürekli dirsek vuruyor ne gam assolist MHK başkanı abisine ve istek yapanlara yaranacak ya… Yeni bir hakemoğlu hakem Oğuz Sarvan daha doğuyor yeşil sahalarımıza müjdeler olsun Fenerbahçe Cumhuriyetine… Bu hakem benzerlerinin ne olduklarını zaten hemen hemen hiçbir Avrupa maçına davet edilmemeleri kendilerine ancak UEFA asbaşkanının himmeti ve himayesi ile sonucu hiç önemli olmayan ve yılda da sadece 2 ya da 3 maçı geçmeyecek kadar maç yönetmeleri göstermekte olup, ayrıca Fenerbahçe’nin de Avrupa yabancı hakemlerle durumu da ortadadır.
Uzun yıllardır oynanan bu maskara oyunun son perdesi Pazar günü Kadıköy’de bir kez daha oynandı, yazının başında da belirttiğim üzere bu maçlar bu atmosferde ne kadar oynanırsa oynansın sonuç değişmez ve değişmeyecektir.
Bu şartların değişebilmesi için Galatasaray yönetiminin; tescilli bir başka hakem eskisi ve MHK Başkanı olan Ali Aydın konusundaki hataları tekrarlamadan, acilen bu hakemoğlu hakem Oğuz Sarvan’ın istifasını istemeli ve bundan sonra dengeli maçlar yönetilmeyecek ise de Fenerbahçe maçlarına Kadıköy’de çıkılmamasının gündeme getirilmesi gerekmektedir. Böyle şikecilerin kepaze oyunlarına alet olunmamalıdır tez elden gereği yerine getirilmelidir bence hem de hiç zaman kaybetmeden.

12.11.2008
Ankara

Çarşamba, Mart 19, 2008

Sn. Serdar AKBIYIK;

30.05.2007 tarihinde yazdığınız yazı da; “Türkiye’de hiçbir şey gözüktüğü gibi değil. Mesela Fenerbahçe sürekli rakipleri tarafından siyasi yönetimlerce kayırılmakla suçlanır” diye buyurmuşsunuz. Bunun nedeni olarakta “Aslında bunun altında yatan Atatürk’ün Fenerbahçeli olması ve Kurtuluş savaşı sonrası milliyetçi dengelerin Fenerbahçe’ye duydukları sevgidir” demişsiniz. İlaveten “1950’lerde Demokrat Parti zamanında Fenerbahçe hiçbir mal ve mülk edinememiştir. Hatta Saraçoğlu sayesinde kulübün satın aldığı Fenerbahçe sahasına bir stat bile yapılamamıştır. Üstelik dönemin başbakanı Menderes’in verdiği bütün sözlere rağmen“ diye devam ederek de yumurtlamaya devam etmişsiniz. Ve “Peki o dönemde Galatasaray neler elde etmiştir“ diye de başlayarak maşallah elinize sağlık; acaba bütün bunlar “hastalıklı kafanızın olmasından mı” yada “okuduklarını anlayamamaktan mı” yada “sadece GS düşmanlığınızın sürekli sizi dürtmesinden mi” yada “gazetecilik yapabilmenizi sadece ve sadece FB li birilerinin himmetine mi borçlusunuz” bilemem ama ve eğer bu hastalıklı fikirlerinizi nelerin karşılığı temin ettiğiniz bizce çok net bir biçimde bilinen; gazete köşenizde yazmamış olsaydınız, yani evinizde 23 nisan çocukları gibi bir sandalye üstüne çıkıp ailenize söyleseydiniz yada hamamda türkü çığırma faslından sayılacak banyo yaparken seslendirmiş olsaydınız bizi hiç ilgilendirmezdi şüphesiz duymadığımız için ama; gerçekten düşmanlık düzeyinde yaptığınız bu işler artık size bir cevap yazmamı gerektirdi. Hele hele “köpeksiz köyde değneksiz gezmek kabilinden” lafa benzeyip benzemediği de belli olmayan bir şekilde “Fenerbahçe Burnu'ndaki bir arsa Galatasaray’a tahsis edilmiştir. Galatasaray’ın ezeli rakibinin hemen yanındaki arsaya sahip olmak istemesi bile manidardır. Hangi güçle buraya sahip olmuştur? Biraz dürüst olanlar buna cevap versin” diye yazınca artık sizin hastalıklı beyninizin kontrol edemediği ve açıkçası ne karıştırması gerektiği de belli olan ama maalesef kalem karıştıran elinizin düşmanlık kusmukları karşısında size birinin dur demesi ve dersinizi sizin kullandığınız dille vermesinin zamanı geldi de geçti herhalde.
Siz kim oluyorsunuzda dürüstlükten bahsediyorsunuz? Sizin böyle bir hakkınızn olmadığının tekzibi; himmet ve şefkat gösteren Aziz Abilerinizin sayesinde gazetecilik yapıyor olmanızdır. Sizin elinize tutuşturuyorlar yazıyı, sizde bunu anlayabilecek ve tartabilecek izandan vareste tutulduğunuzdan bu tutuşturulan yazının önemli birşey olduğunu zannediyorsunuz. Peki dürüst adam tarifine sizin bu çalışma tarzınız uyuyormu?
Peki bay Akbıyık; hadi diyelim yukarıdakiler de hezeyan; hadi diyelim ki 70 li yıllarda futbolcu kaçırmak için hava kuvvetlerinin FB ye tahsis ettiği uçak kullanımlarını da bilmiyorsunuz, hadi diyelim ki şike üstü yakalanan; hemde 3 defa, tek türk takımı olmasını da bütün belgelere rağmen görmezden geliyorsunuz,
Peki; “Finans merkezi olarak planlanan Ataşehir'de, Kadıköy Belediyesi'nin payına düşen 58 dönüm arazi F.Bahçe'ye hibe edildi” haberi üzerine birşey demiyecekmisiniz, “Böylece ilk 8 yıl 64-80 milyon dolar arasında, sonraki 6 yıl da 138-150 milyon dolar gelir sağlanacak. Böylece kulübün yapacağı alışveriş merkezindeki mağaza, restoran ve cafe-barların kiraları ile spor salonundaki loca ve bilet gelirlerinden 14 yılda 202-230 milyon dolar arasında gelir elde edilecek. Bu rakama 58 dönümlük bir araziyi de hibe olarak aldığı eklenirse (bölgede alışveriş merkezi için 1 dönüm arazi bedeli 2 milyon YTL olacağı belirtiliyor) toplam 116 milyon YTL'lik (yaklaşık 100 milyon dolar) bir gelir sağlanacak. Bu durumda F.Bahçe, Kadıköy Belediyesi'nin jestiyle kabaca 300 milyon dolarlık bir gelire de sahip olacak” konusunda 2 laf etmek gibi bir niyetiniz de mi yok? Acaba bu konuya değinebilmek için size izin verecekler mi Aziz Abileriniz? Yoksa bu konuda da bu güne kadar tarafınıza yapılan tekzipler ve düzeltmeler karşısında “dut yemiş öküz*” tavrınızı mı göstereceksiniz? Acaba GS nin seyrantepe projesine karşı ciyakladığınızın yarısı kadar da mı bu konuşamayacaksınız? Evet söyleyin bakalım; eğer bunları yapmayacaksanız da biz bundan sonra size aynen s size hakaret etmek için tahsis edilen köşenizdekilere benzer şekilde ve hatta daha da ağır sözler edebilme hak ve ruhsatına sahip olacağımızı biliniz.
Ve son söz olarak ta; bu ülkede tüm takımların formaları kutsaldır ve bu takımlarda oynayan tüm futbolcular en azından profesyonellikleri gereği de olsa bu formaları takımlarının aşkı ile taşırlar, bu konuda size tavsiyem asla aklınızın yetmediği konularda da laf etmeyin.

LAF; LAFI EDENİN DE ADAMLIĞININ SEVİYESİNİ GÖSTERİR.



* bu sözün aslı neydi tam hatırlayamadım aklımda kaldığı kadarı ile yazıyorum ama bu konuda bir hatada yapmışsam da şimdiden özür dilerim

Salı, Mart 18, 2008

Sn. Serdar AKBIYIK;

30.05.2007 tarihinde yazdığınız yazı da; “Türkiye’de hiçbir şey gözüktüğü gibi değil. Mesela Fenerbahçe sürekli rakipleri tarafından siyasi yönetimlerce kayırılmakla suçlanır” diye buyurmuşsunuz. Bunun nedeni olarakta “Aslında bunun altında yatan Atatürk’ün Fenerbahçeli olması ve Kurtuluş savaşı sonrası milliyetçi dengelerin Fenerbahçe’ye duydukları sevgidir” demişsiniz. İlaveten “1950’lerde Demokrat Parti zamanında Fenerbahçe hiçbir mal ve mülk edinememiştir. Hatta Saraçoğlu sayesinde kulübün satın aldığı Fenerbahçe sahasına bir stat bile yapılamamıştır. Üstelik dönemin başbakanı Menderes’in verdiği bütün sözlere rağmen“ diye devam ederek de yumurtlamaya devam etmişsiniz. Ve “Peki o dönemde Galatasaray neler elde etmiştir“ diye de başlayarak maşallah elinize sağlık; acaba bütün bunlar “hastalıklı kafanızın olmasından mı” yada “okuduklarını anlayamamaktan mı” yada “sadece GS düşmanlığınızın sürekli sizi dürtmesinden mi” yada “gazetecilik yapabilmenizi sadece ve sadece FB li birilerinin himmetine mi borçlusunuz” bilemem ama ve eğer bu hastalıklı fikirlerinizi nelerin karşılığı temin ettiğiniz bizce çok net bir biçimde bilinen; gazete köşenizde yazmamış olsaydınız, yani evinizde 23 nisan çocukları gibi bir sandalye üstüne çıkıp ailenize söyleseydiniz yada hamamda türkü çığırma faslından sayılacak banyo yaparken seslendirmiş olsaydınız bizi hiç ilgilendirmezdi şüphesiz duymadığımız için ama; gerçekten düşmanlık düzeyinde yaptığınız bu işler artık size bir cevap yazmamı gerektirdi. Hele hele “köpeksiz köyde değneksiz gezmek kabilinden” lafa benzeyip benzemediği de belli olmayan bir şekilde “Fenerbahçe Burnu'ndaki bir arsa Galatasaray’a tahsis edilmiştir. Galatasaray’ın ezeli rakibinin hemen yanındaki arsaya sahip olmak istemesi bile manidardır. Hangi güçle buraya sahip olmuştur? Biraz dürüst olanlar buna cevap versin” diye yazınca artık sizin hastalıklı beyninizin kontrol edemediği ve açıkçası ne karıştırması gerektiği de belli olan ama maalesef kalem karıştıran elinizin düşmanlık kusmukları karşısında size birinin dur demesi ve dersinizi sizin kullandığınız dille vermesinin zamanı geldi de geçti herhalde.
Siz kim oluyorsunuzda dürüstlükten bahsediyorsunuz? Sizin böyle bir hakkınızn olmadığının tekzibi; himmet ve şefkat gösteren Aziz Abilerinizin sayesinde gazetecilik yapıyor olmanızdır. Sizin elinize tutuşturuyorlar yazıyı, sizde bunu anlayabilecek ve tartabilecek izandan vareste tutulduğunuzdan bu tutuşturulan yazının önemli birşey olduğunu zannediyorsunuz. Peki dürüst adam tarifine sizin bu çalışma tarzınız uyuyormu?
Peki bay Akbıyık; hadi diyelim yukarıdakiler de hezeyan; hadi diyelim ki 70 li yıllarda futbolcu kaçırmak için hava kuvvetlerinin FB ye tahsis ettiği uçak kullanımlarını da bilmiyorsunuz, hadi diyelim ki şike üstü yakalanan; hemde 3 defa, tek türk takımı olmasını da bütün belgelere rağmen görmezden geliyorsunuz,
Peki; “Finans merkezi olarak planlanan Ataşehir'de, Kadıköy Belediyesi'nin payına düşen 58 dönüm arazi F.Bahçe'ye hibe edildi” haberi üzerine birşey demiyecekmisiniz, “Böylece ilk 8 yıl 64-80 milyon dolar arasında, sonraki 6 yıl da 138-150 milyon dolar gelir sağlanacak. Böylece kulübün yapacağı alışveriş merkezindeki mağaza, restoran ve cafe-barların kiraları ile spor salonundaki loca ve bilet gelirlerinden 14 yılda 202-230 milyon dolar arasında gelir elde edilecek. Bu rakama 58 dönümlük bir araziyi de hibe olarak aldığı eklenirse (bölgede alışveriş merkezi için 1 dönüm arazi bedeli 2 milyon YTL olacağı belirtiliyor) toplam 116 milyon YTL'lik (yaklaşık 100 milyon dolar) bir gelir sağlanacak. Bu durumda F.Bahçe, Kadıköy Belediyesi'nin jestiyle kabaca 300 milyon dolarlık bir gelire de sahip olacak” konusunda 2 laf etmek gibi bir niyetiniz de mi yok? Acaba bu konuya değinebilmek için size izin verecekler mi Aziz Abileriniz? Yoksa bu konuda da bu güne kadar tarafınıza yapılan tekzipler ve düzeltmeler karşısında “dut yemiş öküz*” tavrınızı mı göstereceksiniz? Acaba GS nin seyrantepe projesine karşı ciyakladığınızın yarısı kadar da mı bu konuşamayacaksınız? Evet söyleyin bakalım; eğer bunları yapmayacaksanız da biz bundan sonra size aynen s size hakaret etmek için tahsis edilen köşenizdekilere benzer şekilde ve hatta daha da ağır sözler edebilme hak ve ruhsatına sahip olacağımızı biliniz.
Ve son söz olarak ta; bu ülkede tüm takımların formaları kutsaldır ve bu takımlarda oynayan tüm futbolcular en azından profesyonellikleri gereği de olsa bu formaları takımlarının aşkı ile taşırlar, bu konuda size tavsiyem asla aklınızın yetmediği konularda da laf etmeyin.

