Pazar, Mart 18, 2007

ANKARAGÜCÜ – BEŞİKTAŞ MAÇI SONRASI ÇIKAN OLAYLARDAN BİR SAHNE

11 Mart 2007 Pazar günü oynanan Ankaragücü - Beşiktaş maçında; Beşiktaşlıların hala unutmak istemedikleri 8-0’lık maçın acısı ve Bursaspor - Ankaragücü dostluğuna gönderme yapmaları iyiden iyiye gerilen sinirleri koparıyor ve olaylar çığırından çıkıyor.. Diğer tarafta onlara en yakın konumda bulunan sol kapalı tribündeki Ankaragücü’lüler ile Ankara’da yaşayan, Ankaragücü’nü yalnızca bu maçta değil, tüm maçlarında destekleyen ve üç sezon önce Beşiktaş yüzünden küme düştüklerini düşünen Bursasporlular. Beşiktaşlı taraftarın kışkırtmasıyla karşılıklı el hareketleri, sataşmalar, küfürleşmeler başlıyor. Ankaragücü’lüleri emniyet kuvvetleri engellerken Beşiktaşlılar polislerin gözü önünde rakip tribünle aralarında bulunan tellere kadar gelerek icraatlerine devam ediyor. Nihayet polisin sert müdahalesiyle olaylar yatışıyor.
Maçın son dakikalarında Beşiktaş attığı golle Ankaragücü’nü mağlup ediyor. Ve nihayet şeref tribünündeki Beşiktaş’lılar da sahneye çıkıyor. Hayal kırıklığı yaşadığı için kışkırtılmaya son derece açık durumdaki Ankaragücü taraftarını tahrik ederek yaşanacak olayların fitili ateşliyor. Ankara’daki her maç sonunda uygulanan önlemler doğrultusunda tribünde bekletilen Beşiktaşlılar ile tribünü boşaltmakta olan Ankaragücü’lüler arasında küfürleşmeler, yabancı madde atmalar tekrar başlıyor. Stad dışı ise tam bir savaş alanı. Beşiktaşlıları bekleyen Ankaragücü’lüler ile polis çatışıyor. Bazı toplumsal olaylarda olduğu gibi polis yine ve anlamsız orantısız güç kullanıyor. Cop darbeleriyle yere düşene bir tekme daha vuruyor, olay hemen önünde cereyan ederken 100 metre ötedeki stad çıkışına gaz bombası atarak sessizce stadı terk eden yüzlerce insanı perişan ediyor. Biber gazının etkisiyle öksürük ve göz yaşlarına boğulan insanlar perişan vaziyette dağılırken, polis hala sanki adam dövme işini götürü almışçasına aman eksik adam dövmeyeyim edası ile boyuna copunu kullanmaya devam ediyor..

Ankaragücü – beşiktaş maçı sonrası çıkan bu olayların tasvip edilecek yanı yok tabiiki ama bu polisin orantısız güç kullanma tavrının tasvip edilecek yanı var mı acaba? Sanki olayların bu noktaya geleceği bilinmezmiş gibi hazırlıksız ve ne yapacağını önceden planlamamış gibi bir tavır takınması konusunda polise ne demek gerek acaba?

Bütün bu karmaşa, bu harbede bir şekilde yaşanıyor; ama, ortada bir sahne var ki bu sahne kimsenin yıllarca unutamayacağı bir sahnedir. Polisin; nasıl eğitimsiz olduğunu yada başka bir deyişle de çağdaş eğitim yoksunu olduğunu ortaya koyuyor. Şimdi genç bir Ankaragücü’lü taraftar kaçmaya çalışıyor ama nereye; kaçabilmek mümkün mü? Coplanarak dövülüyor ve dizlerinin üzerine çökertiliyor bazı polisler tarafından; ve nihayet ve son olarak, sanki Suudi Arabistan’da eğitilmiş celletlara taş çıkartacak şekilde doğulu, sanki bir Avrupa ülkesinde de teniste “backhand” tabir edilen vuruşun eğitimini almışcasına batılı bir görünüş ile bir polis sahneyi tamamlıyor ve bu genç taraftarın ensesine öylesine vuruyor ki taraftar artık komalık. İşte bu sahne bile başlı başına polisin ne kadar hazırlıksız olduğunu ve bazı toplumsal olaylarda da özellikle nasıl orantısız güç kullandığının göstergesidir. Polisin buna benzer olaylarda göstereceği daha serinkanlı tutum hem kendilerine olan güveni pekiştirecektir, hem de vatandaşın onlara güveninin artmasına yol açacaktır.
Sn. Levent Kızıl açıklayın bakalım kim bu haraç veren hocalar ve futbolcular?

Bursaspor Kulübü Başkanı Sn. Levent Kızıl Fenerbahçe maçı sonrası; maç sırasında kendisini hedef alarak protesto eden önemli sayıda Bursaspor taraftarını hedef alarak, "Bursaspor takımı ve teknik heyeti, satılık değildir. 3-5 hokkabaz benim adıma karar veremez, Taraftar istedi diye, görevimi bırakmam. Ben hayatımda alacağım kararlara kendim karar veririm ve buna hiç kimse karışamaz, Her maç 1000 tane bedava bilet dağıtırsın, amigolara para dağıtırsın, amigolar futbolculardan ve hocalardan haraç alır. Bursaspor tesislerini amigolara açarsın, tesislerde amigolar cirit atar, o zaman iyi başkan olursun. Ben bunları hiç bir zaman yapmadım ve yapmayacağım” demiştir.

Şimdi bu açıklama neresinden bakarsanız bakın suçluluk psikozunun yarattığı gerginliğin neticesinde yapılmış olduğu açıktır.

Sn. Levent KIZIL;

1. Normal koşullarda asla kimsenin tasvip etmeyeceği şekilde sizi protesto eden seyircilere neden bu kadar kızıyorsunuz, bu taraftar ve seyirciler 23 maçtır arkanızda idiler o nedenle “hokkabaz” diye suçlamadınız, son 2 maçtır sizi protesto ediyorlar “hokkabaz” oluyorlar. Bu yaklaşım tarzınızı ben bir yerden anımsıyorum acaba tetikçiliğini yaptığınız Fenerbahçe Kulübünün Başkan'ından mı acaba yoksa içinde bulunduğumuz mart ayının kendileri için çok önemli olan yaratıklardan mı ?
2. “İstanbul k...... Levent Kızıl” diye bağırmaları elbette tüm sporseverleri üzmüştür; ama Sn. Kızıl Fenerbahçe’nin 100. yıl kutlamaları sırasında sizi hiç ilgilendirmesede sarf ettiğiniz sözlerin acaba hiç mi etkisi yoktur bu protestolarda?
3. “Maçı satanın a.... s." diye protesto eden taraftarların bunu maçın hemde 30. dakikası gibi Bursaspor’un etkili hatta baskılı olduğu anlarda yapılmış olması sizce çok mu anlamsız yoksa öyle mi algılanmasını istiyorsunuz Sn. Kızıl?
4. “Fenerli Başkan istemiyoruz” demelerimi sizi çok sinirlendirdi Sn. Kızıl? Sahi siz Fenerlbahçe’li değilsiniz de herkes sizi Fenerbahçe’li mi zannediyor? Eğer böyle bir durum varsa ki; gerçi çok açık bir şekilde var, neden bunu zımmen red etme gereği duyuyorsunuz? Hani demek istemiyorum ama gizli bir takım dolaplar çevirmek böyle olunca daha mı kolay oluyor diyede düşünmekten kendimi alamıyorum açıkçası Sn. Kızıl. Fenerbahçe’lilik taşıyamayacağınız bir yük ise de taşımazsınız olur biter ama siz ne yazık ki ne onu nede bunu yapmıyorsunuz? Sn. Kızıl davranışınız gibi de kafanızda karışık galiba. Zaten sizin kafanız hep karışık olmuştur ve korkarım ki size davranışı sufle edenler değişmediği sürece de olmayada devam edecektir. Bugün çıkar “adamlığın gereği Sn. Ulusoy’u destelemektir” dersiniz, sonra çıkar “ Federasyon istifa etmelidir” der ve Fenerbahçe Başkan’ının tetikçiliğine soyunursunuz, gerçi açıkça söyleyeyim mi Sn. Kızıl, biz sizi biliyoruz, bunların nasıl manevralar olduğunu burada anlatmak, hem bugünün konusu olmaması nedeni ile, hemde hukuk davalarına yol açması kaygısı ile şimdilik vazgeçiyoruz.
5. Sn. Kızıl; taraftarın “hokkabaz” olduğundan “istifa etmem” diyorsunuz ya, "Federasyon istifa etmelidir” dediğiniz zaman size de aynı uslupla cevap yazılmış olsa idi, nasıl karşılardınız acaba? Hani sakın ha onların içinde beni seçenler yoktur gibi açıklamalar da yapmayın olur mu? Eğer öyle olursa size; böyle düşünen ve bu tür davetlere katılan yüzlerce kongre üyesi sayabilirim.
6. “Her maç 1000 tane bedava bilet dağıtırsın, amigolara para dağıtırsın, amigolar futbolculardan ve hocalardan haraç alır. Bursaspor tesislerini amigolara açarsın, tesislerde amigolar cirit atar, o zaman iyi başkan olursun” demişsiniz ya, acaba Sn. Kızıl siz böyle bir başkan olmadığınızdan dem vurduğunuz halde bunun böyle olduğunu nasıl biliyorsunuz? Acaba bunu size başkalarımı anlatıyor? Yoksa aslında sizde böyle yapıyordunuz da; kayıkçı kavganız yüzünden, size karşı çıkan taraftar grubundan daha önce verdiklerinizi esirgemeye başladığınız için mi konuya çok hakimsiniz? Hangisi Sn. Kızıl hangisi? Açıklayın bakalım Sn Kızıl; hangi amigolar hangi hocadan hangi futbolculardan haraç almışlar? Yoksa “maksadını aşan bir açıklama oldu” mu diyeceksiniz kanıksandığı üzere? Ne diyeceksiniz tüm kamuoyu merak ediyor kim bu haraç veren hocalar ve futbolcular? Şimdi Sn. Kızıl sizin de Altay’ın düşürülmesi konusunda bir takım duygusal (!!!!!!!) faaliyetler içinde olduğunu söylerse seyirciniz ne diyeceksiniz? Bütün kamuoyu artık bu belaltına vurmanızdan sıkılmıştır, sıkıldık artık bu ucuz ve pespaye açıklamalarınızdan, artık buna bir son verin lütfen.
7. Bursaspor Kulübü Basın Sözcüsü Sn.Turgay Dursun'un da artık sizi desteklemediğini hissettiren açıklamalarda bulunmuş olmasını da, manidar bulmuyormusunuz acaba?
ŞAKŞAKÇI YADA TAKTAKÇI
Sn. Erman TOROĞLU, yine aziz yıldırım yalakalığı yapmış. Bir süredir Fenere yamanmıştı ya durdurak bilmiyor.
Bir dostun bu konuda Sn. Erman TOROĞLU'na yazdığı yazıyı aşağıda değişiklik yapmadan yayınlıyorum.
Sn. Toroğlu,
Levent Kızıl'a bu denli sahip çıkmanız, Kızıl'ın federasyon savaşında oynatıldığı koçbaşı rolü ile ilgili midir diye düşünüyorum. Gerçi, perde arkasını Aziz Yıldırım'ın çektiği tüm komplolar gibi bu girişim de hüsrana uğradı ama olsun... Böyleyse eğer, sizler diyet borcunuzu ödüyorsunuz demektir. Sizler derken, sizinle birlikte Kızıl'a sahip çıkanlardan sözediyorum. Mahmut Uslu, damat Ercan ve Hürriyet spor editoryası hep birlikte Kızıl şakşakçılığı yaptığınızı görüyorum... Can Bartu ile Altan Tanrıkulu ise maçı değerlendirmeye çalışmışlar. Anlaşılan onların komplolardan beklentileri ya da ödeyecek diyet borçları yok..

Sn. Toroğlu, Cumhuriyet gazetesi "maçı satanın a.... s....", "İstanbul k....Levent Kızıl", "Fenerli başkan istemiyoruz" tezahüratlarının maçın 30. dakikasından itibaren başladığını yazıyor. Biz de öyle duyduk. Oysa bu dakikalarda Bursaspor baskılı ve daha iyi oynuyor. Peki bu tezahürat neden öyleyse? Bir duyum mu var seyirciye ulaşan? Takımları baskılı ve maçı kazanmaya çok daha yakınken maç satmakla ilgili tezahüratların sebebi ne ola ki??

