Cumartesi, Ekim 24, 2009

GLADYATÖR - METİN KURT
Vecihi Çıracıoğlu
“Kırklareli’ndeyken ağabeyim Rıfat’la birlikte Beşiktaş taraftarıydık. Kırklareli’ndeki mahallemizde bir Ali Ağabeyimiz vardı. Bakkaldı Al ağabey ve koyu bir Beşiktaş taraftarı idi. Mahallenin çocuklarına siyah-beyaz forma almış, bir takım kurmuş idi. Bakkal Ali’yi sabahları alışverişe gittiğimde, arada bir dükkanında kahvaltı yaparken görürdüm. Onun sadece beyazpeynir ve siyah zeytin yediğini unutmadım. Belki de bugün konuşulan bu hikaye o bakkal Ali’den kaldı. Bunu kim bilebilir? İşte öylesine Beşiktaş’a bağlı, koyu bir taraftardı Bakkal Ali. O yüzden mahallenin tüm çocukları gibi bende Beşiktaş taraftarıydım.” (sayfa 16)

Ankara’da otele gidip, aynı odaya yerleştik Ender’le. Otelde hayatımızda ilk kez bir küvet gördük. Hemen sıcak suyla doldurup sırayla içine girdik. Bütün adalelerimiz gevşemişti. Ertesi gün seçmede tel tel döküldük! Bu konularda bir bilgiye sahip değildik ve genç sporculara yol yordam gösteren, söyleyen, öğreten yoktu… Her sporcu el yordamıyla önce başını duvara bir kere vuruyor, doğruyu sonra kendi kendine öğreniyordu. (sayfa 37)

Altay’da unutamadığım futbolcu Varol Ürkmez’dir. Zamparalık konusunda hakikaten soyadı gibi, ürkmez bir insan olduğu kadar sporculuğu da tam bir gladyatörün hayatıydı. Ürkmeyen bir gladyatör… Bambaşka bir yetenek ve insandı. Anlatmakla bitmez ama anlatacağım anım onun hakkında yeterli bilgiyi verecektir sanırım. İstanbul’a Beşiktaş ile yapacağımız deplasman maçına gemiyle gidiyoruz. Vapurun hareket saatine göre takımın tüm futbolcu ve idarecileri hazırlanmış, bir tek Varol Ağabey ortada yok. Hareket saatine doğru idarecileri bir telaş aldı. Bir süre sonra bir pavyonda sabahladığı haberi alındı. Oraya giden idareciler resmen hasta taşınansedyeyle arabadan indirdikleri Varol ağabeyi vapurdaki kamarasına yerleştirdiler. O sarhoştuki, yürüyecek hali yoktu. Öğle saatlerine kadar uyudu. Eşofmanlarını giyerek güverteye çıktı ve tek başına idman yapmaya başladı. Atlıyor, kalkıyor, jimnastik hareketleri yapıyori ters, düz saltolar atıyor… Velhasıl, tek başına yapılması gereken tüm hareketleri yapıyordu. Vapurda onu gören turistler alkışlamağa başladılar. Karşılarındaki sanki bir animatördü. Varol ağabey duşun altından çıkmış gibi terden sırılsıklam kamarasına gitti ve dinlenmeye çekildi. Aldığı bütün alkolü güvertede güneşin altında falasıyla atmıştı. Ertesi gün Beşiktaş’tan tek puan aldık. 0-0 berabere kalmamız Varol ağabeyin tek başına Beşiktaş’a karşı verdiği savaşla oldu. İşte öylesine bir gladyatördü. ( sayfa 51-52)


O sezon benimle birlikte Tomislav Tavşan adında Yugoslav bir kaleci de transfer olmuştu PTT ye. Tomislav, futbolculara göre çok âlem bir adamdı. İki ayda Türkçe öğrenip Türk futbolculardan daha iyi Türkçe konuşmaya başlamıştı. Konuşmaları teybe kaydedip öyle öğrenmiş Türkçe’yi. Teybin karşısında kendi kendine konuşuyormuş… Çok güçlü ve görenlerin inanamayacakları irilikte elleri vardı. Top neredeyse avcunun içinde kaybolurdu. Bir gün karşı takım oyuncularından biri onu elindeki topu çıkaramaması, degaj yapamaması için perdelemeye kalktı. Tomislav, topu atar gibi yaptı. Rakip oyuncu arkasını dönüp topu aramaya başladı. Tomislav durmuş, rakibe bakıyordu. Hakem ve diğer futbolcularda onlara bakıyorlardı. Tomislav rakibinin omzuna dokunup topu göstererek “bak” dedi. “Aradığın burada” (sayfa 57)

Polonyanın Chorzov kentinde Silezya stadında 60 bin seyircinin önünde o tarihi hezimeti yaşamıştık. Lubanski adlı futbolcuları Milli takımımızı hallaç pamuğu gibi attı. Kalecimiz Ali Altuner Polonya akınlarını durdurmak için insan üstü çaba sarf ediyordu ama birini kurtarıyor, ikincisi gol oluyordu. İlk on dakikada 2 gol yemiştik. Sonra gerisi geldi. Doksan dakikada sadece bir akın yapabildik Polonya yarı sahasında. Sanlı Sarıalioğlu götürdü, Ayhan Elmastaşoğlu’na verdi. Onon şutu hakeme çarparak kaleyi bulmadan dışarı çıktı ve ilk yarı şeref sayımızı atamadık. İlk yarı 2-0 mağlup bitirdik ki, buna şükrediyorduk. İkinci yarı goller arka arkaya yağmaya başladı. 4-0 dan sonrası ne tuhaftır belleğimde değil. Sanlı sakatlanıp çıktı, yerine Eskişehirsporlu İsmail Arca girdi. Sanlı ağabey, yüzündeki acıyla maçtan sonra soyunma odasında “sakatlandım. Yürüyordum, tabela 4-0 dı. Saha kenarına kulubeye geldim 5-0 oldu. İçeri girdim, duş alıp geldiğimde skor 7-0 olmuştu” dedi. (sayfa 59-60)

Güneşspor’un başında, o zamanlar meşhur Avni B. Vardı. Takımın her şeyi oydu. Türkiye’de tanınmış sima idi. Avni B. Bir dönem Güneşspor’a servet harcamış, sonrasında Güneşspor üzerinden servet yapmış bir adamdı. Avni B. Türk futboluna sporcu kazandırdığı söylemleri altında bir simsardı, futbolcu simsarı. Bulur, yetiştirir, satar ve bu işten para kazanırdı. Onu en iyi tanıyanlardan biri de bulup yetiştirdiği, ki o zamanlar diğer takımların beğenmediği, ama Avni B.’un bir eşofman ve bir çift futbol ayakkabısına transfer ettiği, Erman Toroğlu’dur. Toroğlu onun futbolcusuydu. Burada önemli olan konuyu bir anımla açıklamaya çalışayım. Avni B. Devre arasında futbolcusuna bağırıyor. “Ulan” diyor, “ulan bilmem nenin çocuğu!... Bugüne kadar yedektin. Ben seni neden oynattım. Sana kaleye şut mu at dedim. Ben seni bunun için mi oynattım? Dedim mi ulan, sana şut at diye?! Ya top direğe çarpmasaydı da gol olsaydı? Avni B. Buluyordu cevherleri… Toros dağı yaylalarının kartalı Toroğlu Erman beydir. İşte burada kendisini Ankara’nın kurak arsalarından futbolcu olarak yetiştiren Erman Toroğlu’nun, bu gün şikenin kökenini çıkıp televizyon programlarında bunları anlatması gerekir. (sayfa 86)