LAF; LAFI EDENİN DE ADAMLIĞININ SEVİYESİNİ GÖSTERİR.



* bu sözün aslı neydi tam hatırlayamadım aklımda kaldığı kadarı ile yazıyorum ama bu konuda bir hatada yapmışsam da şimdiden özür dilerim

Perşembe, Mart 06, 2008

KİM BU NİHAT ÖZDEMİR

Galatasaray-Fenerbahçe maçından sonra herkes hakemi konuşmaktaydı kimi şöyle dedi kimi böyle dedi, her söylenen de maalesef körün fil tarifini geçemedi. Bu konuda insanların yorum hakkına ve farkına hiçbirimizin eleştirme yada tasdik etme yada beğenmeme dışında yapabileceği birşey yoktur ve olmamalıdır da.
Hakeme verip veriştirmek için fırsat kolladığı herhalinden anlaşılan bir kısım zevat sazı eline alıp ve de maalesef önce “ben hakem hakkında konuşmayı sevmem, kamuoyu tarafından bu çok net bilinir.” teraneleri de atarak ama eleştiri adına hakarete varan, hedef gösterme kabilinden sayılacağından da cürüm işleme yada cürüm işlemeye teşvik etmekten de ayrıca da suç sayılması gereken fiiller işlenirken; Fenerbahçe adına söz söyleme hakkını başta Fenerbahçeli bazı yazar çizerlerde dahil olmak üzere NİHAT ÖZDEMİR’e tanımamaktadırlar. Beyefendi buyuruyor ki; “Oyuncularımız iyi mücadele etti. 10 kişi kalmamıza rağmen beraberliği yakaladık. İyi mücadeleye devam ediyorduk ama maçın hakemi, başından sonuna kadar maalesef maçı katletmiştir. Geçen yıl, herkesin hatırlayacağı üzere, kendi sahamızda Beşiktaş ile 1-1 berabere kaldığımız maçı yöneten hakem Selçuk Dereli de o karşılaşmayı katletmiş, bize çok büyük zararlar vermişti. Bugünkü maçın hakemi de maalesef maçı çığrından çıkartmıştır bu maçı yöneten hakem gibi hakemler, Türk hakemliğinden mutlaka temizlenmelidir. Biz bu hakemi bundan sonra maçlarımızda istemiyoruz. Kendi sahamızda Fenerbahçeli taraftarların hakeme yapacakları konusunda da sorumluluk alamayız, yapacaklarının önüne geçemeyiz.”

Breh breh... adama bak söylediğine bak...
Sen kimsin Nihat ÖZDEMİR’de bu boyundan büyük lafları ediyorsun.
Dürüstlük adına bu ülkede belki de en son konuşması gerekenlerden birisisin sen, bakma Fenerbahçeli fanatik taraftarların illaki kazanalım da “ne ve nasıl olursa olsun kazanalım” yaklaşımına...
1. Sadece 2 yıl önce aynı hakem bu sefer Galatasaray’ı ince ince ve çaktırmadan doğrayarak maçı Fenerbahçe’nin kazanmasına neden olunca zatıalilerinizce göklere çıkarıldığını unuttunuz herhalde?
2. Evet bu hakem Alisami Yen’deki maçta hata yapmadı mı yaptı, örneğin atması gerekirken Alex’i oyundan atma yürekliliğini gösteremedi, bu kabil hatalar başta olmak üzere maçın bu kadar gergin hale gelmesini önleyememesi de buna ilave edilebilir.
Diğer taraftan; bu açıklamaların ise tam tamına bir provakasyon ortamı hazırlamaya yöneliktir; Acaba;
1. Bu tehdit ile yeni MHK yi baskı altına mı almak istiyorsun?
2. Bu tehdit ile yeni TFF yi baskı altına mı almak istiyorsun?
3. Bu açıklama; Fenerbahçeli herhangi bir fanatiğin bu hakem yada bir başka hakeme herhangi bir saldırıda bulunması halinde Fenerbahçe yönetimini ilzam edeceğini bile bile mi konuşuyorsun yoksa ne olursa olsun sana dokunulamayacağını mı ilan ediyorsun?
Ayrıca;
1. Fenerbahçe yönetiminin Genelkurmay Başkanı’nı ziyarete gittiğinde Ankara’da bulunmana rağmen bu ziyarete katılamaman acaba Milli Savunma Bakanlığında ihalelere katılmaktan men edilmiş bir firmanın patronu olman nedeniylemidir?
2. Acaba kanunsuz davranışları yüzünden hakkında birdolu dava ve soruşturmalar bulunan bir firmanın sahibi olan ortağınız Sezai Bacaksız’ın Türkiye’ye gelemiyor olduğunun kamuoyu tarafından bilinmediğini mi düşünüyorsunuz?
3. Acaba telefon dinlemelerine takılan ve 1.000.000 $ rüşvet vermeyi önerdiğinizin ve sırf bu yüzden Fenerbahçe yönetiminde bulunarak bunlardan kurtulmayı hedeflediğinizin kamuoyu tarafından bilinmediğini mi zannediyorsun?
4. İşadamı İbrahim Selçuk liderliğinde kurulan örgüt ile kamu kuruluşlarının yaptığı ihalelerde önceden diğer müteahhitlerle anlaşarak "ihaleye fesat karıştırmak", "rüşvet anlaşması yapıp, rüşvet almak" ve "suç gelirlerini aklamak" suçlarından sanık olduğunuzun kamuoyu tarafından bilinmediğimi zannediyorsun?
5. BOTAŞ’ın Şahdeniz Projesi kapsamındaki Çorum ve Sivas kompresör istasyonları ihaleleri ile Tuz Gölü doğalgaz depolama tesisi ihalesi sürecindeki yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarıyla ilgili düzenlenen "Mavi Hat" operasyonu kapsamında, gözaltına alındığının kamuoyu tarafından bilinmediğimi zannediyorsun?
6. Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alay Komutanlığı inşaatında 1 trilyon liralık yolsuzluğu Nihat Özdemir'in sahibi olduğu Limak firmasının yetkililerinin Andezit firmasından aldıkları faturalardaki meblağları değiştirerek, sanayi odasının sahte mührüyle idareye sundukları “devlet alım satımına fesat karıştırma”, “dolandırıcılık” ve “sahtecilik”le suçlandıkları, Sayıştay denetlemesinde Limak'a yaklaşık 210 milyar fazla ödeme yapıldığının belirlendiğini ve bu paranın müteahhit firmadan geri alınmasına karar verildiğini Sayıştay ayrıca Limak firmasının Milli Savunma Bakanlığı'na ihale aşamasında verdiği bazı faturaların hiç düzenlenmediğininin kamuoyu tarafından bilinmediğimi zannediyorsun?
7. Yerli bir şirket olmanın ve Fenerbahçe Yönetiminde de bulunmanın sağladığı fırsat ve kolaylıklarla ve bu nedenle devletle özel bağlara sahip olmanın avantajıyla özelleştirmelerde en önde yer almak ve sonra da bu özelleştirmelerden alınan başta TEKEL gibi kuruluşları fahiş fiyatlarla yabancı alıcılara satmak olan şirket "stratejisi" nin kamuoyu tarafından bilinmediğimi zannediyorsun?
gibi bazı sayılabilecek cürümleriniz ortada iken de “dürüstlük ve temizlik” adına konuşma cesaretini nerden buluyorsunuz Allahaşkına?
Son söz:
suskunluğum asaletimdendir...
her lafa verecek bir cevabım var
lakin bir lafa bakarım, laf mı diye
bir de söyleyene bakarım, adam mı diye



Pazar, Şubat 24, 2008

İDDİALAR VE KUŞKULAR

İki yıl önce Fenerbahçe şampiyon oldu. Hem de Beşiktaş'ın 8 puan gerisinden gelip, öne geçip şampiyon oldu. 8 puan geriden gelme işi inanılmaz bir tartışma yarattı tabii ki . Eski Beşiktaş Başkanı Serdar Bilgili'yle ilgili iddialar hâlâ ortada... Eski Beşiktaş teknik direktörü Lucescu nun yenilir yutulur gibi olmayan zehir zemberek iddiaları ve suçlamaları ortada ...
Bir kulüp başkanının, kendi futbolcusuna gidip, 'Biz bu şampiyonluğu bırakacağız, kovalamayalım,' diye bir ifade kullanması mümkün mü? Kolay mı bu?
Acaba direk başkan değil de idari manager Sinan Engin mi bu zoru gerçekleştirdi dersiniz?