Oysa, belirlenenden çok daha fazla sayıda Fenerbahçe taraftarının üstelik bıçaklarıyla tribünlere sokturulduğunu ve bu çapulcuların yine kendi kendilerini bıçakladıklarını mutad olduğu üzere yine es geçmişsiniz. Başka stadlarda boşluklara oturulmasını bile eleştirirken, bu kanlı olaylara yine değinmemişsiniz. Ama hakemi de pek övmüşsünüz. Fenerbahçe'nin ilk golünden önce Kezman'a topu çıkaran Tuncay'ın faüllü hareketini elbette görmemişsiniz. Gece Maraton'da bu pozisyona "geçiniz" diyeceksiniz. Hay siz çok yaşayın Sn. Toroğlu.. Hay bu sahip çıktığınız hakemler de pek çok yaşasın...

Bu arada Bursa seyircisinin size küfür etmesi hiç hoş değil.. Bunu asla onaylamıyorum ve toplu izlediğim hemen tüm maçlarda yerli yersiz ve gerekli gereksiz size edilen küfürleri kendimce önlemeye çalışıyorum. Ama biraz da siz gayret gösterseniz Sn. Toroğlu..? Şakşakçılık uğruna çoğu zaman ölçüleri kaçırmasanız..?

Hayat sizi şakşakçılık ile taktakçılık arasında bir yere oturttu. Kader işte.. Hangisi daha çok kazandırıyor, bilmiyorum. Ama bence siz sanki daha iyi yerlere layıktınız..? Her neyse, yolunuz açık olsun Sn. Toroğlu... Allah tuttuğunuzu altın etsin.

Cumartesi, Mart 17, 2007

Sn. ALTAN TANRIKULU "NEDEN YAKIŞMASIN Kİ"

Aziz Yıldırım ile Sadrettin Saran tv ekranlarında kavga ettiler. Birbirlerine hakaretler ettiler. Tabii bu kavgada seviye filan aramak yersizdi. Altan Tanrıkulu , bu kavganın "ikisine de yakışmadı"ğını yazmış.. Neden yakışmasın..?
Bu konu üstüne bir dostun Sn. Altan Tanrıkulu'na hitaben kaleme aldığı yazıyı aynen yayınlıyorum.

Sn. Tanrıkulu,
Siz "İkisine de yakışmadı" buyurmuşsunuz ama bence ikisine de yakıştı. İkisi de bu zaten, Sn. Tanrıkulu. İkisi de kişiliklerinin, eğitim kalitelerinin ve kültür düzeylerinin gereğini yerine getiriyorlar. Ne bekliyordunuz bunlardan daha farklı?? Yıllardır ne gördünüz bunlardan da ne bekliyordunuz..? Neden şaşırdınız..?
Esasen bu seviyesiz tartışmada vurgulanması gereken nokta, tarz ve üsluplarının kendilerine yakışıp yakışmadığı değildi ki... Ortada bir transfer hikayesi var. Ve bu transfer hikayesinin ardında karanlık ve kirli noktalar var. Ama basın işin bu tarafını gizliyor maalesef... Konuyu "yakıştı-yakışmadı" perspektifine indirgiyor. Ve siz, farklı bir spor kişiliğine sahip olduğunu düşündüğüm siz bile konuya böyle yaklaşıyorsunuz...
Oysa bu seviyesiz tartışmayı dinleyen herkes, ne yapıldı ise Aziz Yıldırım'ın bilgisi dahilinde yapıldığını gayet açık bir şekilde gördü. Ne o kanal personelinin ve ne de diğer spor yazarlarının aklına işin mahiyetinin ya da perde arkasının irdelenmesi gelmedi.. Ne zamandan beri futbolcu alım satımı fatura ile yapılıyor Sn. Tanrıkulu? Ne zamandan beri Rusya'da kesilecek bir faturaya eklenecek KDV Türkiye'de mahsup ediliyor..? Aziz Yıldırım'ın konulara vukufiyetini buradan da mı anlayamıyor sevgili basınımız.? Yoksa, bilgisizlik ve kültürsüzlük himaye mi ediliyor.?
Sn. Tanrıkulu, Aziz Yıldırım, Moskova'ya giderek ödenen paranın Rus takımının kasasına girip girmediğini incelemeye bu kadar meraklı ise eğer, bir zahmet, Okocha ve Baliç'in transferlerinde o klüplerin kasalarından kaç para çıktığını da araştırıversin.. Fenerbahçe kasasına ne girdiği yazıldı basında ama bu futbolcuları alan klüplerin ne ödedikleri yazılmadı... Ne dersiniz, iyi bir inceleme konusu olmaz mı bu Sn. Tanrıkulu, sizce de..?
Her neyse, bence Sn. Tanrıkulu, Galatasaray'ın Avrupa başarılarının arkasında bilgili, kültürlü, dil bilen, akıllı ve uygar bir yönetim vardı. Başarıları getiren başlıca unsur buydu. Deyim yerinde ise, gerçek anlamda "burjuva" niteliklere sahip bu kişiler, bu meziyetleri ile Galatasaray'ın Avrupa yolunu planlayabildiler. "Burjuva" olmanın tersi ise "sonradan görme"liktir. Sonradan görmelerle , Fenerbahçe de dahil, hiçbir klüp kalıcı başarılara imza atamaz.. Fenerbahçe'nin temel sorununun bu olduğunu düşünüyorum. Fenerbahçe camiası klüplerini ele geçiren bu kliği uzaklaştırarak yerlerine bilgili, kültürlü, dil bilen, akıllı ve ufuk sahibi uygar bir "burjuva" yönetimini koyamadığı sürece hem bu seviyesizlik devam eder ve hem de sevgili Fenerbahçe'li dostlarımız daha çooook beklerler...
Bu vesileyle selamlar ve saygılar Sn. Tanrıkulu,

Çarşamba, Şubat 21, 2007

GALATASARAY KAOS TA MI ACABA

G.Saray'ın içinde bulunduğu durum bir kaos durumumudur değilmidir bilmiyorum ama. İçinde bulunulan durum her geçen gün sarı-kırmızılı camiadan bir şeyleri alıp götürüyor ve her alanda rahat nefes almasını engeller biçime dönüşüyor. Çok değil bundan sadece 8 yada 10 sene önce yaşananları büyük bir övgü ile anarken bu durum 2000 yılında da UEFA kupasının alınması ile taçlandırılarak bir dünya markasına doğru adım atılmış idi. Şimdi bakıyorum da bunca yıllık çınara herkes birşeyler söylüyor, ancak bu durum görünen o ki kulübü yönetenleri pek fazla sarsmışa benzemiyor, 100 yılını devirmiş bu kulübe her türlü nezaketten uzak davranış yapılıyor ve de özellikle basında Fenerbahçenin saldırgan tutumu ile tanınmış kliğinin kah etkisindeki kah memuriyetindeki bir takım kalemler itilmiş kakılmış muamelesi çekmeye çalışıyorlar ama yönetimden vede özellikle de başkandan ses yok sadece günü kurtarmak ve geçiştirmek adına flaş transferlerden bahsediliyor. Bu yaşananlar ise on milyonları bulan Galatasaray camiasını ve taraftarlarının kalbi kırık boynu bükük bir şekilde kalmasına neden oluyor.
Galatasaray; lidersiz, korumasız, umutsuz ve hedefsiz bir şekilde yönetilmeye alışık değildir ve olmamalıdır. Mevcut yönetim ne yaparsa yapsın, Galatasaray düşmanları nasıl saldırırsa saldırsın, Galatasaray halen bu ülkede sporda marka olabilmiş ve marka olmaya devam eden yegane kulüptür bunun değerini bilmeyenlere ve gereğini yerine getir(e)meyenlere ve hatta bunun sorumluluk ve ağırlığını taşı(ya)mayanlara Şanlı Galatasaray camiası gereken dersi verecektir . Futbol federasyonu Başkanı Sn. Haluk Ulusoy Galatasaray başkanını hedef aldığı açıklamasında dansöz sözünü kullanıyor, Fenerbahçe kenardan kıs kıs gülerek Kulüpler Birliği Başkanı cazibesine kapılmış başkana ve yönetimine ve camiasına taktik ve stratejisi belli mahfillerde hazırlanmış inanılmaz saldırılar düzenliyor, Trabzonspor kulübü 2. başkanı inanılmaz iddialarda bulunuyor, Ankaragücü kulübü Başkanı Sn. Cemal Aydın yenilir yutulur olmayan laflar ediyor, geçen yıldan bu yana ayyuka çıkan maddi yardım kampanyalarında bazı Fenerbahçe’liler adeta dalga geçerek kampanyaya katılıyorlar, Seyrantepe projesindeki gelişmelerden anlaşılıyorki iş ele yüze bulaşmış ve Fenerbahçe yönetimi resmi olarak kıskançlığınıda açığa vurarak hükümet nezdinde de olmak kaydı ile her türlü girişimde bulunuyor, başta Sn.Erman Toroğlu olmak üzere bir sürü hangi mahfillerde ve nasıl idmanlardan geçerek hazırlanan planlar çerçevesinde basının önemli bir bölümü de ( onlar gerçekte basın mensubu mudurlar oda ayrı ya) hergün yalan, yanlış düzmece, kurmaca şekilde başta borçlar abartılmak üzere aciz haberleri ön plana çıkartılıyor...

Peki yönetim ne yapıyor bütün bu saldırılar karşısında; sessizlik ... Ses çıkarılan konular ise de sonuçsuz hikayeler sanki Sn. Başkanın askerlik anıları ama hiç heyecansız tarafından...

G.SARAY sahada yener yenilir. 100 yılı aşkın şanlı Galatasaray tarihinde yengi ve yenilgililer hep birliktedir. Bu senede Şampiyon olmayabilir bu ülkede en fazla şampiyon olmuş takımın taraftarlarından bu konuda hiç bir çatlak ses çıkmayacağıda aşikardır. Şanlı Galatasaray Taraftarının aşkı kişilere değil; aşk, onların üzerilerinde taşıdıkları G.Saray formasında, kimliğindedir ve şanlı tarihindedir...

Bu durumdan kısa sürede çıkmanın yolu; G.Saray’ın geleceği ile ilgili en ufak bir planları olmadan zamanında sadece koltuk sevdasıyla, ‘Kulüp elden gidiyor’ yaygarasıyla seçim kazananların behemahal bu görevi bırakmalarıdır.



Sn. Hıncal ULUÇ
ÇOK OKUNAN YAZARIN GÜCÜ



Sabah Gazetesindeki köşesinde Sn. Hıncal Uluç buyurmuş ki “Çok okunan gazeteci olmak gazeteciyi güçlü kılıyor buda ne kadar okuyucuya ulaştığınıza bağlı”
Yani siz şimdi Okurdan güç alan bir yazarsınız ama cumhuriyet gazetesindeki herhangi bir yazar güçsüz. Kelimenin tam anlamı ile konuyu ters yüz ederek yazmışsınız Sn. Uluç. Ama maalesef gerçek o değildir bunu siz benden daha iyi bilirsiniz ama müthiş zekanız ile konunun üstüne dürbünü tersten tutarak konuyu bu hale getirmişsiniz, müthiş vallahi. Yani günlük ortalama 750.000 satan gazetenin yazarı gücünü okurdan alıyor yani güçlü ama günlük 50.000 satan gazetenin yazarları gücünü okurdan alamadığı içinde güçsüz. Vallahi bravo yani bu değerlendirme için ne demeli ki. O sizin güçsüz dediğinin hani tiraj ya kriter ( ne olur başka anlamda kullanılmıştır falan da demeyin ollur mu) sizin gazetelerinizin patronlarının tekliflerini kabul etse hemen güçlü olacaklar öylemi sevsinler sizi. Bakın şimdi mesela Sn. Hasan Cemal, Sn. Yalçın Doğan Cumhuriyet te kalsalar idi, Sn. Yavuz Donat , Sn. Taha Akyol tercümanda kalsalar idi okurdan güç alamayacakları için güçsüz gazeteci olacaklardı ama Sn. Ercan Saatçi gibi yazarlar çok okunabilme ihtimalleri olduğu içinde okurdan güç alarak güçlü yazarlar olacaklardı öylemi. Oysa onların gücünün nereden geldiğini ötekilerin güçsüzlüğünün nereden geldiğini bal gibi siz de bilirsiniz ama. ama. Ama.