1970 yılına girerken Zeki Temizler’in transferi yılın bombasıydı ve ayrıca bir futbolcunun transfer ayında mal gibi alınıp satılmasının çarpıcı bir örneğiydi. Transferin ilk günü, Fenerbahçe’nin de peşinde olduğu Zeki ağabey Bursaspor’la 200 bin Tl ye anlaşmış, bu parayı cebe atmış, eski kulübünün kasasına da 240 bin TL göndermişti… Zeki ağabey, gazetelere verdiği demeçte, “Fenerbahçe uyuttu, Bursasporlu oldum” diyordu. Bir gün, “Galatasaraylıyım”, diğer gün “Fenerbahçeliyim” başka bir gün “Beşiktaşlıyım” diyen krampon, bir de baktık ki Bursasporlu oluverdi… Fenerbahçe’nin o yıllarda bir Semai ağabeyi vardı ki, aman Allahım. Fuybolcu gaspı nedeni ile kendisine “hırsız” deniliyordu. Bursasporlu yöneticiler Ulucamii yakınındaki bankaya parayı yatırmışlardı ki, o, punduna getirip Pontiac’ıyla İstanbul!a çoktan uçurmuştu bile.Zeki ağabey iki sene Fenerbahçe’de futbol oynadı. Başarılı olamadı. İkinci senenin sonunda Mersin idmanyurdunda parlayan, Osman Arpacıoğlu için Mersin’e üzerine 200 Tl verilerek transfer edildi… Yıllar su gibi aktı. Karların epey yüklü yağdığı bir kış günüydü. İstanbul’u bilenler bilir; yağmur, kar yağınca taksilere bir şeyle rolur. Taksiler vızır vızır geçiyor ve müşteri almıyorlardı. Epey bir süre geçtikten sonra bir taksi durdu önümde, sevindim… Evin önüne geldik. Parayı uzattım. Şöför, “ utanmıyormusun? Baksana, tanımadın mı beni Metin? Biraz dikkatli baktım Zeki ağabeydi…( sayfa 98-99-100-101-102)

A milli takımın hocası Sabri Kirazdı. Batı Almanya milli maçı geldi çattı. Meşhur 1-1 lik maç. Maçta bir pozisyon oldu. Aldığım topu götürdüm ve Eskişehirspor’lu Kamuran’a aktardım. Almanların Sieloff adında bir liberosu vardı. Kesmek istedi ama ondan önce hamle yapan Kamuran oldu ve topu aldı. Vücut çalımı ile geçti ve karşısında put gibi hareketsiz ve ne yapacağını şaşırmış kalecileri Sepp Maier’in altından uzanamayacağı köşeye topu bıraktı. 1-0 öndeydik. Maçtan önce, Alman kalecisi Maier “gol yersem saçlarımı kazıtırım” demişti. Gol yemişti ama sözünü tutmamış, saçlarının kazıtmamıştı… Golden sonra Cemil çıktı sahneye. Şutlarını atıyor, Maier zar zor çeliyor, gole izin vermiyordu. Almanlar şaşırmıştı ama Maltalı hakem şaşırmamıştı. Bu kez o çıktı sahneye. Muzaffer’in Müller’e yaptığı hareketi penaltı ile ödüllendirdi. 1-1 maç sona erdi. (sayfa 113-114)

Futbolda taktik; taktik uygulayana uygulanır. (sayfa 114)
Futbolcularımızın futbol arenalarında kullandıkları en büyük silahı olan ayakkabıları, Beykoz yapımı Dinyakos marka kösele tabanlı, çiviyle kabaraları çakılı yerli malı kunduralardı. Adını Rum ustasından alan Dinyakos futbol ayakkabılarının sahibi Beykozlu bri rum kunduracı ustasıydı. O zamana kadar postaldan bozma kalçın futbol ayakkabıları kullanılıyordu. Dinakos usta, o zamanlar kullanılan atlet ayakkabılarını ladı ve tabanındaki uzun çivileri sökerek, yerine meşin kabaralar çaktı. Eskisinden çok hafif olan bu yeni futbol ayakkabılarının mucidi olmuştu. Kramponların dilinde, mavi bir kumaş parçası üzerinde adı yazıyordu. (sayfa 115)

13 aralık 1970, Arnavutluk ile yaptığımız Avrupa Kupası eleme maçının devre arasında, hatalı gol yiyen kaleciyi takım kaptanı evire çevire dövmüştü koridorda. Kaleci değil hareket, elini bile kaldıramamıştı. Htalı bir çıkış yaptı, boşta kaldı ve arkasında Cemil (Turan), belki de hayatının en rahat golünü kafasını topa dokunarak attı. Kaleci hata yaptı, hatalıydı ama bunun cezası herkesin trasında dayak yemek olmamalıydı. Aklıma bu olay geldiğinde, reel sosyalizmi hep sorgularım. (sayfa 120-121)

25 nisan 1971, Avrupa kupası eleme maçı. Almanya’da 1-1 berabere biten maçın rövanşında 3-0 yenildik Batı Almanya’ya İstanbul’da. Maç günü geldi çattı. Kampta kadro açıklandı. Ben ilk onbirde yokum. Yedeğim. Yerime B. Mehmet kadroda. Cihat Arman’a haber gönderdim, “yedek soyunmuyorum” diye . Zaten B. Mehmet forvet değil, ortasaha oyuncusu o zamanlar. Daha sonra forvette oynadı. Burada bir dümen daha döndü. Sol görüşlü olmam gündemdeydi yine.(sayfa 122-123)

6 aralık 1971 de Polonya ölüm-kalım milli maçı İzmir Atatürk stadında yetmiş bin kişi karşısında oynadık. 1-0 . Maçın hakemi Bulgar Nikolayev “böyle oynayacağınızı tahmin etmiyordum” diyerek maç topunun beyaz kısımlarını bizlere imzalatmıştı. O maçta enteresan bir olay oldu... Maçın sonuna doğru Zekeriya sakatlanır gibi oldu. Coşkun Hoca, Bursasporlu Vahit’e (Doğan) “git bakalım Zekeriya oynayacak mı, oynamayacak mı?” demiş. Vahit, Zekeriya’nın yanına gidiyor ve, “sen çık ben oynuyorum” diyor. Bir baktık Vahit içeride, ısınmadan çoktan maça girmiş bile. (sayfa 127)

Yıldo, yani gerçek adı Yıldırım Benayyat, müthiş bir gladyatördü. Türkiye doping kontrol merkezi başkanı Prof. Dr. Aytekin Temizer’in TBMM Şike komisyonunda gündeme getirdiği ve bir gazetenin manşetten duyurduğu 1971-74 yılları arasında Galatasaray’da forma giyen futbolculara doping ilacı verildiği iddiası, Türk futbol dünyasını karıştırmıştır. O dönemde Galatasaray’da oynayan “Yıldo” lakaplı Yıldırım Benayyat, teknik direktör Brian Birch’ün kendilerine ilaç verdiğini doğrulayar, “bize verilen ilacın doping mi, vitamin mi olduğunu bilmiyorum” dedi. Birch’ün teknik direktörlüğünde döneminde ilk onbirde fazla yer bulamadığını anlatan Yıldo, “Aradan bunca yıl geçmiş. Şimdi yeniden niye gündeme getiriliyor? En iyisi susmak gerekir. Şimdi yeniden gündem oluşturulmak isteniyor. Bence bu yanlış” diye konuşmuştur… Aslında gerçek gladyatör Yıldo’dur. Şimdi kendini hacı, hocaya vermiş ama oradan da pasaportu almış galiba… Tek tük maçta ikinci yarıda forma giydi. Gladyatör olarak aklıma ilk gelen odur. Brian birch, Yıldo ve bazı arkadaşları antrenman futbolcusu olarak kullanırdı, kalecileri çalıştırmak için. Vur, kır gibisinden antrenmanlarda boksörler gibi kullanırdı… Bir gün Spor yazarları kupasıydı galiba, Beşiktaşla oynuyorduk. Brian Birch onu son on beş dakikada maça aldı. Saha çim. Yıldı topu aldı. Gitti, sürdü ve orta için vurdu. Top, kaleci kontripiyede kaldığı için ters taraftan içeri girdi ve gol oldu. (sayfa 141-142-143)