Sevgili Beşiktaşlılar;
Yukarıdaki bu iddialar doğru olabilir mi acaba?
Hiç bu konu ile ilgili aklınızı karıştıran zihninizi kurcalayan taraflar varmı?
Kalenin içerden fethedildiğini bu nedenle düşünürmüsünüz acaba?
Yöneticilerinizin de sizi umarsamadan böyle birşey yapmış olabileceği duygusuna zaman zaman kapıldığınız olur mu?
Acaba Serdar Bilgili ile Aziz Yıldırım arasında birşeyler olduğu yada Haluk Ulusoy ile Serdar Bilgili ve Aziz Yıldırım arasında birşeyler dönmüş olabileceği ve Sinan Engin in bu işe malum ve büyük abileri vasıtası ile (hani onlara vize alımı işinde yardım etmişti yaa) aracılık etmiş olabileceği kuşkusu içinizi kemirmiyormu?
Bu soruları daha detaylı sormak mümkün tabii ki de bundan daha fazla hatırlatma yapmaya gerek yok galiba.

Cumartesi, Şubat 16, 2008

ŞİKECİSİNİZ FENERBAHÇE YÖNETİMİ ŞİKECİSİNİZ

Fenerbahçe – Rizespor maçı öncesi; GS Yöneticilerinden Tunca Haznedaroğlu arkadaşları ile yemek yiyor ve bu arkadaşlarından futbolu ve futbol dünyasını bilen ve yakından takip eden ve hatta FB olan birisi başta olmak üzere birileri diyor ki; Rizespor maçı hakemi Zafer Önder İpek maçı Fenerbahçe’ye verecek... Ayrıca Rizespor Başkanı’nın açıklamasına göre Ankara’dan arayan birisinide GS Yöneticisinden birkaç saat önce benzer iddiaları gündeme getiriyor. GS Yöneticisi de bunu; bulunduğu ortamında samimiyetine ve içtenliğine ve güvenirliğine dayanarak, Rizespor Başkanı Kadir Çakır’ı hemde FB Yöneticileri ile yemekte olduklarını bile bile arayarak ; aldığı duyumu, edindiği izlenimi ve daha da önemlisi daha önceleri 3 defa resmen suçüstü olan FB Yöneticilerinin bu tip balans ayarlamalarına tanık olduğundan her duyarlı vatandaşın yapması gereken şeyi yapıyor...

Sonrası... Sonrası mı? Daha önce ki senaryolardakinin aynısı oynanmaya başlıyor...
Hemde maçtan önce öngörülen durumun gerçekleşmesine rağmen ; maçtan sonra "İddialar çok çirkin. Başkanımız federasyona ihbarda bulundu" gibi saldırgan bir tutum ile reddetme çabalarına girişimeleri maalesef Fenerbahçeliler dışında herkesin malumudur. Toplumun hafızasının kısalığına güvenerek ve hatta sığınarak sanki bu konuda sicilleri tarafımızca;
1. Fenerbahçe – Ankaragücü maçında; (hemde dönemim Fenerbahçe yöneticisi Hamdi Akın’ın açıklamasına göre para Ankaragücü tarafına teslim edilmsine rağmen)
2. Fenerbahçe – İstanbulspor maçında; ( hemde Tasarruf Mevduatı Sandığı bilirkişilerinin resmi raporlarına rağmen)
3. Fenerbahçe – Samsunspor maçında; ( hemde konu ile ilgili futbolcuların açıklamalarına ve telefon görüşmelerinin deşife edilmesine rağmen)
Konuları ile malum değilmiş gibi yukarıda sıralanan tespitlere rağmen cüretkar davranıyor olmalarıda kendilerine herhangi dava bile açılmamış olmasındandır.

Artık yeter Şikeci Fenerbahçe yönetimi artık yeter.

Gırtlağına kadar siyasete boğmak üzere anlaştığınız GS Başkanı Özhan Canaydın ve diğerleri ile birlikte, seçtiğiniz yeni federasyon yönetimi, sayenizde ve siz olmasanız asla yazı yazamayacak olan yazarlar ve siyaseti bu işin merkezi haline getirmeye and içmiş ve bu konuda bir hayli de başarılı olmuş olan siyasiler ile birlikte düşün Türkiye futbolunun yakasından...

Düşün de; Türkiye hakemliğinin , Türkiye futbolunun ve futbolcusunun önü açılsın.

Pazar, Aralık 09, 2007

BEŞİKTAŞ LİVERPOOL A 8 – 0 YENİLDİ

Tarih 06.11. 2007 yer Liverpool Anfield Road stadı.
Liverpool Avrupa kupalarındaki en farklı galibiyetini aldı. Beşiktaş'ı kendi evinde 8-0 gibi farklı bir skorla devirdi. Ayrıca bu skor; Şampiyonlar Ligi tarihinin en farklı sonucu olarakta tarihe geçti. Liverpool yaptığı 30 atağın, 8 tanesini gole çevirdi ve Beşiktaş “şeref golü” nü bile atamadı. Yazık oldu…

Tarih 30.05.1993 yer Ankara 19 Mayıs stadı.
Galatasaray bu sezonun farklı skorlarından birini elde ederek Ankaragücünü 8 – 0 yenerek şampiyon oldu. Galatasaray yaptığı 41 atağın, 8 tanesini gole çevirdi.

Galatasaray; o sezon Ankaragücü'nü İstanbul'da 3-0, Ankara'da, ligin son maçında 8-0 yendi.
11 gol attı, hiç gol yemedi.
Beşiktaş; o sezon Ankaragücü'nü İstanbul'da 4-0, Ankara'da, ligin bitimine haftalar kala 6-0 yendi.
10 gol attı, hiç gol yemedi.

Evet ne zaman FB ve BJK ile ilgili şike ve şaibe skandalları olsa hep bu maç temcit pilavi gibi sunulur. İşte bu yazı ile birlikte tüm FB ve BJK liler artık bu konuyu bir kez daha ağızlarına almayacaklardır umarım.

Galatasaray’ın 1992-93 sezonunun son haftasında Ankaragücü’nü 8-0 yenerek şampiyon olmasının ardından Beşiktaş’ın eski Yugoslav kalecisi Rade Zalad haksız olarak hep şikeyle birlikte anıldı.
Son haftaya girilirken Beşiktaş’ın maçı kendi sahasında Gençlerbirliği ile Galatasaray’ın maçı deplasmanda Ankaragücü ile. Gerek Ankaragücü’nde gerekse de Gençlerbirliği’nde maça çıkmayan futbolcular var; Ankaragücü’nde maça çıkmayanlar arasında eski Beşiktaşlı Fikret ve Sinan Engin de var (bugün hala bu kişilerin Beşiktaş’ta aktif görevleri bulunmakta ve Beşiktaş’ın ali menfaetlerini koruduklarını her fırsatta beyan etmektedirler). Ancak bir başka eski Beşiktaşlı Zalad ise kalede. Maç başlıyor ve daha 35. dakikada Galatasaray 5-0 öne geçiyor ve devre arasında Zalad futbolu bırakıyor ve kaleye Arif geçiyor. Üç gol de o yiyor ve maç 8-0 bitiyor. Beşiktaş’ın İstanbul’daki 3-1’lik galibiyeti de bir işe yaramıyor ve Galatasaray şampiyon oluyor.
Aynı sezon Ankaragücü kendi sahasında Karşıyaka’ya 5-0, Fenerbahçe’ye 4-0 gibi farklı skorlarla yeniliyor;
Beşiktaş; Ankaragücü’nü Ankara’da 6-0, Konyaspor’u 7-0, Bakırköyspor’u 6-3, Kocaelispor’a 3-0 gibi farklı skorlarla yeniyor;
Diğer taraftan Beşiktaş kendi sahasında Galatasaray’a 3-1 yeniliyor, 2. maçta ise 1-1 berabere kalarak zaten rakibinden o sezon içinde daha iyi olamadığını gösteriyor.

Ayrıca Liverpool – Beşiktaş ve Galtasaray- Ankaragücü maç istatistiklerindeki atak/gol oranlarına bakılırsa; Liverpool her 3,75 ataktan birinde gol bulurken, Galatasaray Ankaragücü karşısında ancak her 5 atağının birinde gol bulabilmiş.

Burada isteyen Beşiktaşlı ve Fenerbahçeli yönetici ve taraftarlar şampiyonluğu tayin eden avarajın hesabını yaparken kaleci Zalad’ın yediği 5 adet golü hesaba dahil etmeyebilirler, sadece kaleci Arif’in yediği goller bile Galatasaray’ın şampiyonluğuna yetmektedir.

Konuyu daha fazla rakamlara boğmadan kısaca tüm bu çalışmanın özetini vereyim.

DEMEK Kİ HERHANGİ BİR TAKIM ŞİKE YAPMAKSIZIN DA 8 -0 YENİLEBİLİYORMUŞ.

YOKSA YOKSA BEŞİKTAŞ TA MI !!!!!!!!

Pazartesi, Ekim 29, 2007

KİME NE BORCUNUZ VAR, TOROĞLU - 2

Sn. Toroğlu;
Denizlispor – Galatasaray müsabakası için “Maraton” programında önünüzü de sınırsız şekilde açan Sn. Şansal Büyüka sayesinde yine incilerinizi döktürmeye devam ettiniz.
Bu kadar sığ ve izleyenleri aptal yerine koyan (hani onların maalesef %92 si de öyledir yaa) yorumlarını artık kimler dinliyor ve değer veriyor bilmiyorum. Ama bildiğim ve emin olduğum ve hatta daha önceleri de tüm detaylarını yazdığım ve Galatasaray’a transferinin son anda iptal edilmesi nedeni ile sürekli kin kustuğun (Fatih Terim’den; rivayet o ki yediğin dayaktan sonra suskunluk geçirdiğin dönem hariç) ve sürekli kendince bulduğun en küçücük fırsatta dahi hayatın boyunca hiç birşey olamamış olmanın ezikliği ile GALATASARAY!a saldırdığın aşikardır. (aman bana önemli bir futbolcu, hakem ve yorumcu olduğunu falan da söyleme, bende en az senin kadar hıyardan anlarım)
Şimdi; sen kalkıp o sığ değerlendirmen ile (aslında seni kaale alan büyük bir sığ değerlendirmeden hoşlanan kesim sayesinde oradasın) Bouzid’in topa bakmadığını, rakibini kolladığını ve hareketin penaltı olarak değerlendirildiğinde kimsenin itiraz etmemesi gerektiğini söylüyorsun ya; aynı maç içinde aynı şekilde ve şiddette ve sadece ve sadece topa bakarken Ümit Karan’a yapılan hareketin ise hakemi aldatma yolu ile alınmış penaltı diyorsun ya, artık sana pes demek gerek. Yahu Erman; koca adam oldun ama hala bu huyundan vazgeçmedin; her 2 hareketteki her 2 kişide tamamen topla ilgilenirken birbirlerine güç uyguluyorlar, bunun birine penaltı veren hakem diğerinede vermek zorundadır, hani sen hakemlerin standart karar vermelerinden yana idin ne oldu da 45 dakika içinde birbirinin benzeri 2 hareketi bile artık aynı şekilde değerlendir(e)miyorsun, oysa “adam gibi adama” yakışan şey; bu birbirine benzeyen 2 hareketinde ya penaltı olduğu yada ikisininde penaltı olmadığı yönünde olması gerekirken sen yine yukarıda gerekçesini yazdığım kinini kusuyorsun. Saplantının ve psikolojinin arka planı ve fonu Galatasaray düşmanlığı olursa işte bir adamın yapabileceği şey budur. Aslında sana dersini vermeyen, haddini bildirmeyen Galatasaray yönetiminin de kusuru var işlerin bu noktaya gelişinde. Diğer taraftan Fenerbahçe yönetimi ile olan sıkıfıkılığında ayrıca bizzatihi senin açıklamaların ile birlikte değerlendirmeye muhtaç olduğuda açıktır.
Sen şimdi; 19.04.2007 tarihinde
www.spordaalternatif.blogspot.com da seninle ilgili yazdığım;
“Hani bu son söylediğimden çok rahatsız olabilirsiniz ama geçmişte Gürcistan’da yaşadığınız ve miktar küçüklüğü nedeni ile de ihbarda bulunduğunuz konu hala en azından bizim hafızalarımızda çok tazedir. Kısa bir hatırlatma da buna yapalım isterseniz; FİFA hakemi olarak Gürcistan'a, Gürcistan-İrlanda maçına gitmiştiniz. Belçikalı gözlemci ile yemek yemiş ve otele dinlenmeye giderken, şöför Gürcü kardeş size dört adet zarf veriyor ve sizde zarfları ses çıkarmadan alıyorsunuz (oysa TV lerdeki delikanlılığınıza bakınca sanki yapmanız gerekenin adama zarfı içine bakmadan fırlatmanız olduğu anlaşılıyor) ve Otele gelince açıp bakıyorsunuz size 5 bin dolar diğerlerine 4 er bin dolar veriliyor işte o anda kan beyninize sıçrıyor ve bu miktara çok bozuluyorsunuz, tabii ki haklısınız rutinlere aykırı birşey ama Gürcistan’da olduğunuzu unutuyorsunuz ve eğer bilseniz ki Gürcistan’da bu miktar bir servettir daha serinkanlı olurdunuz. (Alışkanlıklarınız gereği çok küçük tabii ki). Yıllar sonra Gürcistan’da bulunduğum sürede sizinle bu konuda temas eden insanlarla tanışma fırsatım oldu ve konuyu birde onların ağzından dinledim; ısrarla diyor ki “zarfı neden ben verdiğiminde hemen elinin tersi ile itelemedi de aldı sanki ben zarfın içinde kendisine oda anahtarımı verdiğimi mi zannetti de aldı”. Sn. Toroğlu; bu 2 konuda da, topluma gerçekçi ve mantıklı açıklama yapmak zorundasınız ki hakkınızda ki dedikodulara bir son verilsin, ama ben eminim ki siz yine TV deki “ben ne söylersem söyleyeyim nasıl olsa kimsenin cevap hakkı yok” tavrınızı sürdüreceksiniz.”
Gerçekten bu zarfları alırken içinde ne var zannettin; allahaşkına.