Gazetecinin gücü neler yazdığı ve ne kadar etkili yazdığı ile ilgilidir, sizin daha önce çalıştığınız Cumhuriyet gazetesindeki durumunuzda böyle idi oradaki rahmetli Sn. Uğur Mumcu’nun da durumu öyle idi.
BEN SPORCUNUN ZEKİ, ÇEVİK AYNI ZAMANDA AHLAKLISINI SEVERİM

Bu günkü Hürriyet gazetesindeki habere göre; Cola Turka’nın dört büyük kulübün oyuncularının yer aldığı tanıtım filminin dün tanıtıldığı Swissotel’de basın mensuplarına demeç veren Fenerbahçe 2. başkanı Sn. Nihat Özdemir, Galatasaray’ın, Fenerbahçe’den Tuncay'ı alamayacağını söyledi.

Sn. Nihat Özdemir böyle konuşmakla yeni bir gündem yaratıp Fenerbahçe’nin muhtemel AZ Alkmaar yenilgisinde bu gündemle konudan sıyrılmayı planlıyor herhalde ama konu zannettiği kadar da kolay değil artık kendi taraftarlarından da ciddi oranda bir grup özellikle bu konuda eleştiriyor kendisini.

Ancak özellikle kendisinin ortaya attığı ve sanki Galatasaray kulübünden bazı yetkililer şu anda Fenerbahçenin lisanslı futbolcusu olan Tuncay’a teklif götürmüşler yada talip olmuşlar gibi. Böyle bir şeyin olamayacağını bir defa bilmiyor olması şüphesiz mümkün olmayan Sn. Özdemir’in bilmesi gereken bir konu varki, oda hiç bir şekilde Tuncay’ ın Galatasaray’ın kapısından içeriye giremeyeceği gerçeğidir. Hiç bir futbolcuya yakışmayacak bir şekilde sanki ilk defa Fenerbahçe Galatasaray’ı yeniyormuş gibi yada sanki hiç Galatasaray Fenerbahçe’yi yenememiş gibi bir yaklaşımla ve hiç olmayacak vede maalesef hiç bir ahlak ve izan sahibi birine yakışmayacak şekilde sokak çocuklarının maçlarında bile görülemeyeceği üzere aptallık düzeyindeki sevinci ile “ne oldum budalası” olarak Galatasaray Stadında ve seyircisinin önünde inanılmaz bir provakasyon yaratan bir kişinin Galatasaray Kulübünde olması hiç bir zaman mümkün değildir ve bu sefer de olmayacaktır. Futbolculuğu bu kadar pespaye duruma düşüren Tuncay “taş yerinde ağırdır” sözünün gereği olarak yerinde kalsın, zaten oraya da çok yakışıyor açıkçası. Bu nedenle Sn. Özdemir’in herhangi bir korku ve kaygıya kapılmamasını kendi sağlığı açısından tavsiye ederim.

Ancak bu tür provakatif hareketleri hangi futbolcu yada futbol adamı yaparsa yapsın kendisine Yüce Atatürk’ün veciz sözü “ben sporcunun zeki, çevik aynı zamanda ahlaklısını severim” hep hatırlatılmalıdır.

Cumartesi, Şubat 17, 2007

KAYIKÇI KAVGASI ve BİNDİRİLMİŞ KITALAR
Bir dostumun yayınlamam isteği ile gönderdiği yazısını aşağıda hiçbir değişiklik yapmadan yayınlıyorum. Teşekürler dostum Sn. Tahsin uslu kalemine sağlık

Sn. Ali Şen ile başlayan ve Sn. Aziz Yıldırım ile devam eden kayıkçı kavgasının amacı yalnızca rating yükseltmek. Hesapsız harcamalarına rağmen sportif planda yıllardır başarı yakalayamayan ve bu nedenle de taraftar sayısı hızla gerileyen Fenerbahçe camiası abes konularla iştigale devam ediyor. Şantajlarına boyun eğmeyen kim varsa tehdit ediyorlar ve türlü entrikalarla yıldırmaya çabalıyorlar. Sn. Ali Şen'in zamanında Fenerbahçe klubü üyesi Sn. Şenes Erzik beye yaptığı neyse bugün Sn. Aziz Yıldırım'ın Sn. Haluk Ulusoy'a yaptığı da aynı. Önce ortalığı bulandırıyorlar, ufuksuzluklarının ya da bilgisizliklerinin yolaçtığı sportif başarısızlıklarının nedenini federasyon başkanlarına yüklüyorlar ve sonra da bulanık suda balık avlamaya çalışıyorlar.
Sn. Ali Şen, Sn. Şenes Erzik'i göndermekle övünüyordu, peki kim kaybetti Sn. Şenes Erzik'in ayrılmasıyla..? Peki ya sonrasında federasyon başkanı seçtirdikleri Sn. Abdullah Kiğili neden kalıcı olamadı o mevkide.? Neden apar topar koltuğu bırakıp kaçmak zorunda kaldı.? Fenerbahçe klubü üyesi Sn. Abdullah Kiğili acaba Sn. Ali Şen'in hangi baskılarına dayanamadı da bıraktı kaçtı.? Sn. Bilgin Gökberk veriyor cevabı; hem Şenes beyi ve hem de Abdullah beyi Fenerbahçe'nin gönderdiğini yazıyor (16 Şubat 2007). Nedir peki dertleri.? Ne istiyorlar da olmuyor acaba?
Bu sorunun cevabını bulmak gerekiyor. Tesadüf müdür bu kadarı? Üç federasyon başkanı da bunlara düşman...!! Üstelik bunların üçünü de kendileri seçtirdiler ve bunların ikisi de kendi klüplerinin üyeleri..
Öyle anlaşılıyor ki, Fenerbahçe klübüne yıllardır musallat olan ve muhtemeldir ki bu işten çesitli çıkarlar da sağlayan bir klik, futbolü kendi kişisel hesapları için sabote etmekten çekinmiyor.
Bu klik şimdi de Sn. Haluk Ulusoy ile uğraşıyor. Federasyon başkanı maçlarına gelsin istemiyorlar ve adamı açıkça tehdit ediyorlar. Sn. Haluk Ulusoy maça gelecek olursa güvenlik problemi doğacak, öyle anlaşılıyor.
Basın, bir iki onurlu ses dışında bu tehdide zaten boyun eğmiş durumda.. Sn. Erman Toroğlu "sıkar, diye yazıyor, Haluk Ulusoy'un maça gelmesi..". Sn. Ogün Altıparmak ise, bir televizyon programında Fenerbahçe yönetiminin böyle bir ayıp yapmayacağını ama taraftardan baskı geldiğini belirtiyor ( ! ). Hani taraftar öpmek istese öptürmekte beis görmüyor Ogün bey. Ortalık toz duman. Tek tük cılız ses dışında basın Fenerbahçe yönetimini ele geçiren bu kliğe "Beyler, ne yapıyorsunuz? Ciddi olun biraz. Federasyon başkanını tehdide hakkınız yok" diyemiyor. Akıl zayi olmuş.
Kontrolü iyice yitirmiş klik ise zıvanadan çıkmış, kendilerini akıl yoluna davet eden tek tük cılız sese saldırıyor. Sanki "deli dana" virüsü futbola bulaşmış gibi.. Bu hengame içinde Fenerbahçe AZ Alkmaar ile oynuyor ve rakibinin elinden güç kurtuluyor. Ve tribünlerde beklenen görüntüler. Sn. Haluk Ulusoy'un maça gelme ihtimaline karşı hazırlıklar eksiksiz yapılmış ve bindirilmiş kıtalar önceden tribünlere yerleştirilmiş. Silahları, bıçakları, pankartları herşeyleri tamam, donanımlarında eksik yok.. Muhtemelen yüklüler de... Çünkü yerlerinde duramıyorlar. Sn. Haluk Ulusoy gelmediyse gelmesin, bu defa kendi aralarında başlıyorlar. Verilen ilaçlar etkisini gösteriyor olmalı ki, silahlar patlıyor, bıçaklar batırılıyor, kendi kendilerini telef etmeye başlıyorlar.
Peki ya bir de Sn. Haluk Ulusoy maça gitse idi, neler olacaktı.? Acaba bu klik bu sorunun cevabını da düşünmüş müydü.? Hiç sanmıyorum.. Onlar, kişisel problemlerini, yetersizliklerini ve komplekslerini tatminle meşguller. Futbolun temeline koydukları dinamit bir gün kendilerini berhava edene kadar da bu yoldan geri adım atabileceklerinin işaretleri görünmüyor. Bunların iflah olacağı yok..
Çare, bu kliğin kurduğu komploları boşa çıkaracak kadar aklı başında ve sağduyulu Fenerbahçe seyircisinde. Bu kitlenin ağırlığını koyması ve klüplerini ele geçiren bu kliği etkisiz hale getirmesi şart. Başkaca bir çözüm görünmüyor. Sn. Haluk Ulusoy gitse ve yerine Sn. Hamdi Akın gelse ne olacak.? Hiç kuşkunuz olmasın ki yarın Sn. Hamdi Akın da kendi klübüne lanet okuyacak noktaya gelecek ya da getirilecek.
Çözüm bu yüzden federasyonu seçimlere götürmekte değil, bu kliğin behemahal Fenerbahçe yönetiminden uzaklaştırılmasındadır. Fenerbahçe taraftarının akil olup olmadığının ölçütü budur. Fenerbahçe taraftarı ve camiası bunu başarırsa futbola dostluğu yeniden getirecektir. Fenerbahçe gibi bir camianın bu kliğin elinde oyuncak olması da esasen hem hoş değildir ve hem de böyle büyük bir camiaya yakışmamaktadır.

Pazar, Ocak 28, 2007

SN. ERMAN TOROĞLU NA AÇIK DAVET
Sn . Toroğlu

"MAÇIN kahramanı yine İsmet Arzuman'dı. Dakika 35: Hürriyet bir hava topunda Song'a faul yapıyor. Arzuman da doğru olarak faul düdüğünü çalıyor.
Pozisyona sinirlenen Song, kungfu filmlerindeki sahneleri aratmayacak bir hareketle sağ ayağının tabanıyla Hürriyet'in omuzuna giydiriyor. Alın bu görüntüyü, FIFA'nın veya UEFA'nın hakem seminerine götürün, oynatın. Eğer bir tane hakem sarı kart verirse, ben bu yorumculuğu bırakırım. Dünyanın nerelerinde olursa olsun, bu görüntüyü oynatın, bırakın bir hakemi, normal bir futbol seyircisi bile buna sarı vermez. Peki İsmet Arzuman neden veriyor? Neden, biliyor musunuz? Pozisyon olur olmaz kırmızı kart gösterecekken başlıyor düşünmeye, meşhur eyyam düşüncelerine... "
diye buyurmuş ve
"G.Saray, Ankaraspor'u yener, mağlup olur, berabere kalır. Bunlar bizi ilgilendirmez. Kuralı, iki takıma da bütün futbolculara da eşit uygulayacaksınız. Ondan sonra hakem olacaksınız. "
diye de devam ederek sanki tarafsız bir yorumcu gibi davranmışsınız . Gerçi bu sizin inanılmaz Galatasaray düşmanlığınızdan olduğundan tarafımızca anlaşılır olmalı ama bazen gerçekten bardağı taşırıyorsunuz.

Peki kardeşim o zaman aynı hakeme Ankaraspor ceza sahası içerisinde kesici ve delici madde haricinde her türlü futbol dışı defansif davranışı özellikle de HAKAN ŞÜKÜR e gösteren BATAK a kart göstermedi diye neden bir şey demiyorsun. Bunu asla da söylemeyeceksin bunu biliyorum ama yeter artık alıntı yaptığım ilk paragrafınızda dediğiniz üzere siz yorumculuğu bırakın. Sizin futbolculuğunuza da hakemliğinize de yorumculuğunuza da iyi bilen biri olarak Galatasaray sizin transferinizi futbolculuğunuz dönemimde yarıda bıraktı diye de ilelebet Galatasaray düşmanlığı yapacaksınız diye bir kural yok. Ayrıca hakemliğiniz dönemimde erkek papatya olarak hayata geçen ilk hakem olma ünvanını da elinde bulunduran biri olarak eyyamı bu ülkede sizden daha iyi bilen birinin olduğunuda zannetmiyor ve ayrıca UEFA ya size rüşvet teklif ettiklerini de miktarı az bulduğunuz ve ihbar ettiğiniz konusunda dedikoduların da olduğunu belirtmek istiyorum. Lütfen elimizde Digitürk gibi bir silahın olmadığından ve sizi mecburen dinlediğimizden sakın zannetmeyin ki herkes sizin yaptıklarınızı ve taraflılığınızı bilmiyor. O maçlarda tarafınıza yapılan tezahuratlarında bir sebebi olduğunu düşünmenizi size hasseten tavsiye ederim.