Spartak Moskova maçını oynuyoruz. Muzaffer (Sipahi) ile A Milli takım kadrosundan gelip Galatasaray kafilesine katılmıştık. Hava sıcaklığı Moskova’da eksi otuz ile otuz beş derece arasında. Maça çıkacağız. Sağ olsun, rakip takım bize külotlu yün çorap gönderdi. Biz delikanlıyız ya! Reddettik. Biz hiç külotlu çorap giyermiyiz? Sahaya çıktık. Aman Allahım. O ne soğuk? Soğuğu biliyoruz ama bir şort bir fanilayla çıkmışsın o soğuğa. Bir bakıma seni o soğukta çıplak sokağa koymuşlar! Doğru koştuk çoraplara. Öyle bir giysimiz var ki, anlatamam. Hem gülüyor, hem de alelacele giyiyoruz. Neredeyse iki çorabı üst üste giyeceğiz. Anlamamız gerekirdi. Soyunma odalarında sahayı gösteren ve sadece o stadyum için kurulu kapalı devre televizyon vardı. Yedek kulübesi yok. İçerden, seyrediyorsun maçı. Dışarıda oturmanın imkanı yok… öyle bir havada sahada buzdan eser yok. Tabandan ısıtma sahaya ilk kez orada şahit oldum… O şartların takımı Spartak Moskova’ya 3-0 gibi küçük bir skorla yenilerek bu macerayı kapamış olduk. Küçük skor diyorum, zira skor daha kabarık olabilirdi ama bizim Aydın (Güleş) sağ olsun, bizi farklı yenilgiden kurtardı! Sahada aykta duracak halimiz yok. Adamlar başladı golleri bir bir sıralamaya. Aydın gitti, önünde oynayan açığa el kol hareketleri ile, “ siz sosyalist, biz sosyalist, yeter artık üzerimize gelmeyin” gibisinden uyuşmuş dudaklarıyla bir şeyler anlatmaya çabaladı. Aydın’ı anladı mı karşısındaki futbolcu, kimdi bilmiyorum ama gerçekten Ruslar üzerimize gelmedi. (sayfa 150-151)

Tarihin 13 ocak 1973 ü gösterdiği maçımızı deplasmanda, İtalya’nın Napoli kentinde oynayacaktık. Biz milli futbolcuları, Avrupa futbolunun güçlü ekiplerinden İtalya karabasanı adeta bir canavar gibi ağzını açmış, öylece beklerken, milli takım futbolcularını hedef alan ve kendilerini spor basını olarak tanıtan bazı şarlatanlar bu maçın falına çoktan bakmışlar, sonucu kendilerince çoktan açıklamışlardı. “Hezimet” … Sonunda patladım ve “ spor basını kınıyoruz” başlığı altında bir bildiri kaleme aldım. Sonra da milli futbolculara imzalatarak, Türk Haberler Ajansı aracılığıyla tepkimizi tüm Türkiye’ye duyurdum. Ajansın o zamanki şefi Veysel Serçe beni telefonla arayarak bildiri yasağı olduğunu iletti ve bildiriyi arkadaşlarım adına kişisel demecim olarak geçip geçemeyeceğimi sordu. Olumlu yanıtladım. Onbeş dakika geçmedi ki otel karıştı. Otelde birden buz gibi bir hava esti. Ben önce bir anlam veremedim. Bütün futbolcuların suratları asıktı, tedirgindiler. Ziya (Şengül) geldi. Takım kaptanıydı. “İmzamı silebilir misin bildiriden” dedi. O zaman anladım ki, bildiri otele yansımış, basının tavrı yüzünden. Gazeteciler aramış futbolcuları. Ziya’ya “al senin gözünün önünde yırtıyorum bildiriyi. Bu bildiriyi ben yayınladım tek başıma. Neden korkuyorsun?” dedim ve olayı bütünüyle üstlendim. Ziya’dan tavır öyle gelince diğer futbolcu arkadaşlarım da onu destekledi. Yazdığım bildiri de spor basınını dar görüşlü ve yıkıcı olmakla suçladıktan sonra, dönemim ünlü kalemşörlerine, “ yalnızca İtalya ile mücadele etmek istiyoruz” sözleriyle açıkça meydan okumuştum. “İtalya’ya gitmeden çizmeyi aştılar” tepkisi geldi… Doğrusu masumane futbolcu tepkisinin anlı şanlı spor medyasını bu denli ürküteceğini hiç ama hiç hesaba katmamıştım. O dönemim yüksek tirajlı gazetelerinden Hürriyet, Milliyet, Tercüman yazdığım bildiriye çok ağır yanıtlar vererek, İtalya’ya gitmeden çizmeyi aştığımı ve İtalya’da boğulacağımı öne sürmüşlerdi. Yazılanların özünde, yenileceğimize dair “peşin mazeret aradığımız” belirtiliyordu... Uçak kalkışa hazırlanırken, yanımda iki kişi belirdi. Bu kişiler adımın Metin Kurt olduğunu öğrendikten sonra, konuşacaklarını söyleyerek, uçaktan inmeme yardımcı oldular! Yetkilerle birkaç oda dolaştıktan sonra, bir sürü dosya incelendikten sonra, uçağa geri dönebileceğim söylenmişti. Uçaktan neden alındığımı sorduğumda, biniş kartı doldurmadığım içim yanıtını almıştım… Hasan Polat, dediğim gibi dürüst adamdı. Federasyon benim kellemi isterken, o, başkan olarak beni hep kolladı. Trabzonluydu ve eski milletvekili idi. Eskiler anlatırlardı, futboluda müthişmiş… Maçı kaybedersek benim Türkiye’ye dönmeme mümkün bile değildi… Milliyet’te, “ Metin Kurt… biz senin komünist olduğunu bilmiyormuyuz?” gibisinden söylemlerle… Ben bir kere çıktım. Maçın en rahat adamı olan İtalyan kaleci Dino Zoff’u kale direğini yalayan bir karış mesafeden auta giden topla elimden kaçırdım… Maçta adeta savaştık. Arkadaşlarımın o maçtaki savaşını ve kalecimiz Sabri Dino’yu unutmam imkansız. Ertesi gün İtalyan gazeteleri, “Türkler, kaleci ve defanslarının hayret verici oyunlarıyla berabere kaldılar” diye yazdı… Maçtan sonra medya ne düşündüğümü sordu. Şu açıklamayı yaptım: “ İtalya karşılaşması öncesinde kalemlerine mürekkep yerine zehir dolduran akrepler, bu sonuç karşısında hemen şimdi kalemlerini münasip bir yerlerine itina ile sokup saklasınlar”. Bu sözlerimi duyanlar oldu, ama okuyan olmadı… Kalemşörlerden biri de Talay Erker denilen gazetecidir. Kendisi, geçmişte Galatasaray’da verdiğim gerek alacaklarım, gerekse sendika mücadelemde bana en yakın duran, destek veren ya da öyle görünen basın elemanlarından biriydi. Sürekli, Milli takım ve Galatasaray kamplarında haber yapmak, yazı çıkarmak ve söyleşiler yapmak için yanımızdan ayrılmazdı… Ama ibre egemenlerden yana dönünce, onun da ibresi o yöne kaydı… Galatasaray takımında süresiz kadro dışı kaldığımda, eski eşimi aleyhimde konuşturarak yazı yazmaya çalıştı… O dönem Alp Yalman’ın dizinin dibinden ayrılmayan, onun işlerini kovalayan kalemşördü Talay Erker… Eskilere gidelim. Alp Yalman bana Tatko’nun bayiliklerinden birini verecekti. Ben de, bir zamanlar benimle aynı evde kalan Ergun Gürsoy, Galatasaray’dan futbolcu arkadaşım Aydın Güleş ve Metin Sözgeçen’le birlikte bir şirket kurup, onlarla bu bayiliği ortak işletecektim. Alp Yalman aldığı karardan korkmuş ya da bir şekilde caymış olmalı ki, bugün yarın gibisinden laflarla bizi oyalıyor… Benim bu konudaki bazı sözlerimi hakaret kabul etmiş olsa gerek, dostu Talay Erker’i kullanarak Hürriyet gazetesinde yalan bir haberi manşetten yayınladı:” Metin Kurt sokağa düştü, Fatih Parkında şarapçılarla yatıp kalkıyor” … ( sayfa 162-163-164-165-166-167-168-169)