Salı, Ekim 02, 2007

ASIL MAFYA SİNAN ENGİN DİR

Ülkücü mafya şeflerinden Alaattin Çakıcı’nın yurtdışına kaçarken Beşiktaş Kulübü referansı ile pasaport alması ve Shengen vizesi kullanması “futbol Susurluk”unun açığa çıkmasına neden olan Beşiktaş Menajeri Sinan Engin 29.09.2007 tarihinde Galatasaray’a yenildikleri maçın hemen sonrası sıcağı sıcağına "Herkesin morali bozuktu. Soyunma odasında hakem falan diye bağırıyorlardı. Biz de dedik ki hakemi falan bırakın hiçbir şey oynamıyorsunuz. Beşiktaş camiasından özür diliyoruz böyle bir futbol oynadığımız için. Bunun hocayla taktikle falan alakası yok. Sahaya 11 adam çıkıyorsa adam geçmesini, şut çekmesini biz öğretemeyiz. Bunun hocayla falan alakası yok. Koskoca 90 dakika oynuyorsun bir kaç pozisyona girebilirsin bu tamamen futbolcuyla igili. Eğer büyük takım futbolcusuysan pozizyona gireceksin. İyi oynamadaığğımızı biliyoruz." diyerek ortalama klüp yöneticisi formatında konuşarak durumu idare etmiş iken; huylu huyundan vazgeçmez misali bu sefer de 01.10.2007 de yaptığı açıklama ile “hakem mafya” sından bahsetmeğe başladı. Sonra aklına kendinin mafya üyesi olduğu konusundaki ciddi iddiaları hatırlamış olacak ki birden tipik direksiyon hareketleri (kıvırma ve kıvırtma) yaparak “ben kötü anlamda mafya demedim” dedi (sanki iyi anlamda mafya varmışcasına). Tabii Sinan Engin bu işlerin içinde olduğundan iyi bilir kim mafya kim mafya değili.

Mafya konusunda, hile-hurda ve desise çevirme konusunda tabiiki Sinan Engin en son konuşması gereken adam olduğunu anlayana kadar da bıkmadan yılmadan çalışmak gerekmektedir. Şimdi, Sinan Engin;
1. Beşiktaş’ta menajerliğe getirilmesinin ardından taraftar grupları arasında çatışmalara kadar varan olayların olmasında bir rolu varmıdır acaba?
2. Taraftar grubundan Ferdi Aslan’ı öldürdüğü öne sürülen Alpay K. nın uzun süredir tribünlerde etkili olan bir kişi olduğunu herkes bilmekte idi ve bir süredir tribünlerden uzaklaştığında mafya örgütlenmeleri içine girdiği konusunda yaygın bir kanı oluşmuş idi ve tekrar tribünlere döndüğü bu dönemde özellikle Çarşı grubu tarafından Sinan Engin’e karşı tepkileri dindirmeye çalışanlar arasında yer alarak safını belirtmiş, bu saf tutmada Sinan Engin’in bir katkısı olmuşmudur acaba?
3. Ülkücü mafya şeflerinden Alaattin Çakıcı’nın yurtdışına kaçarken Beşiktaş Kulübü referansı ile pasaport alması ve Shengen vizesi kullanması işinde talimatı olan Sinan Engin bu çalışmaları; bu kişinin akrabası ve dostu olması nedeni ile mi yoksa başka beklentiler karşılığındamı yaptı acaba?
4. Sinan Engin, BJK Travelling (kulübe ait seyahat acentası) çalışanı Kerem Eymür’ün işe alınmasını temin etmişmidir acaba? (.Kerem Eymür ünlü Susurlukçu Mehmet Eymür’ün yeğeni olduğunu maalesef bir yazan kurcalayan çıkmadı). Bu kişi Sinan Engin’in talimatı ile Ülkücü Mafya liderlerinden Alaattin Çakıcı’nın shengen vizelerinin alınmasında byük payı olan birimidir acaba?
5. Sinan Engin; karıştığı bu futbolun mafyası yada mafyanın futbolu davasına bakan hakimin eşinin, Beşiktaş Kulübü'nde işe başlamasında nasıl bir rol almıştır yada bu tamamen tesadüfmüdür acaba?
6. Sinan Engin; Lucescu’nun, Del Bosque’nin, Rıza Çalımbay’ın ve Tigana’nın da takımdan ayrılırken, hakkında inanılmaz açıklamalar yaptığı ve hala aydınlanamamış karanlık ilişkiler bütünü için, ne demektedir acaba?
7. Alaattin Çakıcı’nın kayıtları tutulmuş ve deşifre edilmiş telefon görüşmelerinin birinde; “Şampiyonlukta hiç mi payımız yok?" dediği konusunda Sinan Engin ne der acaba?
Başta olmak üzere benzer tüm şaibeli durumları açıklayacak soruları cevaplamalıdır.
Bu konuda soruları ve ilişkileri sıralamayı uzatmak elbette mümkün ve olanaklı ama artık bunları sıralamak bu yazının amacını da aşacaktır. Artık; Sinan Engin ve benzerlerinin Türkiye futbolunun yakasından düşmeleri gerektiğini siyasi otorite anlamalı ve ona uygun hareket planları geliştirmelidir.

Şimdi gelelim “hakem mafyası” diye suçladığı hakemlere ve özellikle de Galatasaray maçındaki hakemi kasdi kavranmakla şuçlamasına ne denir bilmiyorum ki? Olsa olsa aymazlıktır diyeceğim ama çok hafif olacak... Yahu Sinan Engin; bu hakem eğer taraflı olsa idi ve Beşiktaş’ı yendirmek gibi kastı olsa idi. Yapacağı tek bir hareket vardı; Beşiktaş kalecisi Hakan Arıkan’a Galatasaraylı futbolcu Barış Özbek’e kasıtlı attığı tekme karşılığı kırmızı kart ve penaltı vermek. İşte bu durumda yapabileceğiniz herhangi bir şey olamayacağı gibi, arkasına sığınacak bir bahane de bulamayacaktınız ve hatta bir kaç hafta da yedek kaleci ile maçlara çıkmaya devam edecektiniz. Ama haklısınız; Erman Toroğlu ve Ahmet Çakar gibi mafya etkisi altında olduğunu zannettiğim hakem eskileri olduğu sürece ve bu tür önemli noktalara icazetiniz olmaması nedeni ile değinmeden maç yorumları yaptıkları sürece sizin de işiniz kolay.



Salı, Temmuz 10, 2007

SOKAK KÜLHANBEYİ Sn. AZİZ YILDIRIM

Fenerbahçe Başkanı Sn. Aziz Yıldırım, futbolu yönetmeyi sokak çocuklarının kavgasına çevirerek hakem Selçuk Dereli hakkında 27 Haziran 2007 tarihli Hürriyet'te şöyle konuşmuştu:
"Gelecek sezon herhalde Selçuk Dereli'yi bizim maçlara vermezler. Beşiktaş kupa maçında yaptıklarını unutmamız mümkün değil. Eğer Selçuk Dereli verilirse sahaya iner, onu tokatlarım."

Artık Türkiye futboluna sözde yönetici olarak hizmet verdiğini iddia eden Fenerbahçe Yönetimi maalesef davranışları, açıklamaları ve sonradan görmelikleri ile; ölçü, izan, ahlak ve seviye gibi kavramları tamamen ters yüz etmiş bulunmaktadırlar. Bu açıklamanın başkaca nasıl bir izahı olabilir acaba; bugüne kadar düşündüm, daha esnek ve daha az zarar verici bir uslup nasıl olabilir diye. Ancak üzgünüm ki; Fenerbahçe yönetimini ele geçirmiş bu klik’in yaptıklarını tanımlayacak çok fazla söz olmasına karşın başımızı mahkemeler nezdinde fazlaca belaya sokmayacak bu sözleri bulabildim.

Bu sütunlardan defalarca seslenmemize karşın TFF Yönetimi ne, özellikle; 16.05.2007 tarihli “Soruyorum bu saldırılar emsal teşkil eder mi” başlıklı yazımda, belirtiğim üzere,
1. TFF Yönetimine küfür içeren bildirilere sesiniz çıkmaz ise,
2. AZ Alkmaar maçından sonra onca yakalanan silaha rağmen ceza vermezseniz,
3. TFF Yöneticisi Sn. Affan Keçeci’nin yanında ana avrat edilen ve tarafınızı hedef alan küfürlere sesiniz çıkmaz ise,
4. Şike’de suç üstü yakalanmış tek Türk takımı Fenerbahçe’ye ceza verme cesareti göstermez iseniz,
5. Yayıncı kuruluşun yayın yapma hakkı gerek stada sokulmayarak, gerekse de stada girdikten sonra kablo kesme marifetiyle engellenir de sesiniz çıkmaz ise,
6. “Futbol kirlenmiş saha dışında kazanılır hale gelmiş” deyip de şampiyon olan takımın teknik direktörüne ceza vermekten korkarsanız,
Konularında hiç birşey olmamış gibi davranışınız karşısında daha cesaretlenen bu klik; hele hele de AZ Alkmaar maçından önce açıkça TFF Başkanı’nı tehdit ettikten sonra, işin dozunu biraz daha arttırıp; yönetiminize ve kurullarınıza “şerefsizler ve hırsızlar” gibi yenilir yutulur olmayan sözler de ettikten sonra; artık “hakem de döveriz” noktasına geldiler.