Saygılarımla

Çarşamba, Ocak 24, 2007

FUTBOL FEDERASYONU SEÇİMLERİNİ NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ

Ülkemizde cirosu yıllık yaklaşık 475-500 milyon dolar civarında olan futbolda, yıllık gelir gider toplamı (bütçesi) yaklaşık 145 milyon, Bilanço büyüklüğü ise yaklaşık 135 milyon YTL’na ulaşan TFF’nin seçimlerinin önemi; siyasilerin Sivil Toplum Kuruluşlarını denetim altına almak istemesinin yanında da, bütçe büyüklüğü ile de bazılarının gözünü kamaştırmasındadır.
Bunun fiili anlamı ise;
Türkiye Futbol Federasyonu'nun başına geçecek isim, yıllık cirosu yaklaşık 700 milyon YTL'ye bilanço büyüklüğü ise yaklaşık 135 milyon YTL'ye ulaşan TFF'yi yönetecek demektir.
Aşağıdaki tabloda Türkiye Futbol cirosunu oluşturan ana kalemlerin ve yaklaşık bedellerin bulunduğu tablo incelenince herşey daha gerçekçi ve hatta göz kamaştırır biçimde görülmektedir.

Türk futbol pastasının büyüklüğü Tutar (milyondolar) Toplam gelirdeki payı (%)
TV yayın hakları 140 ml $ 30%
Süper Lig isim hakkı 20 ml $ 4%
Tribün gelirleri 70 ml $ 13%
Sponsor gelirleri 75 ml $ 16%
Saha içi reklamları 55 ml $ 12%
Türkiye Kupası isim hakkı 15 ml $ 3%
Diğer 100 ml $ 22%
TOPLAM 475 ml $ 100%

Bu çerçeveden hareketle; TFF’nin son 10 yıllık gelir ve giderlerini yıllık ortalama döviz kurlarına göre incelediğimizde ise;
• TFF gelirlerini yaklaşık 480 kat arttırabilirken, giderlerindeki artışın 670 kat gerçekleşmesini engellememiş olduğunu yada engelleyemediğini,
• Son 10 yıllık dönemde TFF’nin ortalama yıllık gelirleri yaklaşık 50 milyon dolar olarak gerçekleşirken; yıllık gider ortalamasının ise yaklaşık 40 milyon dolar civarında olduğunu,
• TFF’nin 10 yılda ortalama yıllık yaklaşık 10 milyon dolar bütçe fazlası ile dönemlerini kapattığını, tespit etmekteyiz.
Bu tablo TFF’nin futboldan elde ettiği kaynaklarını, futbolun gelişimine yönelik harcamak yerine, finansal getiri elde etmek amacıyla nakitte kalmayı tercih eden, verimsiz bir stratejiye yöneldiğini gösteriyor.

Futbolun telaffuz ettirdiği rakamların bu düzeye ulaşması ve ulaştığı kitle, transferler, merchandise ürünleri, medya ve reklamcılık ve sponsorluk sektörleri ile de yoğun ilişki içine girmesi onu bacasız sanayi olarak adlandırılır hale getirir ve artık bir eğlence olmaktan öte çok ciddi bir iş kolu haline dönüşünce de başlı başına bir güç olan futbol karşılıklı iki takımın mücadelesinin ötesinde bir olgu haline gelir ve nihayetinde de tüm bunlar futbolun yasadışı ellerle yönetilmesi sorununu da ciddi derecede gündeme oturtur. Geçtiğimiz dönemde "Futbol ne?" sorusuna en iyi yanıtlardan birini de, "Kara parayı aklamak için en cazip alan futboldur. Futbolda hem şike hem de kara para var," diyen UEFA Genel Sekreteri Lars-Christer Olsson verir ve tarafımızca da yukarıda savlanan durumun en iyi dayanağını oluşturur.

Peki ekonomik boyutu bu denli göz kamaştırıcı olan futbolun ulaştığı kitlelerin büyüklüğü de ilaveten göz önüne alınınca Federasyonda seçim isteyen yada istemeyen tarafların birbirlerine karşı bu kadar agresif, bu kadar insaftan uzak saldırıyor olmaları da futbolun ekonomi politiğini oluşturuyor olsa gerek.

Pazartesi, Ocak 22, 2007

AKP HÜKÜMETİ FUTBOLA SİYASET KARIŞTIRMIYORMU?

Kendilerini çok rahatlıkla basın mensubu zanneden bazı kişilerin AKP Hükümetinin TFF Seçimlerine siyaseti karıştırmadığı daha da ötesi seçimlere karışmadığını iddia etmelerini büyük bir hayret ve şaşkınlıkla izlemekteyim.
Bu basın mensubu olduğunu iddia eden zat ı muhteremlere kısa kısa bazı hatırlatmalar da bulunmak artık kaçınılmaz olmuştur.
Henüz 2006 yılının başları ve Spordan Sorumlu olması gereken Devlet Bakanı diyor ki ; “Federasyon başkanı üniversite mezunu olmalı, mahkemeyi yadırgadım.’ Başbakan Yardımcısı Sn. Mehmet Ali Şahin’in bu açıklaması, Futbol Federasyonu seçimlerinin siyasetin müdahalesine ne kadar açık olacağının tamda habercisi idi. 19-20 Ocak tarihlerinde yapılan Futbol Federasyonu Başkanlığı seçimleri için Sn. Haluk Ulusoy’un önünün açılması yönünde Kulüpler Birliği’nin Sn. Ulusoy lehine aldığı karar Spordan Sorumlu olması gereken Devlet Bakanı Sn. Mehmet Ali Şahin’i rahatsız etmişti. Yine bu dönemde Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun Sn. Ulusoy dönemine ilişkin usulsüz hazırlandığı iddia edilen raporları basına sızdı. Belli ki birileri Ulusoy’a karşıydı. Bakan Sn. Şahin ardından bir televizyon kanalına “Kendisinin aklanması gerektiğini düşünüyorum. Aklanmadan aday olmamalıdır.” diyerek Sn. Ulusoy’a tepkisini yeniledi. Başbakan Sn. Recep Tayip Erdoğan’ın İstanbul’da Kayseri takımlarının Onursal Başkanı Sn. Mehmet Özhaseki ile bir araya gelmesinin ardından iki Kayseri takımı da seçimlerde Sn. Ayhan Bermek’i destekleyeceğini açıkladı. Oysa 6 Ocak’ta Kayseri Erciyesspor İkinci Başkanı Sn. Erol Bedir’in görüşleri şöyleydi: “Talebimiz, Kulüpler Birliği toplantısındaki temayül yoklamasının da dikkate alınarak Sn. Haluk Ulusoy başkanlığında bir yönetim oluşturulmasıdır.”Başlangıçta kulüplerin pek ilgi göstermediği Sn. Ayhan Bermek ise kulis faaliyetlerini hızlandırdı. Sn. Bermek’in kilit ismi ise AKP nin faal ismi olarak bilinen Sn. Hasan Doğan’dı. Siyasi baskılardan sonra Sn. Ulusoy’un çekilmesi bekleniyordu ama Süper Lig kulüplerinin desteği azalmasına rağmen Sn. Ulusoy adaylıktan çekilmiyordu.
19-20 Ocak tarihlerinde yapılan Futbol Federasyonu Başkanlığı’nı Sn. Haluk Ulusoy’un 211 delegenin oylarından 109'unu, Sn. Ayhan Bermek ise 102'sini aldı Ve ne oldu ise ondan sonra oldu.
Bu saatlerde TBMM CHP İstanbul Milletvekili Sn. Berhan Şimşek, Bakan Sn. Şahin’i futbola siyaseti alenen alet etmesinden ötürü istifaya davet ediyordu. Sn. Şimşek’e cevap için kürsüye gelen Sn. Şahin, : “İstifa etmeyeceğim. Türkiye Futbol Federasyonu yasasının 31. maddesinin bana verdiği yetkiye dayanarak olağanüstü genel kurulu toplayacağım. Bunu temiz toplum adına yapacağım” kendini savunmuştur.
Yine aynı saatlerde seçimi Sn. Ulusoy’un kazandığını öğrenen Başbakan Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın morali Sn. Ulusoy’un kazanmasına mı yoksa Bakan Sn. Şahin’in bu süreci iyi idare edememesine mi morali bozulmuştu? bilinemedi. Ama bu maçı da burada bitirmeme kararı alındığı belli idi...Ankara Cumhuriyet Savcısı Sn. Abdullah Ayhan Şan bir kez daha “Kurum parasını, kendileri veya başkalarının çıkarı için harcadılar” diyerek aynen 2001’deki İlk davada üstelik 13. Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararının “Beraat” olmasına karşın Sn. Haluk Ulusoy hakkında dava açtı.
Nihayet yapılan çalışmalarda son aşamaya gelindi ve başta Fenerbahçe Yönetimi ve onlarının silahşörü durumundaki Bursaspor kulubu başkanı Sn. Levent Kızıl olmak üzere AKP nin bünyesindeki Onursal Başkanlar öncülüğünde bir yıl geçmeden seçim aşamasına gelindi.
Tam da bu arada Başbakan Sn. Recep Tayyip Erdoğan, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sn. Melih Gökçek'in Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı'na aday olmak istediğini, ancak bunu engellediğini de açıkladı.
Futbol Federasyonu'nda geçmiş dönemlerde başkanvekilliği yapan ve Sn. Haluk Ulusoy'un tekrar Federasyon Başkanı seçilmesini istemeyen Sn. Hasan Doğan ile ilgili tartışmaların sorulması üzerine de Sn. Erdoğan, şunları kaydetti:
"Hasan Doğan benim aile dostum. Daha önce Futbol Federasyonu'nda başkan yardımcılığı yaptı. Bundan önceki seçimde de aday oldu. Hasan Doğan, AKP'nin faal bir görevlisi, elemanı, yöneticisi değil. Tam aksine federasyonda görev almış ve o dönemde başarılı çalışmaları olmuş bir arkadaşımız.”
Başbakan Sn. Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Futbol Federasyonu ile uzaktan yakından hiçbir alakası olmadığını ATV'de yayınlanan Teke Tek programında, "Futbol Fedarasyonu'nda ne olacak, yaşanan tartışmalar var" sorusu üzerine, "Futbol Federasyonu ile ilgili olarak benim partimin ilgisi sadece onursal başkan konumunda olan belediye başkanlarından kaynaklanıyor. Bunun dışında kesinlikle benim partimin Futbol Federasyonu ile uzaktan yakından hiçbir alakası olamaz" diye konuşarak hedef şaşırtmaya da devam ederek ve diğer taraftan da AKP grubunda Türkiye Futbol Federasyonu seçimleri ile ilgili bir milletvekilinin yazılı olarak ilettiği "Federasyon seçimini gündeme getiren" önerisini yanıtlayan Sn. Erdoğan, isim vermeden seçimlerde Sn. Haluk Ulusoy'u destekleyen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sn. Melih Gökçek'i eleştiren Sn. Erdoğan, "Bazıları çok yanlış işler yapıp karşı tarafta yer aldı. Onlarla birlikte hareket etti.” diyerek de konu ile ilgili olarak ne kadar merak ve taraf olduğunu alenen beyan etmiştir.
Sn. Erdoğan, AKP hükümetinin Futbol Federasyon seçimine müdahale etmesini eleştiren ve bugüne kadar futbolla ilgili önemli saptamalar yapmayan 9. Cumhurbaşkanı Sn. Süleyman Demirel'e de: "Türk siyasetinin duayeni olarak geçinenler sivil toplum örgütlerini istedikleri gibi kullandı. Şimdi bu şekilde konuşması yanlış." Diyerek sivil toplum örgütleri için nasıl bir çalışma yürüttüklerini ve dahası yürütecekleri konusunda da önemli ipuçları vermiştir.
Ve son olarakta Futbol Federasyon Başkanlığı için adı gündeme gelen Fenerbahçe’nin adı şike dedikodularına karışan eski yöneticilerinden Sn. Hamdi Akın'a bazı kulüplerin karşı olmasını da bir fırsat bilerek ve el altından sanki anlaşılmıyor gibi de Ankaraspor Başkanı Sn. Hilmi Gökçınar'ın adaylığını ısıtmaktadırlar.
Şimdi size bir kez daha sormak istiyorum siz kendinizi basın mensubu zanneden muhteremler; bu, hükümetin TFF seçimlerine karışmaması durumu ise eğer, karışması durumu nasıl olur konusunda köşelerinizde birer senaryo yazarsanız biz de bu vesveselerimizden kurtulur rahatlarız hiç olmazsa...




Perşembe, Ocak 18, 2007

LEVENT KIZIL KİMDİR?