Brian Birch, tam bir profesyonel ve spordan para kazanmak için dövüşen baba bir gladyatördü. Kendisi asla eksik tamamlamazdı. “Ben” derdi, “ bu ülkeye, ülke sporunu, futbolunu geliştirmek için gelmedim. Kendime İngiltere’ye döndüğümde ev almak için geldim”. Onun dürüst tarafı buydu. Çok açık ve net konuşurdu. İşinin dışında, alavereye dalavereye girmezdi. İşini bilir, işini yapar ve, “ben işimi yapacağım ve bundan paramı alacağım” derdi. Onun için işini yapan futbolcuları sever, işini sevmeyenlerle asla bir arada olmazdı. (sayfa 175)

Brian Birch, ikinci kez Türkiye’ye Galatasaray’ın başına geldiğinde işleri iyi gitmedi. 1980-81 sezonu…Bir Fenerbahçe maçı öncesiydi…”hocam” dedim, “affına sığınarak söylüyorum Fenerbahçe’nin ileri üçlüsü İsa (Ertürk), Ali Kemal(Denizci) ve Selçuk’tan (Yula) kurulu. Bu üç adamın top kapma özelliği yok. Geriye gelme anlamında özellikleri olmayan futbolcular bunlar. Geride de Cem (Pamiroğlu) gibi, Alpaslan (Eratlı) gibi adamlar var. Bunlar uzun top atıyorlar ve forvet bu topları aldığında bire bir karşılarındakileri geçip pozisyona giriyorlar… Kendi sahanda oyala dur. Tabiri caizse “kuçu kuçu” sistemi… Ertesi gün maçı benim söylediğim taktikle oynadı ve sahadan 1-0 galip ayrıldı. (sayfa 179-181)

Bana verilen süresiz kadro dışı cezası kesinlikle halkın gösterdiği tepkiyle kalktı. Tekstil Fabrikatörü ve Galatasaray yönetim kurulu üyesi Halit Narin, ki kendisini siyasetle ilgilenen herkes tanır, bana verilen cezanın kalkmasından sonra üyelikten istifa etti. Daha sonra kendisiyle bir saunada karşılaştık. “Senin sayende Tekstil İşverenleri Sendikası başkanı oldum. Galatasaray’daki istifa edince vaktim kaldı, beni tekstilciler başkan yaptı” dedi. (sayfa 214)

1 aralık 1974, İzmir’de İsviçre’yi 2-1 yendiğimiz maç. Ali Şen’in müthiş itirafı ve ifşaatı! Yoo, bu işte bir başka iş var! Ya bizim spor basınının üzerine ölü toprağı serpildi ya da Ali Şen çaptan düştü… Ali Şen kalkacak, “Ben bir milli maçta, Yugoslav hakemi ayarladım, maçı kazandık!” diyecek de kimse sesini çıkarmayacak, olcak iş mi bu? Hayır, hayır! Bu işte bir iş var… Söz Ali Şen’de: “Şimdi ne diyeyim, hakemin bir kabahati yok. Düşse penaltı vereceğim? Diyor. Bizim Metin Kurt vardı. Sağaçık oynuyordu. Ben futbolcuya düş diyemem ki. Bunlar benim yapıma aykırı şeyler. Ben zaten bunları tenkit eden kişiyim”. Tabii canım, hiç Ali Şen böyle şeyler der mi? Onun yapısına aykırı. O da öyle diyor, biz de öyle diyoruz… İkinci yarı başladı. On adım ileride Metin Kurt ofsayt, aldı gitti gol yaptı, durum 1-1. İsviçreliler kıyameti koparıyor, sahayı terk etmek istiyorlar. Maç tekrara başladı. İtiraz, dışarı. İtiraz dışarı. Arkadan iki gol, ikisi de beş metre ofsayt. Türkiye :3 – İsviçre:1” Lakin Vatan gazetesi spor sayfası sorumluları Ali Şen’in bir dipnotunu koymuşlar, iki satır ama çok önemli… Ali Şen ne diyordu? Maç 3-1, Türkiye’nin galibiyeti ile bitti diyordu. Meğer maç 2-1 bitmiş. Ali Şen’e göre gollerden birini Metin kurt atmış…hayır o maçta Metin Kurt’un golü yok. Ayrıca ne demiş Ali Şen ilk yarı 1-0 İsviçre lehine bitmiş, ama beraberlik golü 21. dakikada İsmail Arca’dan gelmiş… Dedik ya, bu işte bir başka iş var. Ali Şen böyle müthiş, dehşetengiz bir ifşaat yapacak da onun “ Şansalları, mansalları” alkış tutmayacak. (sayfa 216-217-218)

Gündüz Kılıç’ın eşi Melahat hanımdı. Biz adını “Korkunç Yenge” koymuştuk. Saygıdeğer bir hanımefendiydi ve gerçektende otorite bakımından korkunçtu. O kadar Galatasaraylıydı ki, takımın mağlup olduğu bir maçtan sonra kocasıyla birlikte intihara kalkıştığı o zamanlar anlatılırdı. (sayfa 226)

Galatasaray’da futbola başladığım zamanlar, Gayrettepe, Yıldız Posta caddesinde bir ecde Ergun Gürsoy’la birlikte kalıyordum. Pazartesi günleri izin günüm olduğu için bekar evinde arkadaşlarımızla toplanırdık. Bu arkadaşların içinde Başaran Ulusoy’da vardı.Ergun Gürsoy, Başaran Ulusoy’un muhasebesinde çalışır, tahsilat işlerine bakardı. Bir Ergun Gürsoy bana, Başaran Ulusoy’un kendisini Uludağ’a tatile götürdüğünü ve tatil sonunda harcadığı meblağın yarısını senet olarak imzalatarak geri istediğini söyledi. O akşam, Başaran Ulusoy eve geldi, tartıştım. Ergun Gürsoy işsiz kaldı. Karadenizli bir grup arkadaşın yardımıyla, İnan Kıraç’ın yanına girdi. Daha sonraları Tofaş arabalarının bayiliğini alarak bugünlere geldi. Başaran Ulusoy, Ergun Gürsoy’u Uludağ’a tatile götürmese, hala onun yanında çalışıyor olacak ve belki de bugünkü konumunda olmayacaktı. (sayfa 228 -229)

Doping illetinden biraz daha bahsedeyim, hazır Galatasaray konusundayken. Galatasaray’da varmıydı, yokmuydu? Dopingi ilk Altay’da yaşamıştım. Ta oralardan Galatasaray’a kadar gelmek istiyorum. Doping, sporun başına, insanlığın başına bela olan eroin gibi, veba gibi bir bulaşıcıdır. Dopingi PTT de yapanlar vardı. Ben PTT de yapmadım, yapmazdım. PTT deki futbolcular kendi aralarında alırlardı. Daha çok yaşı geçmiş, güçten düşmüş futbolcular dopinge müracaat ederlerdi. Galatasaray’da doping yaptım. Zaten Galatasaray’da sıradan herkese verilirdi hap olarak ya da şırıngalanırdı. Galatasaray’da K. Adında bir masör vardı. Kendisi de eski futbolcuydu. Beşiktaş’ta oynamıştı. K. doping hapı almayı teşvik ederdi. Söylendiğine göre Turgay Şeren futbol oynadığı dönemlerde bir maçtan önce kendisine iğne yapılmasını istiyor ve doping ondan sonra sistemleşiyor. Galatasaray futbol takımına dopingi getirenin, alıştıranın o zamanlar, “deve” ve “ sürmeli” lakaplı, Turgay Şeren olduğu fısıltı gazetelerinde anlatılırdı. (sayfa 232)