Şimdi buradan “köpeksiz köyde değneksiz dolaşma” gibi bir tavır sergileyen bu zevat için artık yapılması gereken bir şeylerin olduğu açık diye düşünebilirsiniz. Ama ne gam. Bakın bu açıklamanın üzerinden 13 gün geçmesine karşın halen yetkili kimseden ses çıkmıyor. TFF Yönetimi en iyimser ifade ile; açıklama yapmaktan yada konuşma yapmaktan muaf tutulmuş gibi bir tavır izliyor.

Eeeeeeee Siz şimdi bu görgüsüz, eğitimsiz klikten daha ne bekliyorsunuz diyebilirsiniz. Ben şahsen bunlardan daha çok şey bekliyorum, evet Sn. Yıldırım siz artık; hakem dövmekle de yetinmeyin, eliniz değmişken Sn. Özhan Canaydın’la başlayıp, TFF Yönetiminin tüm üyelerini de bir güzel tokat tan geçirin. Nasıl olsa adam tokatlamaya taahhüt sektöründe başladınız ve size kimsenin sesi çıkmadı. Haydi yolunuz açık olsun.

Perşembe, Haziran 14, 2007

Sn. BAKAN FEDERASYON YÖNETİMİNİ NEDEN GÖREVDEN AL(A)MIYORSUNUZ?

Futbol Federasyonunu seçime götürmeden sorumlu Bakan Sn. Mehmet Ali Şahin; zaten seviyesi bir hayli düşük olan ve bu yıl sayenizde ilaveten gırtlağına kadar siyesete buladığınız Türkiye Futbol Federasyonu konusunda konuşmanızı/açıklamanızı bekliyoruz. YENİLDİĞİNİZİ yada MAĞLUBİYETİNİZİ açıklayın yada kanundan gelen yetkinizi kullanın Federasyon yönetimini görevden alın bakalım. Haydi Türkiye futbol kamuoyu bu konudaki efelenmelerinizin sonucu merakla bekliyor.

Partiniz AKP’nin ve Hükümetinizin gücü ile kamuoyuna yaklaşık 1 yıldır TFF Yönetimine adeta horozlanarak rest çektiniz şimdi neden sesiniz ve soluğunuz kesildi bunu herkes merak etmekte ve fısıltı gazetelerinde ise, siyasi tercihlerinizde kullandığınız uluslararası goygoyculuğunuz mu yoksa Fenerbahçe şampiyon olunca ateşiniz mi düştü diye ciddi şekilde bir tartışma kulaktan kulağa yürütülmektedir, bilginize.

Hafızam beni yanıltmıyorsa TFF seçiminin üzerinden kısa bir süre geçtikten sonra başladığınız ve ortalama olarakta ayda 4 defa TFF yönetimini görevden alacağınızı beyan etmenize karşın şimdi ne oldu da büyük bir sessizliğe büründünüz. Siyaseten mi yada ekonomik olarak mı etki altına aldığınızı bir türlü anlayamadığımız (başta Sn. Ö. Canaydın ve Sn. L. KIZIL) birtakım Klüp Başkanları ile AKP li Belediye Başkanları/Klüp başkanları (Başta Sn. İ.M. Gökçek ve Sn. M. Özhaseki ) olmak üzere ve basındaki goygoylarınız ve Başbakanınızın takımının Yöneticileri ile (sizinde Galatasaraylı olduğunuz söylenmesine rağmen tarafsız bile olamadığınız açık) birlikte sağolun artık Türkiye Futbolu gırtlağına kadar siyasetin içine sokulmuştur.

Evet Sn. Bakan ; Sn. Başbakan’ın Tranzonspor Başkanı Sn. N. Albayrak’tan Kartalspor Başkanı Sn. Hüseyin Kurt’a kadar bir sürü TFF genel kurul delegesi ile tek tek görüşerek, açılan imza kampanyaları her ne kadar tarafınızca tersi açıklanmış olsa dahi gerçekte ilgi görmemesine rağmen, savaşın yürütülmesi kurmay başkanı olarak tarafınıza tevdi edilen bu savaşta yenildiniz. Artık size bu konuda yenilgiyi kabul edip çekilmekten başka birşey düşmemektedir. Bu konunun ısrarlı takipçisi olacağımızı bilmeniz, ve ayrıca sizin istifa çağrısı yaptığınız yoğunlukta (TFF Yönetiminin 1 yılda yaklaşık 30 defa tarafınızca istifaları istenmiştir) biz de size istifa çağrısı yapacağımızda aşikardır. Gerçi büyük bir ihtimalle 23 Temmuzda artık siz bu görevde ol(a)mayacaksınız, ama olsun o tarihe kadar biz de en az 30 kez olacak çağrımızı bu süreye sığdırmayı planlamaktayız.

Yada Sn. Bakan bütün bu feryat figan bağırışmalarınız ve kavgalarınız Fenerbahçe’nin şampiyon olması içindi ve Fenerbahçe’nin şampiyonluğu ile birlikte hedefine varmış olmasının huzuru içinde ve Sn. Haluk Ulusoy ile de sırf bu nedenden ötürü Başbakanınızın talimatı ile mi sürdürdüğünüz savaşı nihayetlendirdiniz.

Sn. Bakan; kamuoyunda hakkınızda oluşan, bu Hükümet uluslararası kuruluşların sözünden çıkmaz ve onlar ne derlerse harfiyen yerine getirirler görüşünü değiştirmek istiyorsanız eğer; ve gerçekten bu güne kadarki açıklamalarınız da kanunun size verdiği yetkiye dayalı ise TFF Yönetimi ile savaşmaktan vazgeçmediğinizi halen vakit varken açıklayın, yoksa kanunda aslında böyle birşey yokken siz bizi yanıltmak için mi böyle davrandınız, yoksa kazara tekrar iktidara gelirseniz bu hakkınızı futbolu manuple etmek için mi saklı tutmaktasınız. Yada bazı gariban vatandaşların tarafınıza dert anlatmak istedikleri zamanlarda onları azarlamak için kullandığınız uslup ve dil ile yani efelenerek TFF Yönetimini görevden alsanıza, ama bu iş biraz yürek ister değil mi, Sn. Bakan ne dersiniz.

Neden Sn. Bakan neden, bu konuyu unutmuş gibi yapıp bizim de unutmamızı istemektesiniz. Yoksa bizim toplum olarak sahip olduğumuz balık hafızamıza mı güveniyorsunuz diğer konularda olduğu üzere.

Cumartesi, Haziran 09, 2007

Star gazetesinden Sn. Burak Yarkent' e cevap
Sevgili Burak Yarkent;

Artık aramızda kurulan bu iletişim sayesinde yazılarınızı sürekli takip etmenin vazgeçilmez bir şey olduğunu hemen belirtmeliyim; herşeye karşın bana-bir okura bu samimiyette ve sıcaklıkla ayrıca da zaman ayırarak yazmayı sürdürdüğünüz için ise asıl ben size teşekkür borçluyum diye düşünüyorum. Çünkü Türkiye basını maalesef çok az sayıdaki bir kısmını ayrı tutacak olursak dipsiz kuyu benzeri yazarlar ile dolu siz ne yazarsanız yazın bir defa ulaşılamıyor çünkü verdikleri eposta adresleri sadece şakşakçılarına açık diğerleri için güvenlik duvarları ulaştırılmış vaziyette herhalde yada varsayın ki bu güvenlik duvarı aştınız bu sefer de okuma zahmetine katlanmıyorlar hadi diyelim okuyorlar bu sefer de söylenenlerden hiç bir şekilde etkilenmeden cevaplıyorlar ve yazmaya devam ediyorlar hatta daha da amigolaşıyorlar. Bu anlamda sizi sürekli ayrı tutmaya çalışıyorum bu anlamda bir kez daha teşekkürler.