Fenerbahçe’nin 100. yıl kutlamalarına Sarı-Lacivertli ekibin başkanı Sn. Aziz Yıldırım ile birlikte katılarak büyük mutluluklar yaşadığını belirten, ve mikrofonların açık kaldığı bir anda da Sn. Yıldırım’ın, “Şu federasyonun seçim işlemini bitir artık'' yönündeki talimat gibi sözlerine , “Merak etme Başkan, hem Haluk Ulusoy federasyonunu hem de Beşiktaş’ı bitireceğim'' diyen aslında koyu bir fenerbahçe taraftarı olan Bursaspor Başkanı Sn. Levent Kızıl’a büyük tepki...
Beşiktaş Kulubü önemli yöneticilerinden biri , “Sn. Levent Kızıl inkar etmesin, bu olayın birçok şahidi var hatta açık kalan mikrofondan kutlamalara katılan herkes tarafından duyulmuş olan bir konuda sonradan kalkıp bunlar hayal mahsülüdür falan demesin, Sn. Levent Kızıl gibi Türkiye Futbol Federasyon üyeliği dönemimde bazı şikelere de adı karışan birisine bu konularda konuşmak hiç düşmez” diyerek zehir zemberek sözler ederek Sn. Levent Kızıl’ı suçlamış ve “TFF Başkanı Sn. Haluk Ulusoy'a karşı FB'nin tetikçiliğini yapan Bursaspor Kulubü Başkanı Sn. Levent Kızıl, kulübün resmi internet sitesine yaptığı açıklamada, Beşiktaş Kulübü'ne savaş açtığı şeklindeki haberleri yalanlayarak, “Merak etmeyin hem Futbol Federasyonu'nu bitireceğim hem de Beşiktaş'ı” şeklinde bir beyanda bulunmadığını açıklamıştır
. Efendim, Saraçoğlu stadının önünde Aziz Yıldırım'ın hemen arkasında kürsüde FB'nin 100.yıl törenine büyük bir hevesle katılmış bir adam bunu yalanlasa ne olur yalanlamasa ne olur” diyerek de tepkilerini sürdürmeye devam etmiş ve en son olarakta Sn. Levent Kızıl’a “İzmir’in güzide kulubü Altay’ın düşmesinde ne gibi rolleriniz bulunmaktadır ki İzmir’liler size çok büyük tepki göstermektedirler” sorusunu yönelmiştir.

Aslında Sn.Levent Kızıl’ ın iş hayatındaki durumları da futbol hayatındaki inişleri ve çıkışları gibidir; sahibi bulundukları “ULUDAĞ GAZOZLARI” işletmelerinin tüm sahip ve yöneticilerinin Bursa Emniyet Müdürlüğü, Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şube Müdürlüğü’nünce “hayali ihracat” operasyonu çerçevesinde gözaltına alınmış olmaları başta olmak üzere bir dolu ticari suçlama ile karşı karşıya kalmış olması da sürpriz değildir kuşkusuz.

Diğer taraftan da; futbol yöneticiliği dönemi de zikzaklarka doludur en sonuncusu ise, 14 Ocak 2006 tarihindeki Futbol Federasyonu seçimlerinde aday olan Sn. Haluk Ulusoy ve Sn. Ayhan Bermek arasındaki yarışta, Bursaspor Başkanı Sn. Levent Kızıl’ın Sn. Bermek’i destekleyeceği dedikoduları fısıltı gazetesiyle delegelere yayılmıştı. Aslında Sn. Ulusoy'a destek veren Bursaspor Başkanı Sn. Kızıl, söylentileri yok etmek için "taahhütname" gibi kendi el yazısı ve imzasıyla bir açıklamada bulunmuş ve Sn. Haluk Ulusoy'un 7 oy farkla Federasyon Başkanı olmasını sağlamıştı. Bursaspor Başkanı Sn. Kızıl delegeleri etkilemek ve Sn. Ulusoy'u desteklediğini göstermek için kaleme aldığı taahhütnamede, "Haluk Ulusoy'un adaylığını memnuniyetle öğrendim. 4 sene başkanlığımı yapmış olan Haluk Ulusoy'u, Levent Kızıl olarak desteklemek ve oyumu ona vermek adamlığımın gereğidir" ifadelerine yer vermişti. Şimdi ise köprünün altından çok sular aktı ve Sn. Kızıl, kimbilir hangi siyasi yada ticari baskılara maruz kalarak keskin bir U dönüşü yaparak, Sn. Ulusoy'un karşı safına geçti.

Futbolumuza, “siyasetin emrindeki başta Ankara ve Kayseri Büyük Şehir Belediyelerin emrine girmiş görünen bazı kulüpler” ve Sn. Aziz Yıldırım ve Sn. Levent Kızıl ve yine onların bindirilmiş kıtaları gibi tavır takınan önemli gazetelerin “koyu” Fenerbahçeli Müdürleri ve “nerede ise tamamı Fenerbahçeli olan” bir avuç spor yazarı ve futbol yorumcusu ve yorumculuk yapan birkaç eski hakem mi dediklerini yaptıracak yoksa futbolun “gerçek” sahipleri olmaları ve karar mekanizmasına “hür” iradelerinin hakim olmasını sağlamaları gereken futbol delegeleri mi?
Ama maalesef burada Hükümetin ve özellikle Sporla ilgili Sn. Bakanın siyasi rüzgarlarını da arkalarına alarak futbolun dertlerini kaale almaz biçimde salt tetikçilik görevlerini yerine getirmek üzere kurgulanmış ve kurulmuş bu ekip kazanacak gibi görünüyor; ne gam özerklik gidiyor ne gam demokrasi onlar için...

Sn. Levent Kızıl’ın toplayacağı bir genel kurulun Türk Futbolu’nda “birlik ve beraberliği sağlayacağını düşünebilmek” nasıl bir aymazlıktır?

İşte tamda burada kılavuz ve karga yı özne alan atasözü aklımıza geliyor...

Çarşamba, Ocak 17, 2007

HÜRRİYET GAZETESİNDEN SN. ERCAN SAATÇI YA AÇIK CEVAP

Damad ı Ercan paşa

şak şak şak şak şak şak şak şak şak
şak şak şak şak şak şak şak şak şak
şak şak şak şak şak şak şak şak şak
şak şak şak şak şak şak şak şak şak
şak şak şak şak şak şak şak şak şak
şak şak şak şak şak şak şak şak şak
şak şak şak şak şak şak şak şak şak
şak şak şak şak şak şak şak şak şak
şak şak şak şak şak şak şak şak şak
şak şak şak şak şak şak şak şak şak
şak şak şak şak şak şak şak şak şak
şak şak şak şak şak şak şak şak şak
şak şak şak şak şak şak şak şak şak


17.01.2007 kıymetli kayınpederinizin gazetesinde yazmış olduğunuz "ertuğrul özkök mü beni gazeteci yaptı " başlıklı yazınızın okudum

bunu sizin yukarıdaki bestenizi çalarak alkışlıyorum. Tek laf : BRAVO

NOT:
Siz allahaşkına kendinizi ayrıca müzisyen felan damı zannediyorsunuz kurbanınız olayım hay allah iyiğinizi verisn sayenizde güldüm. Kendinizi kıyasladığınız o zat ı muhteremler de zaten sizin gibi gazeteci yahu hamamda türkü çığırıyorsunuz lütfeder kayınpederinize sorarsanız tirajınızı oradan da basit bit matematikle sizi kaç kişinin okuduğunu anlarsınız . Ancak şu kadarını söyleyeyim ki yine de çok büyük bir ihtimalle sizi müzüsyen olarak dinleyenlerden (kaset ve cd satışlarınızı da biliyoruz) daha fazla okuyanınız vardır çünkü kör ve düşünmeyen bir FB li gibi yazıyorsunuz ya işte maalesef FB de o tür taraftar az da değildir hani.

Son bir dilek kendinize gazeteci deyip gerçek gazetecilere, müzisyen deyip gerçek müzisyenlere hakaret etmeyin. Prodüktör mü dersiniz, müdür mü dersiniz, manager mi dersiniz fenerbahçe taraftarımı dersiniz ne diyosanız deyin ama birikim ve kalite gerektiren mesleklere sahibim diye söylemeniz bizi rahatsız ediyor.

Daha da ötesi para gücü ile bir iki işletme açıp menkulu bilinmeyen bir (aslında tarafımızca iyi bilinir ya neyse) güc ile damat olup bir köşede yazı yazıyor olmak da müzisyen ve gazeteci olduğunu kanıtlamaz.

Diğer taraftan kayınpederinizin ile de neden "coni" muamelesinine tabi tutulduğu konusundaki zernenişlerini konu alan bir söyleşi de yapıp yazarsanız çok mutlu olur ve ayrıca gücünüzün de nereden menkul olduğu konusunda da bizi bilgilendirmiş olursunuz.

Saygılarımla

Salı, Ocak 02, 2007

Sn. AZİZ YILDIRIM NEYİ AMAÇLIYOR

Derdi gerçekten TFF Başkanını görevden aldırmak mı? Derdi Sn. İlhan Cavcav’ın Türkiye Futbolundan çekilmesini temin etmek mi? Derdi Sn. Özhan Canaydın’ın istifa etmesi mi? Derdi hakem komitesini yola getirmek mi? Derdi Fenerbahçe’nin Türk takımı olarak tescil edilmesi mi? Derdi Türkiye futbolu bir kaosta da onu oradan çıkarmak mı? Bu tür soruların sayısını ve türünü arttırmak olası, ancak Sn. Aziz Yıldırım’ın bütün bu çıkışlarının ve saldırılarının gerçek nedeni bunlar değil, olsa olsa bu sonuçları temin ederek asıl ve gerçek amacı olan Fenerbahçe camiasını zinde tutmak bundan gerek kişisel ve gerekse de kulüpsel anlamda menfaat temin etmektir. Diyeceksiniz ki bu kadar agresif ve saldırgan bir tavır sergilemek kendine ve kulübüne de zarar vermez mi, hedefi sürekli değiştirirseniz ve düşmanı sürekli değişken kılarsanız etrafınız bu motivasyon ve hareketlilik içinde olduğu sürece en azından kısa ve orta vadede bundan zarar görmezsiniz, olsa olsa dönemsel olarak sizin taktiksel geri çekilmeleriniz karşı taraftan da başarı olarak algılanacağından bundan karşı tarafta haz duyacak ve stratejik bir oluşum yerine dönemsel başarılarla yetineceklerdir.
Asıl konu etrafını zinde tutma konusundaki taktiksel ve stratejik yaklaşımı doğru tespit etmekle iş bitiyor mu peki, işte bundan sonrası biraz bulanık çünkü bu programı yürütebilmek için; uygun kadro ve savaşçılar lazım geldiği, karşı tarafın da gerçekleri kavrayamamış ve uygun pozisyon alamamış olması gereği, bu programın uygun bir zaman diliminde uygulanmasının gereği ve en doğrusu doğru iletişim teknikleri ve teknolojileri kullanılması gereği ve nihayetinde toplumsal bir hareket yürüttüğünüz içinde toplumdaki müttefiklerin ve dostlarında varlığı temelinden hareketle doğru paktlar oluşturma gereğidir. Şimdi bu çerçeveden konuya baktığımızda; karşı taraf halen durumun farkına varamamış ve uygun pozisyon ve paktlar oluşturamamış, Fenerbahçe tarafından toplumda müttefik tespiti ve temini yapılamamış (çünkü bu stratejinin babası bunu gereksiz görerek burayı atlamış-dolayısı ile kopyacıları da atlamış), bu savaşın uygun savaşçı ve kadrolarla yürütülmesi gereği taktik açıdan doğru ama maalesef işleyiş açısından tam bir fiyasko (aksi taktirde bu kadar sinirli olmazlar ve kontrollerini kaybetmezlerdi) son 6 yılda birkaç kez şike ve teşvikte yakalanmış olmaları da tam da üstüne tüy dikilmesi anlamındadır.
Oysaki bu programın babası Mr. Hantington formülasyonu hazırlarken bunların atlandığını bilen ve bu programı uygulayan ABD’nin kendisini bu konuda denetleyecek ve eksikleri ilavelerle giderecek bir idari yapılanması vardı ama Fenerbahçe’nin böyle bir güncelleme ve eksik giderici yapısı olmadığı için zinde kalmakta bir takım zafiyetler yaşamaktadırlar ve başarı şansı azalmaktadır. Diğer taraftan münferit de olsa bir takım oluşumlar nasıl tehlikeli bir ortama sürüklenilmek istendiğini geç de olsa fark ettiler ve tavır almaya başladılar ve bu konuda trend böyle giderse mevcut Fenerbahçe yönetimi pes etmek zorunda kalacaktır.
İşte bu da Fenerbahçe’nin uzun vadede kazanımı olacaktır olmasına ama kısa ve orta vadede alınan bu darbelerin yaratacağı atalet ve edinilen düşmanlıklar nasıl temizlenecektir bu meçhul ve şu anda ki Fenerbahçe yönetimin umurunda da değil açıkçası.