Müthiş hafiye Turgan Ece, baş anarşisti saptamakla yetinmemiş, B. Mehmet ile Yasin’i de yardımcı anarşistler olarak belirlemiş, onları da kadro dışı bırakmıştı. Hızını alamayan o zaman kendisine taktığımız isimle “ Faşist general Turganko” Ekrem ile Aydın’ı da daha sonra kadro dışı kervanına katmıştı. Turgan Ece soyunma odasını terk ettikten sonra, kendi aramızda ona karşı mücadele kararı aldık. Hep bir ağızdan Turgan Ece’nin kadro dışı kararını birbirimize haykırdık. Eylemim ertesi günü Fenerbahçe maçı için kampa girecektik. Takım kaptanı, Yasin ile birlikte basın açıklaması yapmak için Çağaloğlu’na gittik. D,ğer futbolcu arkadaşlar bizi basın toplantısından dönünceye kadar Ali Sami Yen stadında bekleyecekler, kampa girmeyeceklerdi. Yasin ile birlikte yaptığımız basın açıklamasında, Galatasaray’da isyan olmadığını, aksine Turgan Ece’nin provakasyonu ile karşı karşıya kaldığımzı vurguladıktan sonra, onu provakatörlüğe iten nedeni de açıkladık: “ Şampiyonluğun Anadolu’ya yani Trabzonspor’a gitmesini engellemek” Yasin ile Ali Sami Yen’e döndüğümüzde acı bir sürpriz ile karşılaştık. B. Mehmet, Aydın ve Ekrem dışında tüm futbolcular baskılara dayanamayarak kampa girmişti. İsteseydik bu kampı dağıtacak gücümüz vardı. Ancak kampı dağıtırsak, Turgan Ece’nin ekmeğine yağ sürmüş olacaktık. Turgan Ece’yi amacına ulaştırmamak için futbolcu arkadaşlarımızı destelemeyi uygun gördük ve sustuk. Sonuçta, Galatasaray eksik sayılabilecek Fenerbahçe’yi yenerek, hem renklerine gölge düşmesini engellemiş, hem de şampiyonlukların masalarda değil, sahalarda kazanılması gerektiğini apaçık ortaya koymuştur. Tranzonspor şampiyon olunca, elinde bir buket çiçekle TRT’nin Maçka’daki binasına ilk koşan Turgan Ece oldu. (sayfa 240-241)

19 Mayıs 1976 tarihinde bir basın açıklaması yaparak, Turgan Ece’yi çok ağır bir dille suçlamıştım. Basın açıklamasına,”bugün gençlik ve spor bayramı, doğrusu bu açıklamayı yapmak için kurban bayramını seçmem gerekirdi” sözleriyle başlamıştım. Yaptığım basın açıklaması çok etkili olmuş, Turgan Ece’yi iyice sarsmıştı. Bu arda Galatasaray, İstanbul’da Giresunspor’a 3-1 yenilince sarı-kırmızılı tribünlerden, “Turgan Ece istifa, beşler sahaya” sloganı daha gür haykırılmaya başlanmıştı. Turgan Ece’nin yıkılması an meseleydi. İşte tam bu noktada devreye, Abdi İpekçi’nin önderliğinde Milliyet gazetesi spor servisi girdi. İpekçi, Yasin ile B. Mehmet’e “Metin Kurt iyice sola kaydı. Kaybetti. Siz, Turgan Ece’den özür dileyerek kendinizi kurtarın” diyerek, Yasin ile B. Mehmet’e özür diletmiş ve spor sayfasına manşetten sunacağı bir haber yaratmıştı. Bunu o zamanlar basında çalışanlar çok iyi bilirler. Ben de onlardan öğrenmiştim. Her ne kadar sol görüşe karşı olsa da Abdi İpekçi, kendini sağcı, milliyetçi olarak adlandıranlar tarafından iki sene geçmeden evinin önünde silahla vurularak katledilmişti. Yasin ile B. Mehmet’in özür dilediğini okuduğumda benim için Galatasaray defteri kapanmıştı, Kayserispor’a transfer oldum. Ancak, Yasin ile B. Mehmet’i özür kurtaramamıştı. B. Mehmet Fenerbahçe’ye, Yasin de Amerika’ya gitmek zorunda bırakıldı. Turgan Ece ise üç ay sonra bir daha geri dönmemek üzere Galatasaray’dan uzaklaştırıldı. ( sayfa 241-242)

Sözünü ettiğim çevrelere göre futbolcu, aklı aut çizgisinde son bulan ayaktakımıydı. Futbolcu, “ben neyim”, “nereye kadar varım”, “nereden sonra yokum”, “yaptığım işin toplumsal boyutları nerede başlayıp nerede biter”, “kimler tarafından hangi amaçlar doğrultusunda kullanılıyorum” sorularını soramazdı. Bu soruyu soran ve egemen çevrelerce oluşturulmuş sis tabakasını arayabilecek bilince ulaşmış futbolcular, uydurulmuş öykülerle halkın yüreklerinden silinip atılmak istenir. (sayfa 252)

Futbolcu yetiştirme hakkı da kalkacaktır. Bu hakkı şimdi FİFA saptıyor. Sporda gerçek örgütlenme süreci Tekin Bilge’lerin tabela sendikasıyla değil, sporcuların kurduğu Amatör Sporcular Derneği (ASD) ile başlamıştır. O zamanlar, geçmiş dönemde, spor bakanı görevinde bulunan Fikret Ünlü, Amatör sporcular derneği başkanlığı görevinde bulunmuştu. Ben genel sekreterdim. İstanbul sorumlusu Eser Özaltındere (milli takım ve Galatasaray eski kalecilerinden ve kaleci antrenörü), Ankara’da da milli atletler görev yapıyordu. (sayfa 258-259)

Gökmen’in bir ayı hikayesi var, çok ilginç ve esprilidir. Yeniköy’de Charton Oteli vardı bir zamanlar, sonradan yıkıldı. Sahildeydi. Orad kamp yapıyoruz. Brian Birch teknik direktör, Çoşkun Özarı da koordinatör. 12 mart askeri darbesi olmuş, radyo’dan sürekli sıkıyönetim bildirileri okunuyor. “Sıkıyönetimin bilmem kaçıncı bildirisidir. Falan filan …” gibisinden. Maç yemeğini yedik, takım okundu, maç saatini bekliyoruz hareket etmek için. Ben, Gökmen, Çoşkun Özarı ve birkaç arkadaş daha otelin lobisinde oturmuş konuşurken, Suphi (Soylu) geldi heyecanla. Çoşkun Özarı’ya “Ağabey, Gökmen’in yerine kim oynayacak” diye sordu. Hepimiz şaşırmıştık. Çoşkun Özarı “ Hayrola, neler oluyor” gibisinden bir şeyler dedi. Suphi “ Ağabey duymadın mı? Artık ayı oynatmak yasaklandı, sıkıyönetim bu konuda bildiri yayınladı” dedi.(sayfa 274-275)

Kayserispor, Türkiye 2. ligi takımıdır… Üzeyir Molu adlı kişi zorla getirildiği klüp başkanlığı koltuğunda ilk demecini veriyor. “Eğer, Kayserispor şampiyon olmazsa kendimi meydanda asarım…” Molu’nun bu demeci üzerine dönemim ünlü medya mensupları kendisiyle görüştüler. Gündüz Kılıç, Molu’ya sorar. “ Eğer siz Kayserispor şampiyon olmazsa kendimi şehir meydanında asarım, diyorsunuz. Futbol topu meşin yuvarlak, her yanı oynak. Nasıl hayatınızı bile bile riske ederek, kendimi meydanda asarım diyorsunuz”. Molu’nun cevabı açık ve nettir: “Gündüz bey, bu sezon futbol topu yuvarlak değil, dörtköşedir…” Sezonun en son maçı Trabzonspor-Güneşspor maçı. Güneşsporlu futbolcular Trabzon havaalanında uçaktan iniyorlar ve bir güzel sopa yiyorlar. Dayak atanlar, daha önceden oraya pusu kurmuş Kayserispor taraftarları. Sonuçta, Güneşsporlu futbolcular, can güvenliğimiz yok, diye Ankara’ya geri dönüyorlar. Trabzon, maçı 3-0 hükmen kazanıyor ve averajla Kayserispor 1. lige çıkıyor. Molu kendini asmaktan kurtardığı gibi Kayseri’de kahraman oluyor. (sayfa 278-279)