Sevgili Burak;
Bir önceki yazında “Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Ben hiçbir zaman Hasan Şaş'in kafasına atılan yumurtayı veya Mondragon'un yanıbaşında patlayan ses bombasını tasvip etmedim, edemem de, insanlığım izin vermez.” diyorsun ve güzel bir noktaya geliyorsun ve insanların farklı şeyleri düşünseler bile iletişim içinde kalarak makulleşebildiklerini ispatlıyoruz sayende ama hala böyle demene rağmen şu aşağıda bahsedeceklerimin de acilen bir şekilde düzeltilmeye ihtiyacı olduğu da açıktır.
· “benim katılmadiığım olay, yanlışa başkabir yanlışla cevap verme hatasıdır, ve bunu Sayın Adnan polat kışkırtmıştır, Galatasaray taraftarı da uygulamıştır. Fenerbahce 3 yaptıysa, ben 5 yapacağım, 8 yaptıysa 18 yapacağım mantiığı bizi nereye kadar götürebilir?” Bu yaklaşıma katılmamak elde değil de; şüphesiz bu konu artarak devam edecektir, keşke konulara kronolojik olarak baksanda görsen bunu başlatan asıl Fenerbahçe yöneticileri olduğunu görsen ve de özellikle de Sn. Ömer Çavuşoğlu’nun meşhur ve asla unutulamayacak “Galatasaraay bayrağını bir TV kanalında yırtıp ortasından kolunu dirseğine kadar geçirip” yaptığı hareketi ve söylediği sözleri görmeden, hatırlamadan ve akabinde Sn. Ali Şen’in 2. dönemimde ortamı gerdiğini unuturak sadece Sn. Adnan Polat’ı yargılamak en azından sizi tarafgirlikten kurtarmıyor diyeyim. Acilen bunları alıp o günden bu yana kim yaptı ise tek tek ad belirterek söylemek gerekir ve sıra Sn. Adnan Polat’a geldiğinde kendisini ayıplayalım, değil mi?
· “Siz bir yönetici olarak "Fenerbahce şampiyonlugu hak etmedi, ben de onlari alkışlamam" derseniz, taraftarınızı galeyana getirmiş olup, bir sürü felakete sebebiyet verebilirsiniz, kaldı ki, böyle de oldu. Bu yöneticilik değildir. Bu düpeduz provokasyondur, ve sporda yeri yoktur” diye bahsediyorsunuz. Elbette konuya sonundan başlarsak ve geçmişi unutursak anlaşma yada anlaşılma sorunu yaşamaya devam edebiliriz. Şimdi bu dediğiniz doğru olsa bile eksik bir tanımlama olduğundan yanlış kabul edilebilir çünkü daha çok değil 1 (bir) sene önce aynı şeyleri hatta sadece rakip spor kulübü ile sınırlı tutmadan; Galatasaray ve Federasyonu hırsızlıkla şikecilikle diğer takımları da buna deyim yerinde ise çanak tutmak ile suçlarsanız ve biri kalkar da size bunu hatırlatınca da ama... ama... diye başlayan hamaset dolu laflar ederseniz de kimse sizi samimi bulmaz. Öyle yada böyle geçen yıl Galatasaray ve bu yıl da Fenerbahçe şampiyon oldu önümüze bakalım demek varken, bu yola gitmek yani tüm olumlu şeyleri rakiplerden istemek ama kendinizin her türlü feryat ve figane hakkınız olduğunu bırakın gerçekleştirmeyi düşünmeniz bile ne kadar benmerkezci bir yaklaşım sahibi olduğunuzu gösterir ve bu fikrin de acilen düzeltilmesi gerekmektedir.
· “Ben olaylı Galatasaray-Fenerbahce maçını akşam banttan yabanci uyruklu 3 arkadaşımla izledim. İnsanlar dehşete düştü. Galatasaray bir sürü ceza alacak, seyircisi, stadı lekelendi... Soruyorum size değer miydi peki?” diye soruyorsunuz, ee tabii ki haklısınız da tek yanlısınız tek taraflısınız ki tam da burada gerçek gazetecilik yapma hakkınızı tartışmaya açıyorsunuz çünkü sizden beklenen; öncelikle
o Fenerbahçe’ye AZ Alkmaar maçında yakalanan kesidi delici ve ateşli silahlar ile ve bu silahlarla onlarca yaralanan insanlardan ötürü ceza veremeyen federasyon;
o Seyircisiz oynanması gereken Fenerbahçe – Tranzon maçını başka sahada oynatan federasyon;
o Fenerbahçe-Beşiktaş maçında; futbolcu dövenlere, kabloları kesenlere, kendilerinden olmayan herkese maalesef küfreden tüm Fenerbahçe yönetimine yeterince ceza veremeyen federasyon;
Yiğitse de Galatasaray’a bundan daha büyük ceza versin de göreyim, göreyim ki neleri göze alıyorlar bakalım; Eğer başta Sn. Hıncal Uluç gibi kendisi için kötü birşey söylemek istemiyorum ama gizli Fenerbahçe’lilerin söylediği gibi cezaları sınırsız ve adaletsiz uygularlarsa da, tribün terörünü sokağa taşıma cesareti göstermiş olacaklardır. Bence işte asıl bu korkulması gereken bir konu olmalı.
Bir önceki yazında da “Gecen sene Denizlispor Baskaninin aciklamalarindan sonra, o aciklamalara gereken cevabi veremeyen, bariz sike yapildi diye ortaya cikan birine "hooop! gel soyle, anlat bakalim" deyip de Fenerbahce'ye gerekli cezai yaptirimi uygulayamayan (Italya'da Juve'nin basina gelenleri hepimiz biliyoruz, gerekirse Fener'e de yapilmali), Fenerbahce'nin cezali macini sampiyonluk turu atsin diye Izmir'e veren (ki bu olayda ben Trabzonspor olsam cildirirdim), son Sami Yen'deki pislige hala ceza kesemeyen, Dunya Kupasi icin Kore'ye aile, akraba, es, dost,.. ve bunun gibi kim varsa, sizlerin bizlerin odedigi vergiler ile goturen bu federasyona birileri dur demeli...” diye belirtiyorsun ki buna da tamamen katılıyor ve ilaveten açıklamsı olması anlamını da gelecek; Fenerbahçe’nin İstanbulspor şikesini, Ankaragücü şikesini, Samsunspor cezasını da gündeme tüm detayları ile getirmek gerekmektedir. Asla Sn. Hamdi Akın’ın söylediklerini unutmaycağız, Asla Başbakanlık denetçilerinin İstanbulspor raporundaki şaibeli durumları unutmayacağız. Evet artık bu federasyon gitmeli ki belki geleceği kurtarabiliriz. Ama bunu sakın “bak sende aynı noktaya geldin” anlamında değerlendirme lütfen çünkü ben zaten Sn Haluk Ulusoy’un Federasyon Başkanlığı için sürekli yanlış idi diyordum ama Sn. Melih Gökçek, Sn. Mehmet Özhaseki Sn. Mehmet Ali Şahin tarafından gırtlağına kadar politikaya bulaştırılmış ve malum Fenerbahçe yöneticileri ile Sn. Özhan Canaydın ve Sn. Levent Kızıl istemiyor diye de seçilmiş insanlar gitmemeli yoksa sonra bu iş yol olur ve herkes bağırmaya başlar. Ama ne yazık ki seçim zamanında biz Sn . Haluk Ulusoy yanlış derken yukarıda bahsettiğim zat ı muhteremler hem de “Sn. Haluk Ulusoy’u seçmek adam olmanın gereğidir” mantığı ile desteklediler ve seçim üzerinde etkili oldular, ayrıca buda hiç ama hiç unutulmamalıdır.

Ayrıca yabancıların bu rezaleti görmeleri rezaleti arttırmadığı gibi görmemiş olmaları da rezaleti rezalet olmaktan çıkarmaz, ne olur bunu da böyle düşünerek kamuoyunu bilgilendirme görevinizin asli göreviniz olduğunuda unutmadan hiç olmazsa yazı yazarken Fenerbahçeliliğinizi bir kenara bırakın.

Lütfen özellikle de siz basın mensupları başta olmak üzere herkes dikkatli davranarak halen bir miktarda olan futbol zevkimizi öldürmek istemiyorsanız bu konularda olabildiğince tansiyon düşürücü ve toplumu sakinleştirici ama özellikle de sadece bilgilendirme görevinizi yapınız.

Bu ülkede Fenerbahçe dışında da futbol takımları var ve onlarında en az Fenerbahçe kadar hakları var ayrıca diğer takımlar Fenerbahçe’nin idman takımları da değildir.

Pazartesi, Mayıs 28, 2007

Bir dostumun UEFA nezdinde Fenerbahçenin şampiyonluğunun tescil edilmemesi yönündeki yazılı başvurusu aşağıdadır. Aynen katılarak yayınlıyorum.
UEFA
Route de Geneva 46
CH - 1260 Nyon 2
SWITZERLAND



I want to forward my complaints to your esteemed organization about the recently finalized Turkish League which is so much deteriorated with the interference of some visible hands of the legally announced champion team of Fenerbahce.
I want to forward my complaints for the counter actions to be taken by your esteemed organization
in order the honesty and legality of the football in my country to be restored and saved.
The administration of Fenerbahce, since the beginning of the season, continuously spent efforts to affect and divert the decisions of the Turkish Football Federation (TFF) and the referees as well.
Although they have rightly been punished so many times, they have succeeded their penalties to be cancelled in the legal arbitration courts by exerting enermous pressures on the legal bodies of the TFF with the aid and support of the dirty press.
The administration of this club surrounded and conquerred all the organs of TFF with direct illegal and unethical attacks and false claims and blames in order to deviate the normal flow of the league games.
There were many many documents issued about this club evidencing some monetary payments had been made even through banks in order to affect the results of the league games but the judicial system and the organs are not able to investigate the indicated cases because of the heavy political and economical pressures applied on themselves..
As a Turkish citizen and a taxpayer, I severely protest this club and I claim from your esteemed organization not to register this club as the champion of the Turkish League this year...
I also demand from your esteemed organization to sue a file in order to investigate all the financial and monetary sources of this club in order the public opinion to be sure about the diffusion of the deterioration in the football fields. I have to add that this kind of investigations are being politically prevented in my country..
Finally I advise you to stop the participation of this specific Turkish team to the European cups unless been judicially acquitted with regards to all claims set forthed in order to keep the honesty of the European cups more safe.
You are kindly requested not to register this club as the champion as a first and urgent step and hence to give way to the football to get cleaned in my country.
I am eagerly awaiting your urgent remedies as per the principles of UEFA and hope to be advised accordingly.

Sincerely yours,

Pazar, Mayıs 20, 2007

BAŞKA NERELERİ AÇIKSA HER DAİM TUTSUN
Dün akşam maçın bitimini takiben bir dosttan aldığım iletiyi hiç yorumsuz aşağıda aktarıyorum.
Sevgili hocam,
Adına maç denen rezalet yeni bitti. Fenerbahçe için değişen bir şey yok. Maç nasıl biterse bitsin, onlar şampiyon.. Ama sanırım, hakem grubu bu maçtan götürdü... Ne mi götürdü?? Prestij tabii. Türk hakemliği kazandı bu işten yani... Allah bu hakemlerin yolunu açık etsin. Ceplerini de etsin. Başka nereleri açıksa, oralarını da her daim açık tutsun...
Maç henüz bitti. Ama sanırım, Fenerbahçeli iki hayvanın iki hafta önce Beşiktaşlı futbolculara yaptıklarını Galatasaraylı futbolcular Fenerbahçeli bu iki hayvana yapmayacaklar.. Öyle görünüyor.. Hayvanları sahaya salan federasyon ve basın da herhalde kazançlı çıktı bu işten..
Üçüncüsü en vahimi... 1930'lu yıllarda Chicago'da çeteler ortalığı kasıp kavururken zorlu anlarda Chicago emniyetinin desteğinden yararlanırlardı. Mesela Al Capone, bir bulıuşmaya gittiğinde yanına genellikle koruma olarak Chicago emniyet müdürü Charles C. Healey'i alırdı.. İlginç değil mi, bu gün Nihat Özdemir'in yanında da bir emniyet müdürü vardı . Maç durmuş. Bir yandan Nihat Özdemir bir yandan da koruması Healey telefon talimatları yağdırıyorlar. Ve maç yeniden başladı. Hocam, spiker de söyledi, ondan duydum, emniyet müdürü Healey tedbirleri arttırmış ve maçı oynatacakmış... Oynattı da.. Ne kazandı oynatarak..? Tabii ki prestij... Emniyet müdürü maçı oynattı, oldu sonuçta...
Dayanamadım, kapattım televizyonu.. Yine aynı hindi tezahüratları yapan hayvanları izlemek geçmedi içimden... Yine sahte demeçler dinlemek istemedim. Yazık... Ali Koç'un deyimiyle "hırsızlık" ve "şerefsizlik" ile elde edilen şampiyonluk nereye kadar gider, diye geçirdim aklımdan... Eylül'e kadar, hocam.... Maalesef federasyon kuşatılmış, basın satın alınmış, rakipler terörize edilmiş, memleket dahilinde her türlü gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet ayyuka çıkmış olabilir. Hattâ bu işlerden çıkarı olan hakemler, basın ve emniyetçiler, şahsî menfaatlerini, Ali Koç'un deyimiyle "hırsız" ve "şerefsiz"lerin siyasi emelleriyle tevhid dahi edebilirler. Sporseverler, bu durumlardan dolayı harap ve bîtap düşmüş olabilirler. Ancak, ümmidini asla yitirme hocam... Eylül ayında işler düzelir. Eylül ayında düdüğü bunlar çalmaz, maçların devam edip etmemesi ile ilgili kararları bunlar vermez, bunların yaptıkları hayvanlıklara göz yumulmaz... İşte bu ahval ve şerait içinde Fenerbahçe, federasyon, basın ve emniyet teşkilatı hakettiği yeri bulur.... Hiç şüphen olmasın sevgili hocam... Güneş, her zaman doğduğu yerden ergeç yine doğar.

Çarşamba, Mayıs 16, 2007

SORUYORUM BU SALDIRILAR EMSAL TEŞKİL EDER Mİ ?