Pazartesi, Ocak 01, 2007

AHMET ÇAKAR NASIL BİR YORUMCUDUR ACABA
Habertürk'ten Sn. Tuğrul Yenidoğan vasıtasıyla, sonra gazetelerden konunun tüm detaylarına vâkıf olduğumuz olaya göre TMSF'nin el koyduğu İstanbulspor hesaplarında 600 milyarlık bir fazlalık buluyor. Bu tabiiki sürekli mevcut paraların nereye kaybolduğunu araştırmanın peşinde olduğunu beyan eden TMSF için sürpriz bir durum. Bahse konu 600 milyarlık paranın kaynağı Fenerbahçe kulübüdür ve kulübe ait bir çek var. İstanbulspor Başkanı Adnan Sezgin (ve ne yazık ki şimdiki GS yöneticisi) ve bazı İstanbulspor yöneticilerine göre bahse konu 600 milyarlık çek Fenerbahçe’ye giden Petkov transferinin ödemesidir bu ödeme. Oysa Fenerbahçe kulübünden Türkiye Futbol Federasyonuna gelen resmi yazıdan, Petkov’un serbest oyuncu statüsünde olduğu için İstanbulspor kulübüne ödeme yapılmadığı anlaşılıyor.
Araştırmalar derinleşince, Fenerbahçe’den gelen 600 milyarın ne şekilde dağıtıldığını gösteren elyazısı bir belge ortaya çıkıyor. Galibiyet primi dağıtımına benzeyen listede, Beşiktaş Beşiktaş maçında ilk 11'de olan futbolcular başta olmak üzere, Antrenör Sn. Aykut Kocaman dışında herkesin bu primden pay aldığı görülüyor.
Konu bu kadar açık ve anlaşılır durumda iken; Sn. Tuğrul Yenidoğan’ın proğramına telefon ile bağlanan Sn. Ahmet Çakar olayları net olarak anladığını izah etmekle birlikte, konunun asla Fenerbahçe'yi ilzam etmeyeceğini beyan ediyor ısrarla. Fenerbahçe'yi bırakmayacaksa kimi bırakacak acaba? Sn. Ahmet Çakar konu bu kadar açık iken ve siz bu konuyu bu kadar net anladığınızı beyam etmiş iken hala daha nasıl Fenerbahçe’yi bağlamaz diyebiliyorsunuz pesssss. Gerçi siz genellikle böyle yorum yapmayı tercih ediyorsunuz ki adınız fazlaca telaffuz edilsin. Zaten bu günlerdeki reklam vs. gibi bir takım çalışmalarla da ününüzü paraya tahvil etmeye de başladınız hani bizi ilgindirmez sizin kazancınız ama davranışlarınız ve yorumlarınız arasında bu kadar fark olunca durum biraz izahtan uzaklaşıyor gibi.
Diğer taraftan Fenerbahçe’nin 2000-2001 sezonundaki şampiyonluğunun yaptıkları Samsunspor şikesi ile geldiğini Sn. Cihan Oskay açıklamalarında kendisi hiç taraf olmadığı halde ve nasıl oluryorsada zamanlama açısından da hiss-i kablel vukusu yüksek insan Sn. Ahmet Çakar aynı saatlerde yayınlanan ATV’deki Santra programında Sn. Cihan Oskay’ın 2 ay önce kendisine geldiğini, para karşılığı programa çıkmak istediğini; ancak kendisinin bu teklifi kabul etmediğini dile getiriyordu. Hemde nasıl dile getirmek ağzını hatta edebini bozarak vede boyunuda çokça aşarak hakaretler yağdırıyordu, ayrıca sanki uzmanmış gibi de psikolojik çözümlemeler de yaparak hakaretlerinide artırıyordu. Ancak farklı ve güvenilir kaynaklardan gelen bilgilere göre de konu Sn. Ahmet Çakar’ın Sn. Cihan Oskay’a yada elindeki belgelere güvenmemesinden kaynaklanmıyor tam tersine de çalıştığı kurumun halka açılma çalışmalarından ötürü Fenerbahçe tabanından hisselere ilgi gösterilmezse kaygısı ön plana çıkıyordu. Ayrıca bu hırçınlığı hatta saldırganlığıda uzunca bir süredir fırsat aradığı eski patronu Sn. Serhat Ulueren ile küçük bir hesaplaşma hazırlığı idi. Ancak tabiiki kıymeti kendinden menkul eski hakem yeni yorumcu Sn. Dr. Ahmet Çakar Petrol Ofisi Spor Kulübü Başkanı Sn. Şahin Ulu’nun bu konulara görgü tanığı olacağını ve proğrama bağlanacağını hiç hesaplayamamıştır. Bu konu ile ilgili daha bir sürü şey yazmak mümkün ama fazla uzatmadan Sn. Dr. Ahmet Çakar ‘ın artık ne kadar taraflı önyargılı bir şekilde Fenerbahçe’yi ve Fenerbahçe yönetimini kurtarmaya yönelik çabalar içinde olduğunu artık herkes görmüştür.
Ve biz de kendisine bir kez daha soruyoruz Sn. Dr. Ahmet Çakar sahi sizin bu Fenerbahçe vede özellikle Sn. Aziz Yıldırım konusunda bu saldırgan tutum içinde olmanızın özel bir nedeni mi var acaba? Korkunuzdan ötürü bu tür konularda taraflı davranacaksanız toplumu terörize ettiğinizin farkındamısınız? Lütfen eğer öyle ise hani çok uzman uzman konuştuğunuz asli mesleğiniz olan doktorluğa dönünde yaptığınız hatalardan kocaman bir toplum yerine size gelme cesareti gösterebilecek kadar hastanız olumsuz etkilensin.
KISA KISA KISA
TFF SEÇİMLERİ
Galatasaray ve Kulüpler Birliği Başkanı Sn. Özhan Canaydın yine kendisinden beklenen “ben yapmadım o yaptı” türü bir açıklama daha yaptı ve Sn. Cemal Aydın ve Sn. İbrahim Hacıosmanoğlu’nu suçladı “kaos sizin eseriniz” (Sabah Gazetesi 31.12.2006 ) Sn. Başkan bizzatihi Zat-ı Alilerinizin varlığı kaostur. Bir defa bunu bir kenarda tutarak devam edelim. Nedendir bilinmez ama Galatasaray Başkanı olduğunuzu unutarak sadece Kulüpler Birliği Başkanı olduğunuzu zannederek, siyasete futbolun zaten azalmış olan itibarını kurban gitmesi için seçim cığırtganlıklarına başladınız hemde kimlerle birlikte sadece ve sadece tek sıfatları onursal başkan olan ve futbolu yönettikleri belediyelerin girdiği kaosa benzer bir kaosa girmesi için çalışan beylerle. Diğer taraftan bir Galatasaraylı olarak seçilmişlere en fazla saygı yada katlanmayı size daha lisede öğretmiş olmaları gereğinden hareketle siz tam tersine İktidarın suflelerine ayak uydurmaktasınız. Bu Sn. Aziz Yıldırım’ın başrollerinde olduğu siyasi derdest etme hezeyanını da yakalamamış ve çözümleyememiş birisi olarak tarihe geçeceksiniz ama bu konuda en fazla tepkiyide Galatasara Kulübünden ve taraftarından alacaksınız.

FATİH AKYEL ‘İN TRANSFERİ

Bugünlerde Galatasarayın eski futbolcusu yeni düşmanı Fatih Akyel’in transferi gündemde gibi görünmektedir. Bu konuda özellikle de Sn. Adnan Polatın bu konuda ısrarcı olduğu basından anlaşılmaktadır. Bu konuda Sn. Fatih Altaylının Sabah gazetesindeki köşesinde bahsettiği “derhal kulüp üyeliğinden istifa edeceğim” cağrısı çok anlamlıdır. Bizde bu konuda Sn. Fatih Altaylı’nın bu görüşüne tamamen katılıyoruz. Diğer taraftan eski yöneticilerden Sn. Ergun Gürsoy’un birtakım yalan ve yanlışlarla ortalığı karıştırmasına da doğrusu bir anlam veremedik Fatih Akyel’in bir tek silah çekmediği maçta sözde Galatasaray’ın efsane kaptanlarından Sn. Bülent Korkmaz suçlu imiş yahu allahaşkına Sn. Gürsoy geçen yıldan bu yana nedir bu yalan yanlış bir takım konuları gündeme getirme merağınız hatta hatta Fenerbahçe dümen suyuna girmenizin esvabı mucizesi nedir? Ayrıca Sn. Galatasaray Yöneticileri Fatih Akyel’in Galatasaray’a transferinide gerçekleştiriseniz siz de diyecek bir kalmamış olacak ki işte o zaman Sn. Başkanın neden bana küfretmiyorlar demesi boşta kalacaktır.


MEHMET OKUR’A CEVAP


Sn. Mehmet Okur 31.12.2006 tarihli Sabah Gazetesinde kendisine sorulan bir soru üzerine buyurmuş ki “ligde tuhaf şeyler olmazsa Fenerbahçe şampiyonluğu kaptırmaz” Şimdi kendisine buradan soruyorum Sn. Mehmet Okur
1. Acaba daha önce tuhaf şeyler mi oldu ve siz bunları biliyorsunuz? Biliyorsunuzda açıklamıyormusunuz yada açıklayamıyormusunuz? Gerçi bu konuda sizin korkularınızı anlamak için uzman olmaya gerek yok, Sn. Cihan Oskay olayı, Sn. Hamdi Akın olayı ve Sn. Cafer Aydın olayında , İstanbulspor şikesinde nasıl becerdi ise Fenerbahçe yönetimi becerdi herkesi sindirdi bu da size örnek teşkil etmiş olabilir. Yoksa böyle birşeyi bilmiyorsunuz ama klasik sporcu tavrı mı gösteriyorsunuz ?
2. Yoksa sadece bu seneye yönelik olarak mı böyle bir kaygınız oluştu? Bu konuda herhangi bir duyum mu aldınız? Yoksa böyle bir duyum da yok ama toplumda sanki Fenerbahçe’nin önü kesiliyormuş gibi bir hava mı oluşturmak istiyorsunuz?

Çarşamba, Aralık 27, 2006

STAR GAZETESİNDEN SN. BURAK YARKENT in CEVABINA CEVABIM
Sn. Burak YARKENT;

Nazik ama eksik cevabınız için teşekkür ederim çünkü kör ve dipsiz kuyu rolü oynayanlar maalesef bu ülkede çok fazla. Ancak bu durum bile size yazdığım yazıdaki düşüncelerimi değiştirmediği gibi aksine pekiştirmiştir ancak bir şartla bu görüşümden vazgeçebilirim diye de kendi kendime düşünmekteyim , çıkarda derseniz eğer “ ben yazdığım yazıları okumadan gazeteye gönderirim onlar da yayınlar ve maalesef o günde çok sinirli idim bunları kaleme aldım ve gönderdim” durum değişir.

Bakın cevabınızda ne kadar çok yanlı davrandığınızı hatta bu konuda maalesef sinirlerinize bile hakim olamadığınızı ve hatta bazı basında çıkan gazeteniz tarafından TFF ye savaş açıldığı iddialarını doğrulayacak kadar da ileriye gittiğinizi üzülerek belirtmeliyim.

Bu yaklaşımınız bir dolu nedenle derhal reddedilmesi gereken bir durum oluşturmaktadır.