Türk futbol tarihinde, taraflı tarafsız tüm sporseverler için Metin Ağabey (Oktay) efsane bir isimdir… Özel yaşamında tüm insanlara karşı derin bir sevgi beslemiş, her zaman dara düşen sporcuların ve dostlarının Hızır gibi imdadına- maddi veya manevi- yetişmiştir. Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan’nın idamına karşı yürütülen imza kampanyasına katılarak onların verdiği mücadeleye karşı ne kadar duyarlı olduğunu göstermişti. Onun bu yanını insanlarımızın çok azı bilir. (sayfa 284)

Salı, Eylül 22, 2009

Kasımpaşa – Galatasaray maçının kahramanları;



1. Mahmut Özgener – Aziz Yıldırım abisi için elinden gelen her şeyi yapıyor ama bu maçta da olamadı ama Galatasaray Yönetimi bu adama dikkat etmeli Galatasaray’ın daha 28 maçı var mutlaka bir ya da birkaç maçta gerekli zehir enjeksiyonunu yapacaktır
2. Levent Kızıl - Aziz Yıldırım abisi için elinden gelen her şeyi yapıyor ama bu maçta da olamadı ama Galatasaray yönetimi bu adama dikkat etmeli Galatasaray’ın daha 28 maçı var mutlaka bir ya da birkaç maçta gerekli zehir enjeksiyonunu mutlaka yapacaktır
3. Oğuz Sarvan – Kıdemli, azimli, kararlı, ezeli ve ebedi, tescilli Galatasaray düşmanı o sevinmeyecekte kim sevinecek allahaşkına
4. Oğuz Sarvan’ın oğlu – Çocuk ne yapsın peki sevinmesin de kendisi Fenerbahçelidir ve normal karşılanmalıdır.
5. Aziz Yıldırım – Adam zaten külliyen haklı ben de onun yerinde olsam aynı şekilde bende sevinirim
6. Recep Tayyip Erdoğan – Başbakan Fenerbahçelidir sevinmesi de normal karşılanmalıdır
7. İlker Meral – MHK Başkanı hakem çocuğu hakem Oğuz Sarvan abisini memnun etmek için elinden geleni yaptı ama maalesef başaramadı. Ama bu hakeme dikkat etmek gerekir hatta o kadar ki bundan sonraki Galatasaray maçları yada rakiplerinin maçlarına çok dikkat etmek gerekir
8. Yılmaz Vural –Takımını sahaya Galatasaraylı futbolcuları dövmek üzere çıkarmış gibi bir görüntü vardı, maç sonunda da işine gelenleri gördüğü işine gelmeyenleri görmediği de iyice anlaşılmıştır. Kendisinin de neden Galatasaray’ı sevmediğini herkes bilir ama haydi hafızalarımızı tazeleyelim Ergun Gürsoy Galatasaray yöneticisi iken bu kişiyi antrenör olarak takımına kazandırmak adına Almanya’dan Türkiye’ye gelmesine aracılık etmiş ancak sonradan Malatyaspor’a deyim yerindedir umarım, yanlış anlaşılmaz ama resmen kakalanmış ve Galatasaray böyle bir maceradan kurtarılmıştır.
9. Erman Toroğlu- Galatasaray açısından bir kıdemli ama kademsiz ama tescilli bir düşman daha ama ne yazık ki Galatasaray’a yapılanlar karşısında bu düşman bile kin ve zehir kusamaz halde şimdilik ama ne yazık ki ince ince başta Baros olmak üzere bir sürü futbolcuyu hakemlere ve federasyona hedef yapmaya uğraşıyor. Bir türlü Galatasaray’a yarım kalan transferinden doğan hıncını unutamamış ve sırf bu nedenle ince ince ya da açıktan düşmanlık kusuyor ve devam edecektir.
10. Sancak Kaplan - Şimdi artık kendisini tüm Türkiye tanıyor ayrıca Aziz Yıldırım da kendisini yakından takip ediyor, herhalde attığı tekmeler şimdi kendisini hedeflediği takıma daha yakın hissettirir hale getirmiştir.
11. Ali Güneş kaleci gibi kurtarıyor hakem görüyor ama es geçiyor bu pozisyonun dünyada bir benzeri yoktur hakemin bunu görmedim demesini bir de hakem çocuğu hakem Oğuz Sarvan izah etmeli onu yeterli görmüyorsan birde Yılmaz Vural ile Aziz Yıldırım izah etsin, Ali güneş Kewell a faul yapıyor gole giden oyuncuya arkadan yapılan hareket kesin kırmızı kart ama nerde
12. Murat Erdoğan’ın GS düşmanlığı nereden geliyor dersiniz işte bu anlaşılmaz bir şey
13. Koray geri pas yapıyor hakem es geçiyor zaten kendisinden beklenende bu hakemden
14. Erman ve Murat hakemin ilk pozisyonda verdiği yanlış kararın altında kaldı dediler ama öyle olsa idi Ali Güneş’i Kewell a yaptığı harekette atardı oysa hakemin böyle bir niyeti yoktu olmadı olamazdı da başta sıralanan 9 kişiyi memnun etme güdüsü ile sahaya çıkmış biri olduğundan külliyen ve işkembe-i kübradandır bu anlatılanlar

2009 – 2010 futbol sezonu yukarıda sayılan kahramanların etkilerini bu düzeyde tutabildikleri sürece asla bu şekilde bitemez.

Perşembe, Temmuz 02, 2009

İŞTE FENERBAHÇE CUMHURİYETİ

EFES Pilsen, Fenerbahçe Ülker’i üst üste dört kez yenerek 2009 basketball sezonunu şampiyon kapadı ve uzun yıllardır nerede ise tüm spor etkinliklerinde yaşanan ve de genellikle başrollerinde Fenerbahçe olan bir vahşet yaşandı. Şeref tribününde sandalyeler havalarda uçuştu. Efesli basketbolcular dayak yedi. Şampiyon olmuş takım cümbür cemaat soyunma odasına kaçtı! İyi ki kaçtılar kaçmasalardı ne olacaktı kim bilir o arenaya düştükten sonra ve daha önce silahlı külahlı tribün terörü estirenlerin neler yapabileceğini kestirmek fazlada güç olmasa gerek. Peki Efesli oyuncular soyunma odalarına kaçtılar da ne oldu kurtuldular mı bu terörden? Nerdeeeee adamlar zincirlerini koparmışlar durdurana aşk olsun… Soyunma odaları basıldı, küfürler, yumruklar yer misin yemez misin faslından havalarda uçuştu. Neden peki? Efes Pilsen şampiyon oldu ya ondan işte ne olsun daha. Basketbol Ligi’nde şampiyon olarak ipi Fenerbahçe’nin önünde göğüslemenin bir bedeli olmalı tabii ki…

Şimdi bir takım aklı evvel Bab-ı Ali kalemşörleri başta da damat Ercan paşa olmak üzere; “Olaylar kötü oldu ama hele bir de Ergin Ataman’a bakın nasıl provokatörlük yaptı” gibi ipe ve sapa gelmez ama kudreti kayınpederinden menkul bu kardeşimize uygun gelen ve düşen açıklamalara ne demeli, hadi diyelim bu kardeşimizin duyularında sorun var ama ona katılan aklı başında imiş rolü yapan bir sürü besleme kalemşöre ne demeli… Konu bu açıklamalarla kurtarılacak kadar basit mi peki, değil tabii ki Federasyon başkanlığını Fenerbahçe’ye borçlu olursan karşılıkları olacak…