Fenerbahçe - Beşiktaş kupa maçından sonra Beşiktaşın futbolcusu Ricardinho’ ya futbol sahası dışında yumrukla saldıran Fenerbahçe futbolcusu Marco Aorello ve uçarak tekme atmak sureti ile saldıran ve hakkında da Pierre van Hoojdonk'un tercumani olduğu kulaktan kulağa yayılan kişi için Fenerbahçe’nin hiç olmazsa bu seferlik futbolu kirleten bu kabil davranışlarına son vermek amacı ile bu adamı ifşa etmeğe, Beşiktaş’ın bu saldırıyı; Türk Ceza Kanununun ilgili maddelerine göre değerlendirip benzerlerine bir ömür boyu ders olması adına Mahkeme nezdinde ceza davası açmaya ve Türkiye Futbol Federasyonu’nu da boynunda akreditasyon kartı olmayan bu kişiyi bulunmaması gereken bu yere aldığı için Fenerbahçe’yi (hani tanımıyoruz dediler ya) cezalandırmaya açıkça davet ediyorum.

Bu ve buna benzer davranışların bu olayda olduğu üzere ilgililer ve görevliler tarafından sadece seyredilmesi maalesef emsal teşkil etmekte ve her geçen günde şiddetini arttırarak devam etmekte olduğu yaşanılan tecrübeler gereğidir.
1. Eğer siz stad içinde tüm oturulacak yerlere tek tip hazırlatımış ve Federasyona hakaret içeren yazılar yazmaya müsaade ederseniz yada görmezden gelirseniz sonra bunlar yazılı olmaktan sözlü olmaya geçer, buna da 3 maymunu oynamaya devam ederseniz işte böyle canlı yayında milyonlarca insanın önünde hakarete vardırırlar işi...
2. Eğer siz AZ Alkmaar maçında sahaya ilk defa bu kadar ateşli ve kesici silah sokulmuş, onlarca insan ilk defa bir futbol maçında ateşli silahla yaralanmış ise ve siz bu konuda beni ilgilendirmez UEFA cezasını verir diye geçiştirme mahiyetinde davranır ve asıl korkuncu da bu hazırlıkların Futbol Federasyonu Başkanı Sn. Haluk Ulusoy için yapılmış olduğunu bilir de sesinizi çıkarmaz iseniz, konu buralara varır...
3. Eğer siz 3 maç önce hakeme inanılmaz el-kol hareketleri ile hemde Federasyon asbaşkanı Sn. Affan Keçeci’nin yanında ana avrat küfredene ses çıkarmaz iseniz bunun böyle olması kaçınılmaz olmaktadır...
4. Eğer siz ilk defa bir Türk takımı şikede suçüstü yakalanmış ise hemde; bir değil iki değil; İstanbulspor maçı, Ankaragücü maçı ve Samsunspor maçı, bütün bunlara rağmen pişkinliğe verip te Fenerbahçe klübü müracaat ederse soruşturma açarız diye açıklama yaparsanız, bu size yaptıkları tüm hakaretleri bir güzel sindirirseniz ...
5. F.Bahçe, yayıncı kuruluşu stata almadı. Federasyon, temsilciye "yayın yapılmazsa maçı başlattırma" talimatı gönderdi. Kriz aşıldı ama bu kez de 2. yarıda kameraların görüntü alması engellendi ve kablolar kesildi verilen cezalar kimseye caydırıcı etkisi yapmadığı gibi cesaretlendirici de oldu tahkim kurulu da bunları yarıya indirdi ve bir kısmını da kaldırdı, bu şekilde çok standartlı uygulamalara devam etmenizin futbolumuzu nereye götüreceğini göremiyorsanız en hafif deyimi ile ya kör ya da aptalsınız diye yorum yapılacağınıda mı aklınızn ucundan geçirmeyeceksiniz, peki reklam tabelalarına tekme vuran futbolcuya sarı kart gösterin diye hakemlere talimat vereceksiniz, öyle mi , sevsinler sizi...
6. “Ciddi ve dürüst çalışıyoruz, işimiz olan futbolu oynamaya çalışıyoruz, ama bize izin verilmiyor” diyen Zico, “Bu maç bana öyle bir izlenim verdi ki, futbol kirlenmiş, artık saha içinde oynanmıyor. Ben futbolu böyle bilmiyorum. Futbol kirlenmiş, saha dışında kazanılır hale gelmiş. Yüzüm kızarır, utanır bir şekilde bunları konuşmak zorunda kalıyorum. Orada bir tane hakem vardı ki resmen formayı geçirip rakip takım adına oynamadığı kaldı” şeklinde konuşmasını sürdüren Zico’ya haddini bildirmediğinizden haddinizi bilmediğiniz yorumu yapılırsa ne diyeceksiniz... Yoksa şimdi; Zico’ya basına açık bir mektup yazıp “kirli bir şampiyonluk yaşamaktasınız mutlumusunuz” diye mi soracaksınız? Ayrıca Fenerbahçe’yede aynı soruyu yöneltecekmisiniz, yoksa bu şampiyonluk kirlidir deyip tescil mi etmeyeceksiniz?

Ne yapacaksınız Sayın Baylar, merakla bekliyoruz ...

Bu hareket tarzı bundan sonraki bazı davranışlara emsal teşkil etmeyecek mi acaba? Diğer klüplerin benzer tavır takınmaları halinde ne yapacaksınız ki acaba? İşte bu yüzden ve Fenerbahçe’ye gücünüzün yetmemesinden “bir hilal uğruna ne güneşler batıyor” misali futbolumuzu kaosa sürüklemiyormusunuz acaba?
Şimdi hep beraber oturup şöyle bir senaryo yazalım; önümüzdeki hafta oynanacak Galatasaray – Fenerbahçe maçında Galatasaray’da bazı kişiler yapılanların cezasız kaldığı kanısı ile ve nasıl olsa az bir ceza ile sonuçlanıyor diye düşünerek; koridorlara kamera sokmasalar/aldırmasalar ve oralara Fenerbahçenin yaptığı gibi akkreditasyon kartı olmayan birkaç kişiyi; ki nasıl olsa bunları tanımıyorduk açıklaması da vukuat-ı adiyeden olduğundan, koridora alsalar ve bu kişilerde durumdan ve yaşanmışlardan vazife çıkarıp silahla gelseler ve Fenerbahçeli 3-5 futbolcuyu ateşli silahla yaralasalar, ne yapacaksınız; Federasyonun çok sayın yetkilileri, ne yaparsanız yapın muhtemel yaşanacak olayları tersine çevirebilecekmisiniz acaba?
Şimdi bir kez daha soruyorum “ Bu sessizliğiniz emsal teşkil etmeyecek mi?



Salı, Mayıs 01, 2007

FENERBAHÇE LİG DEN ÇEKİLİYORMU (Ş)



Bu Şekip geçen dönem federasyon üyesi değil miydi?
O zaman da atıp tutmuyor muydunuz federasyon aleyhine?
Tahkim işlerindeki katkıları nedeniyle mi aldınız yönetim kurulunuza??

Şekip şimdi buyurmuş ki, ligden çekilebilirmişsiniz...
Buyrun, temizleyin meydanı,
Şaibelerinizi de alın gidin, kirliliklerinizi de,
Çekilin de aydınlansın ortalık, şike kalksın, teşvik primi kalksın...
Seviyesizlik kalksın, düşmanlıklar son bulsun.
Sayenizde ve siz olmadan şaibesiz bir lig geçirelim.

Geç bile kaldınız bu kararda...
Haydi kanaryalar, ilk kez doğru bir iş yapın da görelim...
Haydi kanaryalar, sağdan sağdan....
Anca gidersiniz....
s..(ağlıcakla)..... gidin...

Cumartesi, Nisan 28, 2007

BİR SUÇ DUYURUSU
Bir dostumun artık dayanılmaz noktaya gelen Fenerbehçe yöneticilerinin hakaret ve küfürleri üzerine TFF nezdinde suç duyurusu başvurusu aşağıdadır. Harfiyen katıldığım bu suç duyurusunu aynen aşağıda sunuyorum.
Sayın Ulusoy,
Sizler de dahil her önüne gelene, kırmızı görmüş boğalar gibi salyalı sümüklü ağızlarla saldıran, sizleri bile tehdit etmekten çekinmeyecek kadar pervasızlaşabilen, insanlara ve makamlara hakaret etmeyi maalesef itiyat haline getiren Aziz Yıldırım, Nihat Özdemir, Mahmut Uslu, Murat Özaydınlı, Ali Koç, Şekip Mostoroğlu ve diğerlerinin seviyesiz ve gerçek dışı ithamları karşısında bıktım ve usandım.
Sabrım artık taşma noktasına gelmiş bulunuyor..
Bir vergi mükellefi yurttaş olarak, Federasyonunuz nezdinde bunların hepsinden şikayetçiyim.
İlaveten, son FB-BJK maçından sonra deli danalar gibi rakiplerine saldırdığını, yumruk attığını ve küfürler ettiğini tv görüntülerinden utanç ve tiksintiyle izlediğim Marco Aurelio ve Tuncay Sanlı adındaki futbolcu kılıklı kimselerden de şikayetçiyim.
Bütün bu adı geçenlerin spor yapılan tüm alanlardan derhal uzaklaştırılmalarının gerektiğini düşünüyorum.
Taleplerim ;
1. Federasyonunuzun yukarıda adı geçen zevat hakkında acilen soruşturma açması ve suçlarının sabitliği konusu izahtan vareste olduğundan işledikleri suçların mükerrerliği de dikkate alınarak bunların uygun şekilde cezalandırılmaları,
2. Hakaret ve müessir fiil içeren demeç ve eylemleri nedeniyle bu zevat hakkında gerekiyorsa ilgili savcılıklar nezdinde acilen ve derhal suç duyurusunda bulunulması ve suç işlemeye teamülleri nedeniyle mevcutlu
olarak adli makamlar önünde hesap vermeye icbar edilmeleri,
3. Daha önce basında çıkan şike ve teşvik primi iddiaları ve yayımlanan banka dekontları nedeniyle adı geçen zevatın yönetmekte oldukları klubün gelir kaynaklarının behemahal dikkatlice incelenmesi ve karıştıkları iddia edilen karanlık ve yasa dışı eylemlerin varsa açığa çıkarılması,
4. Sporcu kimliği ile asla bağdaşmayan hareketlere sürekli tevessül temayülleri nedeniyle Marco Aurelio ve Tuncay Sanlı adındaki futbolcu kılıklı kimesnenin cezalarını çekene ve rakiplerinden özür dileyene kadar
ulusal takım kadrosuna alınmamaları için gereğinin yapılması...
Bu başvurumun bir suç duyurusu olarak kabulünü ve ilgili organ ve makamlara ulaştırılması için tavassutunuzu istirham etmekteyim.
Karanlık çevrelerce zorlaştırılmaya çalışıldığına her gün tanık olduğumuz zorlu görevinizde başarı dileklerim ve
derin saygılarımla,
Tahsin Uslu