Diyorsunuz ki “ Acikcasi sadece zedelenen kirlenen Türk futbolunun eski şerefli kimliğini kazanmasi icin çalişıyorum. Ustelik bunu yapanlardan sadece bir tanesiyim ben” Ama galiba yazınızdada bahsettiğiniz üzere sizin Türkiye de yaşamadığınız çok belli aksi taktirde Türk Futbolunun bu noktaya gelmesinde esas katkının Fenerbahçe Yönetimi ve Medyası’na ait olduğunu görecektiniz. Bu ülkede silahla futbolcu transferini, Yüce Türk Adaleti tarafından yargılanıp cezası kesilen insanlar için de yürüyüş/ miting düzenlemelerini, sürekli mızıkçılık yapmayı ( yok gelirlerden en çoğunu biz almalıyız yok bize ceza verilmemeli vb.), ve maalesef şu anda zımmen de olsa desteklediğiniz Sn. Hamdi Akın’la birliktede teşvik primi verilmesini (en azından ilk samimi itiraf ve curm u meşhut), bir başka klüpte başkanlık yapmış bir kişye karşı siyasi tavır alarak miting düzenlenmesini, sadece Fenerbahçe’ye ait yıldız futbolcuları koruma yasası çıkarılmasını, antrenörünün cebinde taş getirip sanki kendisine atılmış da belinden sakatlanmış gibi yapılmasını, bir futbolcusunun hiç bir şeyi olmamasına karşın başına dikiş atılmış gibi yapılmasını, sizin futbolcunuzu tamamen oyun gereği sakatlayan yabancı futbolcunun bu ülkeden apar topar kovalanmasını, en azından Rizespor maçını hatırlayarak hakeme 2. sarı kartı gösterdin diyen ve bu noktada sadece maçın tekrarlanmasının önlenmesini isteyeni “fair play” adayı olarak gösterilmesini, bazı maçlarında ketenpereye getirilerek tekrar oynatılmasının temin edilmesinide, genel kurullarında siyasi müfrezelerin de kullanılmasını, futbolun mafiyozi ilişkilerininde uzantısı olması noktasına getirilmesinide, allahtan ki yaşı azıcık müsait, vicdanı azıcık canlı, hafızası azıcık uzun kayıt yapabilen, gözü azıcık gören, kulağı azıcık işiten herkes malum mahfellerden yapıldığını da bilmektedir. Diğer taraftan aslında bu konuda yanlız olmadığınızı da yazarak sanki çoğunluğun bu doğrultuda yazması halinde onun doğru olacağı gibi bir şey varmış gibi bir yargıda olmanızı da en hafifinden yadırgadığımı belirtmeden geçemeyeceğim. Bu konuda anlı şanlı futbol medyasındaki dedikoduları, silahlı saldırıları ve tehditleri hatırlayacak kadar aklı selime sahibiz de aynı zamanda en azından hala bir kısmımız. Diğer taraftan siz eğer diğer klüplerdeki yöneticilerin de, Sn. Aziz Yıldırım, Sn. Nihat Özdemir ve onların silahlı kıtalarından korktukları için ses çıkarmıyorlar diye düşünüyorsanız, çok yanılıyorsunuz herşeye rağmen çıta yukarılarda dursun spor ahlakı irtifa yitirmesin kaygısındandır bu sessizlik. Ama yinede hatırlatmakta fayda vardır, taşların bağlanmışlığı köpeklerin salınmışlığı çok da fazla sürmez bu ortamın bu ivme ile terörize edilmesi halinde. İşte bu konuda hepimizin çok dikkatli olması gerekmektedir.
Ve evet
Sn. Yarkent
Bütün bunlardan sonra ki özel bir talebiniz olursa da binlerce örnek olarak çoğaltabileceğim bu saydıklarımı göz ardı ederek “KRAL ÇIPLAK” denmez. Bu yaklaşımı kendinize şiar edinebilmeniz için , hiç bir baskıdan korkmadan, yılmadan ama en önemlisi de her hangi birinin askerliğini yapmadan ve eğer yazarsanız da ilaveten herkese ve herkesime aynı uzaklıkta kalarak yazmadan, birilerinin siyaset yapmasına destek yada köstek olmadan, futbolun pastasından ağızlarından salya akıtarak izleyip bize buradan ne düşer demeden ve diyenleride afişe edmeden icrai sanat eylemelisiniz.

Yine tarafıma yazdığınız cevabi yazıda diyorsunuz ki “Hakkinda TFF'unu dolandirdığı iddiasiyla dava açılan bir şahıs tekrar o mertebeye seçilebiliyor ve sonra da haber kanallarina çıkıp, rahatlıkla "ben bu ise secim yoluyla geldim, gorevimin başındayım" diyebiliyor. Bu hadise dünyanin hangi ulkesinde olabilir ki başka” Şimdi burada birkaç önemli ve fahiş hata yapmışsınız hukuki ve ahlaki açıdan;
1. Bu davalar sürdüğü ölçüde bu davaları hala sürüncemede tutanda siyasi iktidardır yoksa bu davalar TFF içinde görülen davalar değildir. Acaba sizce bu büyük bir çelişki değilmidir? Ayrıca bu davalar sonuçlanmadığı halde Sn. Başkan’a suçlu muamelesi yapmak kimin haddinedir allahaşkına? Kaldi ki bu konuda bir bardak suda fırtına koparan Sn. Mehmet Ali Şahin ve Sn. Aziz Yıldırım ve Yönetimindeki önemli müteahhitlerin de gerek direk kendilerinin gerekse de yandaşlarının ciddi şekilde suçlamaları ve tahakkuk etmiş cezaları bulunmaktadır. Ancak başta Sn. Bakan bu konuda tarafsız olması gerekirken tam tersine taraf oluyor ve hatta bu konuda ciddi şekilde de saldirıyor. Şimdi bir grup vatandaş ve basın mensubu da Sn. Bakan için diyor ki ne kadar pişkin bir siyasetçi ve sonuç olarak böyle arabesk yaklaşımlarla futbol kamuoyunda polarizasyon devam eder gider.
2. Şimdi Sn. Ulusoy oraya seçimle gelmedimi de seçimle geldim diyince kızıyorsunuz anlaşılmaz bir durum vallahi. Seçilmişlik ayrı bir şey siz hiç hayatınızın herhangi bir dönemimde bir yerlere aday oldunuzmu acaba? Olduysanız seçildiniz mi acaba? Sn. Başkan benimde TFF için en uygun adam olmamakla birlikte seçimle geldi hatta ki yine bugün mart kedisi rolüne bürünen klüp başkanlarının gönderdiği temsilcilere dayanarak seçildi. O gün seçilmesi için büyük gayret srfeden Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sn. Melih Gökçek ne oldu da bir yıl dolmadan desteğini çekti, kaldı ki kendisinin futbolla ilgisi siyaseten ve Onursal Başkan olmanın dışında, ne oldu da çark etti. Zahmet etmeyin ben size söyleyeyim bütün demokratik kurumlara ( sadece kurumları kastediyorum) siyaseten talip olmaları gereği kendilerine çok yüksek makamdan sufle edildide ondan.
3. Diğer taraftan ben size soruyorum Sn Yarkent; dünyanın neresinde seçilmiş futbol federasyonu yönetim kuruluna bu kadar siyasi baskı olur da basın buna destek verir. Acaba her fırsatta öykündüğümüz herhangi bir AB ülkesinde, mesela Almanya da böyle bir şey olsa nasıl tepkiler oluşur acaba? Ben size söyleyeyim orada böyle bir şey olmaz , ne siyasetçi böyle bir şeyde hezeyan düzeyinde saldırıda bulunur ne de basında bu kadar geniş destek bulur.

Ama asıl önemliside Sn. Yarkent illaki ahlak diyorsak da illaki demokrasi diyorsak ta kurumlara açılan savaşlarla kişilere açılan savaşları birbirine karıştırmamak da ilke edinilmek durumundadır.
Ve buradaki ilke de beğensek de beğenmesek de Sn. Hıncal ULUÇ’un 26.12.2006 tarihli fotomaç gazetesindeki yazısı olmalı ve orada konu şu şekilde özetlenmektedir. “Türkiye'nin bütün federasyonları ve spor kulüpleri iktidarın tehdidi altında. AKP hepsini ele geçirmeye uğraşıyor Bütün demokratlar, bütün özerklik yanlıları Haluk Ulusoy'un yanında yer almalı. Evvela kurumu kurtarmamız gerekiyor Şahin'in baskılarıyla bir başkan seçilirse; FIFA, Türkiye ile ilişkilerini askıya alır ve iktidar tükürdüğünü yalamak zorunda kalır” Bu özetin tamamına biçim ve içerik olarak canı yürekten katılıyorum. FİFA nın Yunanistan’a yaptığınıda sakın aklınızdan çıkarmayın.

Ayrıca cevabınızın son bölümünde ise Samsunspor –Fenerbahçe maçı şike ise neden TFF zamanaşımı kararı aldı diye soruyorsunuz, peki bu soruyu birde Fenerbahçe Yönetim Kurulu üyesi ve asbaşkan Sn. Şekip Mosturoğlu’na da sorsanız direk olarak, peki cevap alamayacaksınız diye korkuyorsanız TFF Yönetim kurulundaki Fenerbahçe Temsilcileri ile bir konuşmayı deneseniz daha iyi edersiniz alacağınız cevaplara göre de gazetedeki yazınızı yazsanız daha doğru bir yaklaşım olurdu. Sn. Yarkent TFF yönetim kurulu üyesi olup ta Fenerbahçe’yi “Yıldırımspor” olarak niteleyen Fenerbahçe Temsilcisi olması sizin bu sorularınızın tüm anlamlarının kaybolmasına yol açıyor maalesef.

Çok fazla uzattığımı biliyor ve bu nedenle vereceğim rahatsızlıktan ötürü özür diliyorum ama diğer taraftan da tabii ki ABD de olmanızdan ötürü buradaki ayak oyunlarını ve bunları yapanları teşhis etmenize mani durum olması nedeni ile de; verdiğim bilgilerle gönül huzruna kavuşacağınızdan ötürü de sevinç duymaktayım.

Bu konuda zaman zaman bilgime başvurmanız gerektiğinde her zaman yardıma hazır olduğumuda bildirir, ayrıca vaktiniz olursa da http://www.spordaalternatif.blogspot.com/ ziyaret etmenizi hassaten öneririm.

Son söz “bilgililer ilgisiz ilgililer bilgisiz” durumundan bir an önce kurtulmanın gereğine inanarak,

Saygılar sunuyorum.
İŞTE FENERBAHÇE YÖNETİMİNİN BİR YALANI DAHA

27.12.2006 tarihli Türkiye gazetesinde Sn. Kemal Belgin tarafından açıklanan Fenerbahçe yönetiminin bir yalanı daha...


Atatürk’ün eşyaları!
Gazetelerde geçen hafta ilgi çekici bir haber yer aldı. Kimliği açıklanmayan veya gizli tutulan bir şahıs, Atatürk’e ait olduğunu iddia ettiği dört-beş parça şahsi eşyayı, aralarında topladıkları 90 bin dolar karşılığı F. Bahçeli yöneticilere satmış. Onlar da bu eşyaları kulüp müzesine teslim etmişler. Şimdi bu haberin arkasını ve gerçek rakamı açalım... Hani televizyonlarda “Perde arkası” diyorlar ya, işte o... Efendim; söz konusu eşyalar Latife Hanımdan değil, Makbule Hanımdan intikal... Bu biiiir... İkincisi, bu şahıs bu eşyaları Cumhurbaşkanlığı’na da sunmuş... Ancak o makam para ödeyemeyeceğini, bağış kabul edebileceğini bildirmiş. Tabii ki iş yatmış. Ardından Sayın Başbakan Erdoğan’a melese aktarılmış ve o makamla da 400 bin dolar karşılığı anlaşılırken, iş yine yatmış... Bu defa aynı sahış, Beşiktaş’ın eski santrforlarından Tezcan kardeşimle, günümüz Başkanı Yıldırım Demirören’in babası Erdoğan Demirören’e ulaşmaya çalışmış. Ama o iş de yatmış. Ve en sonunda, F.Bahçe Başkanın ta kendisi, başka kimsenin katkısı olmadan, 90 bin değil, 280 bin dolar ödeyerek bu eşyaları satın almış... Haberin perde arkası böyle olur işte...

Salı, Aralık 26, 2006

SAPLANTILARINDAN KURTULAMAYAN SIYASILERE BIR HUKUK DERSI
olur diye sn. Hincal ULUC un 26.12.2006 tarihinde PASFOTOMAC gazetesindeki yazisini buraya aliyorum ve altina imzami koyuyorum.