BU BİR FENERBAHÇE KLASİĞİDİR BUNU GÖRMEK GEREK

Eğer bu seri maçları Fenerbahçe kazanıp şampiyon olsaydı sorun olmazdı çünkü ortada sporda kaybetmenin de bir şık olduğunu asla kabullenmeyen bir Fenerbahçe yönetimi var yıllardır ve sürekli “yahu bu kadar büyük paralar harcıyoruz tabii ki şampiyonluk hakkımızdır” yaygarası yapıp etraflarına da bir sürü de besleme kalemşör toplayarak sanki diğer klüplerin bütçeleri öpücükten oluşurmuşçasına bir yaklaşımla ne kadar haklı olduklarının haykırmadılar mı?
Denilebilir ki; yahu bu kadarı da abartmadan da ötedir… Hadi şöyle kısaca bir hatırlayalım son 10 yılda olanları da hafızalarımızı tazeleyelim ve bakalım neyi ne kadar abartıyoruz.
Fenerbahçe – Ankaragücü maçında; hem de dönemim Fenerbahçe yöneticisi Hamdi Akın’ın açıklamasına göre para Ankaragücü tarafına teslim edilmesine rağmen;
Fenerbahçe – İstanbulspor maçında; hem de Tasarruf Mevduatı Sandığı bilirkişilerinin resmi raporlarına rağmen;
Fenerbahçe – Samsunspor maçında; hem de konu ile ilgili futbolcuların açıklamalarına ve telefon görüşmelerinin deşifre edilmesine rağmen;
ne Federasyonlar, ne ilgili Bakanlıklar, ne herhangi bir savcılık konu ile ilgilenmezse, basının Fenerbahçe’den akredide olmuş büyük bölümü bu kadar açık şikeye bile pes demez ise; şike Fenerbahçe yapınca normal ve makul karşılanırsa;

Meşhur Nisan 2009 tarihinde Ali Sami Yen’deki Galatasaray-Fenerbahçe maçının bitmesine ramak kala büyük olaylar çıkmış olmasına ve maalesef tam bu maç öncesi olayların baş aktörleri olan, Lugano, Emre, Semih, Selçuk, Volkan ile önemli bir toplantı düzenleyen ve baştan normalmiş gibi görünen ama yaşanan olaylardan sonra ise anlamı ortaya çıkan bu toplantıda daha önce “onlardan önemli işler yapmalarını istedim” diyen Fenerbahçe’nin başındaki bu zata acaba önemli istedikleriniz arasında Galatasaray’ın sahasının da kapanmasını sağlayacak olayların da çıkmasını istediniz mi diye bir soru soran olmamış ise;

Fenerbahçe stadında birkaç sezon önce yaşanan ve yayıncı kuruluşun; hem de her açıdan sonuna kadar ve hatta hiç korkmadan, sakınmadan ve utanmadan açıkça desteklediği ve hatta tam da Fenerbahçe yönetiminin istediği tarzda maç yayınları yapılmasını hazırlayan naklen yayın kameralarının kabloları kesilmiş ve kimsenin sesi çıkmamış ise, dahası utanmadan da bu olaylar Fenerbahçe’ye mal edilemez gibi yüzsüzlüklerle karşılanır ise;

Geçen yılın sonunda oynanan ve tıpkı olaylı kapanan Efes play off maçlarının tam benzerinin yaşandığı, Galatasaray-Fenerbahçe voleyball maçlarından sonra; maç serisinde 2-0 önde iken her şey yolunda imiş giden sonra seriyi 3-2 kaybedince; yine tıpkı Abdi İpekçi’de Efes maçından sonra olan taşkınlıklara, saldırılara kimse ses çıkarmaz ise;

Geçtiğimiz yıllarda yine Fenerbahçe stadında bir Beşiktaş maçı sonrası stadın yönetici ve futbolcuların kullandığı otoparkında rakip takım oyuncusunu döveceksiniz, kimse sesini çıkarmayacak, hatta yine bu olaylar Fenerbahçe’ye mal edilemez diyecekseniz ise;

Bu Fenerbahçe yönetiminin ve camiasının yaptıkları azdır gerçekten.

Peki şimdi soralım; o Fenerbahçe’ye mal edilemez, bu Fenerbahçe’ye mal edilemez diyenlere… Peki acaba Trabzonspor’a ya da Adanaspor’a mal edilmesi sizce uygun düşer mi? Ne dersiniz.

Ama biliyoruz bu yaklaşımların Türkiye siyasetinde de karşılıkları vardır? Bir takım siyasilerimiz her şeyden çabuk tahrik olurlar… Aslında onlar kesinlikle ve son derece uysaldırlar, sessizdirler ve hatta usludurlar ama etraflarında öylesi ne tahrik edici bir ortam vardır ki ne yapsın zavallılar…

Türkiye siyasetinin olduğu kadar Türkiye sporunun da behemehal bu düşünceyi taşıyan zatlardan kurtulması gerekmektedir, eğer illaki ahlak ve dürüstlük kazansın diyorsak… Siz şikede 3 kez yakalanacaksınız cezası olmayacak, yayını durduracaksınız cezası olmayacak, futbol, basketball veya voleyball fark etmez tüm faaliyetleriniz de spor olmanın dışına çıkaracaksınız her şeyi ve cezasız kalacaksınız, futbolcuları hem de hukuken misafiriniz sayılan futbolcuları döveceksiniz cezasız atlatacaksınız … Sonra da temiz spor istediğinizi yazıp söyleyeceksiniz yok öyle yağma. Buldunuz köpeksiz köyü geziyorsunuz değneksiz. Sonra da kalkıp cesaret deyip FENERBAHÇE CUMHURİYETİ diyeceksiniz. Evet haklısınız Filipin tipi cumhuriyet. Durmayın sakın yola devam edin. Ama benim tarafımdan görünen ise asla söylemekten vazgeçmeyeceğim üzere, şikeci, yalancı, hileci bir cumhuriyet olmaya devam edeceksiniz.