PİŞKİN ALİ KOÇ

"Doğal olarak yüzümüz asık. İki maçta da onları (Beşiktaş) ezdik. Bugüne kadar sakin olmak bazı şeyler karşısında susmak için çabaladım. Ama şerefsizler ve hırsızlar bizim hakkımızı yediler" diyor Türkiye'nin en büyük holdinglerinden birinin sahibi olan bu genç adam, tabii ki federasyonun kendilerine sürekli olarak gösterdiği hoşgörüye sığınarak her hafta artan bir şekilde tepki gösteriyor sanki; Fenerbahçe; son Beşiktaş maçında 3 gol atmışta hakem vermemiş gibi, oysa ki maçı tarafsız gözle seyredenler gördü ki hakem maça ve sonuca gerçekten etki yaptı ama bu etki daha çok Fenerbahçe lehine değerlendiribilecek durumdadır. Fenerbahçelilerin bütün iddialarını doğru kabul etmemiz halinde bile; Fenerbahçe lehine gerek federasyon ve gerekse de hakemler ve basın tarafından gösterilen hoşgörü ve destek ile Fenerbahçe adına hakemler üzerine yaratılan baskı neticesinde bahse konu maçta, Edu, Marco,Tümer, Lugano ve Uğur Boral'a gösterilmesi gerekirken gösterilmeyen kırmızı kartların yanında % 100 (buz gibi) gol olan Baki Mercimek'in golü iptal, Delgado'ya yapılan penaltı verilmeyecek sonrada kalkılıp mart kedisi ortalarda miyavlanacak. Gerçi bu gelinen noktanın pek şaşılacak yanı olmasa gerektir; yıllardan ve de özellikle de sezon başından beri ceza alması gerekirken ceza almayacak (verilemeyecek), saha kapatılması gerekirken sahası kapatıl(a)mayacak, şikede şuç üstü yakalanacak zaman aşımı nedeni ile soruşturma yapıl(a)mayacak gibi sayabileceğimiz her türlü badireyi ve belayı Federasyon marifeti ile savacak sonrada kalkacak küfredeceksiniz. Haklisiniz Sn. Ali Koç haklısınız; sizin etrafınızda nemalandırdığınız (holdiginizde ve kulubünüzde) o kadar yalaka varki gerçekleri göremeyecek kadar kör olmanıza yol açmaktadır bu durum. Size şu kadarını Beşiktaş maçı özelinde hatırlatalım da çok umutlu olmasakta belki yüzünüz kızarır;
1. Maç 0 – 0 gidiyor gerçi biraz daha etkili görünüyorsunuz ama; sonuç yok iken birden bir yan top ve GOL Baki Mercimek'in istemeyerek de olsa; Kaleciniz Serdar'ın elinden seken top sırtına değerek gol oluyor ve Beşiktaş'lı hakem(!!!) Beşiktaş'ın golünü iptal ediyor. Tabii ki pişkinliğiniz gereği bunun faul olduğunuda iddia edersiniz siz, ama kaleciniz Serdar'ın topu elinden kaçırmasından sonra sanki " ben bu topu nasıl elimden kaçırırım" gibisinden dövündüğünü görmezden gelirsiniz.
2. Baki'ye 3 kırmızı kart isteyen Sn. Ali Koç; acaba maçın ilk yarısında neden olduğu tarafınızca çok iyi bilinen ve özellikle de Baki Mercimek üzerine oynayan ve onu sinirlendirmeye uğraşan 3 futbolcunuzun 2 sinin (lugano ve Edu) direk kırmızı kartan atılması gerektiğini görmemeniz de en hafifinden pişkinliğinizden olsa gerektir.
3. Delgado'ya yapılan hareket penaltı iken Beşiktaşlı hakem(!!!) devreye giriyor ve penaltı vermesi gerekirken Delgado'ya sarı kart gösteriyor bunuda görmemeniz çok doğal tabii ki Sn. Ali Koç.
4. İkinci yarıda futbolcularınız kale içinden topu kaleye iteleyemeyecekler, her pozisyonda topu Runie'nin ayağına ve kucağına atacaklar; tabii ki Sn. Ali Koç sizin bunları da görme olanağınız yok , pişkinliğe devam. Hakem mi sizin golünüzü atsın ama siz busunuz işte.
5. Teknik Direktörünüz oyun karşı tarafa yıkılmış iken bile gerekli cesareti gösterip oyun planını son duruma göre değiştir(e)meyecek hala 5 kişi ile savunma yapmaya devam edicek ama hakem hala Beşiktaşlı Sn. Ali Koç değil mi? Bu kadar pişkinlik te pes doğrusu.
6. Futbolcunuz Gökhan Zan'ın boğazını sıkacak hemde hakemin gözü önünde hakem bunu görecek ama kart göstermeyecek tabii Sn. Pişkin Ali Koç hakem ve federasyon size karşı yaaaaa. El insaf
7. Beşiktaşlı Nobre (eski sahtekar futbolcunuz hırsızlık stajını ve doktorasına sizde yaptı malumunuz) 4 adet defans oyuncunuz arasından kafayı vuracak gol yapacak ama hakem Beşiktaşlı olmaya devam edecek ve siz Sn. Ali Koç tabii ki bunlarıda görmeyeceksiniz, size ne demeli bilmiyorum ki, "ne düşünüyorsanız hakkımızda, 2 katı sizin olsun" herhalde en iyi dilek olacaktır.
8. Sahtekar ve hırsız arıyorsanız da takımızın içine bakarsanız bol miktarda göreceğinizi tavsiye etmekten başka bir şey de kalmadı herhalde Sn. Ali Koç, Tuncay,Edu,Lugano,Uğur,Marco ve Ümit i saymak yeterlidir herhalde.
Yazacak bir bu kadar daha olay var ama uzatmanın anlam ve alemi yok, siz en hafif deyimi ile pişkinliğe devam edeceksiniz. Sn. Ali Koç, çok merak ediyoruz acaba şirketinizide mi böyle yönetiyorsunuz, eğer buna benzer paranoyalarınız ile şirket yönetiyorsanız ki korkarım öyle Türkiye'nin halinin böyle olması da çok fazla düşünülecek bir konu olmaktan çıkmaktadır. Asıl hırsızlık ve sahtekarlık konusunda Holdiginizin tarihini okumanız (gerçi yaptığınız tanımlamalardan anlaşılıyorki okumuşsunuz okumadı isenizde hassaten tavsiye ederim) size yetecektir. Siz tabii ki beni de yoldan çıkardılar diyebilirsiniz ama unutmayınki Fenerbahçe Yönetimini elinde bulunduran bu klik ile yola çıkma kararınız en azından onlara benzemekten geçmektedir, bilmem anlatabildim mi Sn. A. Koç. Ayrıca bu Fenerbahçe de ne var allahaşkına anlamak zor (kolay) nice efendi futbolcular ve teknik direktörler geliyor ama 6 yada bilemediniz 7 hafta sonra kuduzlu gibi oluyorlar, klübünüzün içine ve yakın çevresine dikkat Sn. Ali Koç.
Şimdi bir işadamı (!!!) kimliğinizle söyleyebilirmisiniz ki (bize değil kendi kendinize söylemeniz/itiraf etmeniz daha tedavi edici olacaktır) hakemler ve federasyon size karşı ve sizi yok etmek istiyorlar, ama siz her maç süper kadronuz ile (!!!) 10 gol atıyorsunuz hakemler bunları iptal ediyor, şikede yakalanıyorsunuz zaman aşımı uygulaması devreye giriyor bırakın küme düşmeyi ve buna rağmen hala 4 puan farkla lidersiniz, BU NASIL İŞ Sn. Ali Koç. Bütün bunlar yeterli değil ise ne istiyorsunuz allahaşkına açıkça söyleyin. Siz ve Yönetimdeki klik cebinizde 3 kuruş para buldunuz diye kendinizi ne zannediyorsunuz da herkes şerefsiz siz şereflisiniz herkes hırsız ve sahtekar ama siz değilsiniz, siz 3 kuruşunuz ile bize hakaret ve küfür etmeye ruhsat mı aldınız. Bütün bunları size 1 fazlası ile iade ediyoruz.
Ve Sn. Ali Koç ya yarından itibaren Tüm Beşiktaşlılar, Tüm Galatasaraylılar ve Tüm Trabzonsporlular Koç Holding iştiraki üretimleri ve servisleri, yaptığınız hakeretten ve ettiğiniz küfürlerden ötürü OPET ten BEKOya, ARÇELİK ten MİGROS a kadar 6 ay boyunca boykota gider ise, yada birkaç hafta sonra gideceğiniz hem İnönü hemde Ali Sami Yen stadında tüm stad hep bir ağızdan "sahtekar Ali hırsız ali" ve de aile büyüklerinizin kulaklarını çınlatacak hakaretlerde ve ifadelerde bulunurlarsa da federasyonun herhangi bir yaptırımda bulunamayacağını üzülerek belirtmeliyim çünkü bu konuda davranışlarınızın içtihat oluşturduğunu, pişkinlikte ettiğiniz küfürlerin de emsal oluşturduğunu rahatlıkla herhes söylemektedir.
Sizin gibi bağıranların haklı olduğu gibi bir duyguya toyluğunuz ve gençliğinizden ötürü kapılıyor olabilirsiniz hatta size haddinizi bildirmiyorlar diye sizden korktuklarını da düşünüyor olabilirsiniz ve hatta hatta size kimse söylediklerinizi 1 fazlası ile iade etmiyor diye kendinizi çok büyük zannediyor da olabilirsiniz ama futbol seyircisine rağmen futbolun sessiz aktörleri kamuoyuna rağmen ne sizin zenginliğinizin nede güç sahibi olmanızın bir anlamı olmadığını bir önceki parağraftaki yaptırımlarla karşı karşıya kalırsanız ki; bize yani kamuoyuna bir özür borçlusunuz ve bu özürü 1 hafta içinde dilemez iseniz, anlarsınız.
Neyzen Tevfik'ten "sen ite kuduz de geç bir öldüren bulunur" dizelerinde belirtiği ve bu kabilden kaleme alınan bu yazı umalım ki gelecekteki yöneticilik hayatınıza ışık
tutsun.

Perşembe, Nisan 26, 2007

BEŞİKTAŞ KALECİSİ RUNİE'nin SELAMI VAR
Sn. Ercan SAATÇİ;

Tarafınızca ve bu konudaki baş destekçiniz Sn. Erman Toroğlu ile birlikte; Beşiktaş kalecisi Runie’nin Sakaryaspor-Beşiktaş maçında tribünlere karşı yaptığı centilmenlik dışı hareketin gereğinden fazla büyütülerek, Runie’ye özellikle de kale arkasından maç boyunca sürekli küfredilmesine hiç değinmemiş olmanız, ayrıca hakeminde tansiyonu düşürme adına hiçbir şey yapmamasını eleştirmemiş olmanız ne kadar taraflı, önyargılı ve hatta düşmanlık noktasına gelmiş duygularınızın bir tezahürü olsa gerektir.

16.04.2007 tarihinde zat ı alilerinize hitaben yazdığım yazıda hafifcede alaya alarak sorduğum “Acaba bu hareketin direk olarak size yapılmadığından Sn. Erman Toroğlu’nun bulunduğu ortamda ve onunda görebileceği şekilde yapıldığından mı şikayetçisiniz?” şeklindeki sorunun yorumunu yapan; bizzat Runie ile bir idman öncesi konuşmuş olan Beşiktaşlı bir arkadaşım Runie’nin kendisinden şunları bana aktarmıştır. “Eğer gerçekten Sn. Saatçi kendisinin olmadığı bir ortamda yapılmış olmasından şikayetçi ise, geleceği ilk Beşiktaş maçı yada ilk Beşiktaş idmanında ki bu konuyu diğer tüm futbolcu arkadaşlarım ile de konuştum ve kendisine anılan maçta yaptığım hareketin aynısını hep beraber yapmaya karar verdik. Eğer bu hareketin topluca yapılmasından ötürü bir fazlalık değerlendirmesi yapacak ise de bu fazlalıkları diğer maçlarda kullanılmak üzere avans kabilinden değerlendirsin lütfen” diyerek de tarafınıza olan hissi yakınlığını belirtmiştir.