Rezil olurlarTürkiye'nin bütün federasyonları ve spor kulüpleri iktidarın tehdidi altında. AK Parti hepsini ele geçirmeye uğraşıyor Bütün demokratlar, bütün özerklik yanlıları Haluk Ulusoy'un yanında yer almalı. Evvela kurumu kurtarmamız gerekiyor Şahin'in baskılarıyla bir başkan seçilirse; FIFA, Türkiye ile ilişkilerini askıya alır ve iktidar tükürdüğünü yalamak zorunda kalır Bakan Şahin ile Haluk Ulusoy arasındaki söz düellosu sürüyor. Bu tartışmanın demeç yarışına dönmesi kurumları yıpranmasına yol açmıyor mu? Haluk Ulusoy'u Türkiye Cumhuriyeti'nde benim kadar ağır eleştiren birisi daha yoktur. Yazdıklarım, söylediklerim meydanda. Bugün ben bu ülkede Haluk Ulusoy'un bir numaralı savunucusu haline gelmişsem, bu yapılan işlemin ne kadar yanlış olduğunun göstergesidir. Haluk Ulusoy'la uğraşmak, yok etmek için sistemden vaçgeçiliyorsa bunun karşılığı, "Bu, meclisi adam etmek için asker gelsin' demektir. Bu ikisiyle arasında hiç fark yok.
Recep Tayyip Erdoğan iktidarı, sporu etkisi altına almak için elinden gelen her şeyi yaparken, bütün demokratlar, bütün özerklik yanlıları, bütün kurum yanlıları Haluk Ulusoy'un yanında yer almak zorundadır. Evvela kurumu kurtaracağız, Haluk Ulusoy gider, başkası gelir, o sonraki iş. YANLIŞ YAPIYORLAR Bugün kurumun kendisi tehdit altında. Türkiye'nin bütün spor kulüpleri ve bütün federasyonları iktidarın tehdidi altında. AK Parti bunların hepsini ele geçirmeye uğraşıyor. Bütün sivil örgütlerinde olduğu gibi, bütün spor kurumlarını da ele geçirmeye uğraşıyor. Onun için biz önce kurumları korumak için kenetlenmeliyiz. Kurumlar sağlamlaştıktan sonra o kurumları yönetenlerin iyisini kötüsünü ayırmak, kimin gidip, kimin göreve geleceğine demokratik unsurlarla karar vermek zor bir şey değil. Ben Haluk Ulusoy'un değil, Futbol Federasyonu'nun yanındayım. Çok yanlış işler yapıyorlar. Rezil olabilir iktidar. Haluk Ulusoy'un rızası hilafına Mehmet Ali Şahin'in baskılarıyla Türkiye'de bir kongre yapılsın, başka bir başkan seçilsin; FIFA, Türkiye ile ilişkilerini askıya alır ve benim iktidarım tükürdüğünü yalamak zorunda kalır. Dünyaya da rezil olur. Örnekleri var. KALE GİBİ DURUYORUM _Öteki taraftan bir takım iddialar ortaya atılıyor. Bakan Şahin de Teftiş Kurulu'nun kendisine, kongreye çağırma hakkı verdiğini söylüyor. İddialar mahkemeye aksetmiş. Mahkemenin sonucu beklenecek. Ben diyorum ki 'Bülent hırsızdır.' Pazartesi günleri benim odama geldiğimde kitaplar çaldığını tespit ettim ve mahkemeye başvurdum. Şimdi Hıncal böyle söyledi diye müdürün seni kovacak mı, yoksa mahkemenin sonucunu mu bekleyecek. Böyle bir şey olabilir mi? Herkes herkesi itham edebilir. Niye insanlar mahkemeye gidiyor o zaman; niye bakanlık hesabı kesmiyor? Çünkü bu ülkede hukuk kuralları var. Mahkeme cezayı kestiği zaman da yapılması gereken uygulanır. Acelemiz ne, sıkıntımız ne, niye bir an evvel! Bu federasyon kurulurken hükümetin neler yaptığını, nasıl bozguna uğradığını bilmiyor muyuz!.. 'Spor 1, siyaset 0' diye manşet atmadı mı gazeteler... İşte bütün bu yenilgiyi, hazımsızlığı şimdi çözmeye uğraşıyorlar. Hayır ben de Haluk Ulusoy'un arkasında kale gibi duruyorum. _Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na şike ve teşvik primi verenlere hapis cezası öngören tasarı sunuldu. Yıllardır şike ve teşvikle çalkalanan Türkiye, bu konuda biraz geç kalmadı mı? Kanunsuz suç ve ceza olmaz. Yani suç da kanunda yazılacak, ceza da kanunda yazılacak. Şikeyi kanunda yazdığın zaman o şikeyi ispatlayamazsın. Hakimler belge ister. 60'lı yıllarda İzmirspor-Kasımpaşa maçı sonrasında, parayı alan "Aldım" dedi, parayı veren "Verdim" dedi. Yani her şey meydandaydı. Federasyon ceza verdi kulüplere, Danıştay iptal etti kararı. Çünkü parayı getiren adam kulübün yöneticisi değil. "Herhangi bir adamın verdiği para yüzünden kulübe ceza veremezsin" dedi Danıştay. Hukuk bu... Bunu delemezsin. Şikede bu tür kanıtlara ulaşma ihtimali yok. Onun için şikede 'kanaatle' karar verme esası getirildi futbol yönetmeliklerine... Şikeye kanaatle disiplin cezası verebilirsin, ama kanaatle adli cezalar veremezsin. Şikeyi Meclis'e getirenlerin, nasıl ceza vereceklerini bana anlatması lazım. A kulübünün yöneticisi, B kulübüne parayı getirir mi? Enayi mi? Bir üç kağıtçıyı bulup, verirler eline parayı gönderirler. Bu iş böyle olur. Hadi bakalım şimdi, mahkemeye gitsinler de ceza versinler göreyim. Günümüzde yaşanan olaylara hakim güler... Dava hemen reddedilir. KOMİSYON KURULSUN _Parayı götüren kişiye verilmeli mi? Götüren kişiye hapis yatsa ne olacak? Bunun spora nasıl bir katkısı olacak? Parayı veren ben, alan Zeki, götüren de sen ve sen ceza alıyorsun; ben ve Zeki aslanlar gibi devam ediyoruz. Çözülür mü sorun!.. Bunlar göstermelik teklifler. Türkiye'deki muhalefet bu işle ciddi bir şekilde ilgileniyorsa, evvela Meclis'te bir şike tahkik araştırma komisyonu kurarlar. Bu araştırmada gerçekler ortaya çıkarılır, bugüne kadar örtbas edilen bütün şike olayları dökülür ortaya. Konuşulur, yazılır. Bir rapor hazırlanır ve bu raporun ışığında futbolun yönetmelikleri şikeyi önleyecek şekilde yeniden değiştirilir. Hakem maçın belli bir dakikasında şikeyi hissedip, maçı durdurabilmeli. Ama bunu kanuna koyamazsın. Kanun 'delil nerede' diye sorar. Adamın topu taca atması delil olmaz ama kanaati olabilir. Şikeyi önlemenin yolu bu. Kanaate göre hakem, federasyon, ceza kurulları ceza verebilmeli.

Pazartesi, Aralık 25, 2006

Sn. Erman TOROGLU na acik mektup

Sn. Erman TOROGLU

Artik size dur demediler ya birden kendinizi her konuyu bilen ilan ettiniz. Yahu insaf allahaşkına.

Yazınızda buyuruyorsunuz ya "Akın’la yıllardır futbol konusunda sohbet ederiz. Bahsettiği, futbolda düşündüğü şeyleri iyi bilirim. Mesela, Hamdi Akın federasyon başkanı olsun, şu andaki bütün sistemi değiştirir. Eğer kanun çıkarılacaksa ki, çıkarılması şart, bunların çok seri şekilde Meclis’ten geçirilmesini ister. Federasyon yönetim kuruluna hükümetten veya Kulüpler Birliği ve kulüplerden hiçbir şekilde zorlama isim almaz. İsimleri tamamen kendi seçer. Yani, kendini kukla yapmaz"

Ama aynı Sn Hamdi AKIN' ın "Başkan istedi, ben de teşvik çantasını Ankaragücü'ne götürdüm." (gerçekte şöförü ile gönderilmiş 300.000$) sözü konusunda herhangi birşey yazmazsınız. Burada bilmem ki nedir etkili olan; acaba tarafınızca da bir ikbal beklentisimi vardır? Yoksa Sn. Hamdi AKIN ile bizim bilmediğimiz başka bir ortak yönünüz yada ortaklığınız mı vardır? Yoksa bu konuda yazın diye birilerimi kulağınıza sufle ediyor? Yoksa hiç aklıma getirmek istemediğim ama sizin biraz uzun vadeli düşünme engeliniz mi var? gerçi bu sonuncu tespit ile ilgili o kadar çok fahiş hatalar ve yorumlar yaptınız ki hangi birini sayalım (hıyardan bende sizin kadar anlarım Sn. TOROĞLU) ; özellikle ve en önde geleni Sn. Melih GÖKÇEK için meşhur alt geçitleri için övgüde kullanılabilecek bütün sözcükleri tüketip kimi yurttaşlar üzerinde de etkili oldunuz ve SONUÇ ORTADA … KOCAMAN FİYASKO (yüzme bilmeyenlerin boğulma tehlikesi atlattığını hatırlatmak isterim özellikle de)
Şimdi Sn. TOROĞLU SİZE TEKRAR SORUYORUM; nasıl bir ikbal beklentisi içindesiniz ki Sn. Hamdi AKIN ın bu işi en iyi yapabilecek kişi olduğunu söylersiniz? Yukarıda yazılan ve de bal gibi de ispatlanan (öyle ikide birde yok belgesini gösterin getirin falan gibi lafları da bırakın artık komik oluyorsunuz… bunu kargalarda yemiyor Sn. Toroğlu) Teşvik şikesi olayında baş aktör olan Sn. AKIN’ı nasıl oluyorda TFF başkanlığına aday olarak öneriyorsunuz? Siz değilmiydiniz ki birşeyin dedikodusu varsa ona iyi bakmak lazım diye konuşan? Yoksa sizin için “dün dündür bugün bugünmüdür? Yoksa gerçekten akli melekelerinizi çok iyi kullanıyorsunuz da ama biz sıradan vatandaşlar anlayamıyoruz? YOKSA… YOKSA…

Yine buyuruyorsunuz ki “Hamdi Akın için Fenerbahçeli diyorlar. Evet Fenerbahçelidir, federasyon başkanı seçilsin belki de en çok başı ağrıyacak kulüp Fenerbahçe olacaktır. Çünkü Hamdi Akın, Uğur Dündar ile beraber Aziz Yıldırım ile yollarını çok çabuk ayırdılar. Yani benim bildiğim Hamdi Akın kendi ipini kendi çeker. Başkasına izin vermez. Zaten verseydi, özel işinde de bu kadar başarılı olmazdı.”
Sn. Toroğlu artık size ne demeli bilemiyorum ki , yani bu kadar övdüğünüz bu kişi teşvik verilmesine aracılık edecek ve 3 yıl sonra da ben yanlış yaptım deyip nedamet getirecek ve her şey unutulacak . Adama sorarlar bunu yaparken bunun kusur olduğunu bilmiyormuydunuz da kendinizi TFF başkanlığına şimdi layık buluyorsunuz? Yoksa o zaman teşvik vermek suç değildi de biz mi bilmiyorduk? Yoksa teşvik vermek o zaman ahlaklı bir davranıtıda şimdi mi ahlaksız davranış şekli oldu? Yoksa Fenerbahçeliler ne yaparsa yapsın her halukarda onların yaptığı doğrudur diye mi düşünmektesiniz? Yoksa Sn. Aziz YILDIRIM size bunu böyle yazın da Sn. Hamdi AKIN ile bizim aramız yoktur gibi bir kanıya mı kapılmamızı istiyorsunuz? NEDİR… NEDİR…

Ve yine buyurmuşsunuz ki “Akın’ın hakemler konusunda da torba yanlısı olduğunu biliyorum, ama bir farkla. Maçların zorluk derecesine göre, aday seçilecek 3, 4, 5 hakemin torbaya girmesi şartıyla. Yani, 9 maçı bir torbaya atıp, karşısına 25 tane hakem adı torbaya atmak değil.”

Sn. Toroğlu artık ya siz bu işi bilmiyorsunuz yada bilinçli olarak konuyu çarpıtıyorsunuz.

FIFA Sirküler no: 763, Tarih 23.07.2001, Madde 6:
"Hakem atamaları hakem gelişiminin anahtar parçasıdır ve hakem komitesi veya temsilcisi tarafından yapılmalıdır. Kulüplerin hakem atamaları üzerinde hiçbir etkisi olmamalıdır. Hakemler yeteneklerine ve deneyimlerine uygun maçlara atanmalıdır. Çağdaş dünya koşullarında hakemlerin maça atanmasının çekilişlerle yapılması kabul edilemez!"

Muhtemelen sizin yukarıdaki sirkülerden de haberiniz yoktur, varsa da işinize gelmiyordur açıklamak...

Yada siz en iyi yaptığınızı iddia ettiğiniz hıyar seçme işine devam edin belki de böylece yollarımız kesişir (çünkü bende hıyardan anlarım) ve sohbet etme olanağı buluruz …

Bu seferlik bu kadar yeter daha isterseniz gönderdiğim email adresime yazarsınız gelir bizzat tarafınıza bu konuları bir kez anlatırız.

Saygılarımla.


Ruhi Çilek

rmcilek2001@gmail.com