Cumartesi, Kasım 29, 2008

HAKEM ÇOCUĞU HAKEM OĞUZ SARVAN ve MEMURLARI

Yine bir Fenerbahçe maçı ve yine hile, hurda, dolap, desise, şaibe kokan bir hakem yönetimi, hakem çocuğu hakem ve gönül verdiği Fenerbahçe takımın bir derby maçı daha, Merkez Hakem Komitesi başkanlığına tayin edildiği günden beri şaibeden kurtulamayan bırakın kurtulmayı sık sık da tüm gizleme çabasına rağmen açığa çıkan ve de özellikle hakem atamasından maçın yönetilmesine kadar olan süreçte gösterdiği süper taraflılık ve yarattığı büyük skandal sayesinde Fenerbahçe karşısında katlettiği Galatasaray’dan sonra Beşiktaş’ın da katledilmesi için bu hakem çocuğu hakem yine kendi takımı lehine maç yönetecek bir hakem tayini yapmıştır, artık bu böylemidir değilmidir diye tartışılır olmaktan çıkmış ve sadece yardımın şiddeti ne olmuştur tartışılmaktadır sokakta, kahvehanede ve işyerlerinde.
Bugün gündüz saatlerinde; “Krizin faturasını ödemeyeceğiz” diyerek bir miting düzenleyenleri, hiçte gereği olmamasına rağmen sadece ve sadece güçlüden yana tavır koyma geleneğini bozmayarak, her zaman olduğu üzere polis, Ankara’da bir güzel dövdü yaa, mensubu olduğu kurumun geleneğini bozmayan hakem çocuğu hakem Oğuz Sarvan’ın tayin ettiği polis Bünyamin Gezer’de Kadıköy Saraçoğlu stadında saha dışı gücü su götürmeyen Fenerbahçe karşısında Beşiktaş’ı hakem çocuğu hakem Başkanının takımı kazansın diye yardımcıları ile beraber yeterince elde beyde beğenir biçimde dövdü ve hakem çocuğu hakem Oğuz Sarvan’ın yüzünü kara çıkartmadı. Hakem çocuğu hakem Oğuz Sarvan’ın tayin ettiği Polis Bünyamin Gezer’in bugün elinde sadece biber gazı ve göz yaşartıcı bombası eksikti, ama öyle bakışları vardı ki ne biber gazını ne de göz yaşartıcı bombayı arattı ve özellikle Beşiktaş’ın orta saha oyuncularına karşı, zannedilir ki adam gözü ile biber gazı sıkma eğitimi almış mesleki olarak.
Maçın ne taktiği ne tekniği ne hangi oyuncu çıktı hangisi girdi, yahu bu girenin yerine şu girseydi şu oyuncu geç girdi yok bu çok geç çıktı, yahu maça şu takım 3-5-2 ile çıktı, öyle değil 4-4-2 ile çıkması gerekti gibi avanakça bir takım şeyler yazmamı kimse benden beklemesin. Burada yıllardan beri Fenerbahçe lehine yapılan bu haksız uygulamaların hadi genel kabul görmüş ama maalesef şikeye, hileye, hurdaya ve desiseye çanak tutar lafı; “Fenerbahçe lehine hatalar yapmak” mucibince olan davranışlardan bahsedeceğim. Selçuk, Edu, Lugano, Deivid, Gökhan ve Uğur (aslında bu taife tüm maçlarda böyleler ya) başta olmak üzere tüm Fenerbahçe’liler inanılmaz faullü oynuyorlar Kabadayı kılıklı Polis abimiz kendisini tayin eden hakem çocuğu hakem Oğuz Sarvan’ın yüzünü kara çıkarmayacak ya; pasa faulü Beşiktaş’a veriyor, hiç gereği yokken bence Beşiktaş’ın orta sahadaki en azından bugün oynadığı bölümde sahanın en iyilerinden Cisse’ye uydurduğu, faul olduğu bile tartışılan pozisyonlarda 2 sarı kart gösterdi ve maçın nasıl bir skorla biteceğini işte o an ilan etti aslında. Beşiktaş’ın attığı; bana göre buz gibi, bal gibi ne derseniz deyin adına, ama çok açık golü iptal edin aynı şekilde hem de nerede ise, Guiza’ın 3 mt offside pozisyonuna ses çıkarmayın hatta golü verin, hatta bir sonraki pozisyonda da aynı futbolcu aynı şekilde offside ama oyunu durdurmayın devam ettirin, yaranacaksınız ya psikolojik üstünlüğü de verin Fenerbahçe’ye. Daha sayılacak çok pozisyon var buna benzer ama gerek yok işte ben ve benim gibi düşünenler yeterince güçlü değil kim takar bizi kemerine hesabı siz durmayın yola devam edin bakalım.
Bu hakem çocuğu hakem Oğuz Sarvan’ın tayin ettiği kabadayı kılıklı polis abimiz bir arada işin dozunu iyice kaçırdı ve verdiği güzel bir pasla Fenerbahçe adına yarattığı gollük pozisyondan sonra Fenerbahçe forması giymesini bekledik ama bu sefer bizi yanılttı yada biz o kadar olamayacağını düşünemeyerek yanıldık.
Sahaya özellikle Beşiktaş hızlı oynamasın, hızlı atak yapmasın, yada atacağı gol yada goller sayılmasın diye gerek top toplayıcı eskilerin deyimi ile 2,5 luklar (ikibuçukluklar) gerekse de Fenerbahçe taraftarlarının sahaya attığı 2. toplar konusunda bir türlü yapması gerekeni yapmadı bakalım TFF neler yapacak ama mutlaka Galatasaray maçındaki verilmeyen penaltılarda olduğu üzere açıklama muhtemelen şöyle olacaktır “ama top toplayıcı 2,5 luklar (ikibuçukluklar) ve Fenerbahçe taraftarları kötü niyetli değildi”. Merakla ve ilgi ile izleyeceğiz bakalım bu hakem çocuğu hakem Oğuz Sarvan’ın mensubu olduğu TFF ne yapacak bu konuda, bakalım Fenerbahçe takımına ceza verecekler mi? Yoksa yine geçen yılki Fenerbahçe-Galatasaray maçında muhtemelen yine aynı 2,5 luklar (ikibuçukluklar) hem de futbolcu postu giymiş futbolcu kılıklı Gökhan Gönül ile birlikte aynı hareketleri yapmışlardı da, başta eski hakem kılıklı Erman Toroğlu olmak üzere, “ama ne var canım Gökhan Gönül iyi niyetli idi” diyerek konuyu örtmüşlerdi ya, Fenerbahçe taraftarı geçen yıl sahaya 2. topu atma konusunda yaptığı staj ve sonucundaki aldığı takdirname gereği bu sene artık topluca bu hareketi yaptılar. Çok merak ediyorum bunda bir şey yok diyenler bakalım bu sene de buna alkış tutacaklar mı?
Gökhan Gönül iyi top oynuyor tabii ki biz etik açıdan bunları söylüyoruz yoksa oynadığı oyuna ne diyelim, zaten milli takımada sadece terbiye seviyesinin düşüklüğü nedeni ile alınmıyor ya herkes… Derdimiz sadece şu takım bu takım kazansın değil olamaz da. Ne demiş Mustafa Kemal Atatürk; “Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda iyi ahlaklısını severim” işte bizim derdimiz bu. Ama ben bu konuda Türkiye’deki milyonlarca sporsever gibi bu işten umudumu kestim artık, çünkü biz biliyoruz ki TFF Başkanı Mahmut Özgener ve Levent Kızıl (tescilli Fenerbahçe taraftarı ve Beşiktaş düşmanı) orada olduğu sürece, Aziz Yıldırım ve aziz ekibi Fenerbahçe ve Klüpler birliğinin yönetimde olduğu sürece, hakem çocuğu hakem Oğuz Sarvan MHK başkanı olduğu sürece bu işlerin asla değişmeyeceğini çok iyi biliyoruz.
Diğer taraftan bütün klüp yöneticileri, bütün futbolcular ve bütün hakemler mademki her açıklayamadıkları pozisyon için topu hakem kılıklı hakem eskisi Erman Toroğlu’nu “akşam Erman hoca açıklar artık” anlayışına gelmişler ise, beklenen olmuştur artık canım ülkemde. Yahu ne tuhaftır, ne yaman çelişkidir bu; maçlarda ya da sohbetlerde Fenerbahçe ve Aziz Yıldırım’ a biat etmesi nedeni ile aleyhine en acılı ve en ağdalı küfürleri ettikleri hakem eskisi Erman Toroğlu’nun yorumlarına “akşam Erman hoca hoca açıklar artık” kabullenmesi oluşmuş ise vay benim canım ülkemin canım futboluna. Önceki bir yazımızda bahsettiğimiz ve yıllar içerisinde ince ince ve tahammüden oluşturulan bu psikolojik ortam konusunda bunun da önemli bir merhale olduğu açık olup ayrıca yayıncı kanalın maç yayın yönetmeni Musa Çözen’in istediği pozisyonu tekrar tekrar göstermesi ama tuttuğu takımın aleyhine olan bir pozisyonu asla tekrar yaptırtmaması da buna işlere çanak tutmuştur. Hele hele Fenerbahçe klübünden akreditasyon almamış isterse Galatasaray isterse Beşiktaş eski ve meşhur milli futbolcusu olsun hiçbir gazetede yazı yazamaması ya da herhangi bir televizyon kanalında yorumcu olarak çalışamaması da ayrı ve üzerinde isim isim detaylı çalışılması gereken bir konudur bu psikolojik ortamın hazırlanmasında, tıpkı bir zamanlar Fenerbahçe’nin sürekli şampiyonluklar aldığı ve Türkiye’ye sadece Yugoslavya’dan futbolcuların geldiği dönemde canım ülkemin futbolunun seviye ve irtifa kaybetmesinin baş aktörü Fenerbahçe eski başkanlarından Ali Şen’in bürosundan geçmeyen bir Yugoslav futbolcunun Türkiye’de Galatasaray ve Beşiktaş dahil olmak üzere hiçbir klüpte futbol oynayamaması gibi…
Canım ülkemin futbolunun kurtulmasının ve yaratılan bu kumpas ve ketempereden kurtulmanın yegane yolu ise; Eski Fenerbahçe menajeri, yeni Gözlemciler ve Temsilciler Kurulu Başkanı Kemal Dinçer’in GTK başkanlığından, hakem çocuğu hakem tescilli Fenerbahçeli Oğuz Sarvan’ın Merkez Hakem Kurulu başkanlığından; Altay klüp başkanlığı günlerinde başkanı olduğu takımın sürekli olarak neden küme düştüğü pek ve yeterince anlaşılamayan Mahmut Özgener’in TFF başkanlığından ve Tescilli Fenerbahçeli TFF yönetim kurulu üyesi Levent Kızıl’ın başta olmak üzere diğer tüm zevatın behemehal istifa etmeleri başlangıç olarak kaçınılmazdır.

Perşembe, Kasım 13, 2008

HAKEMOĞLU HAKEM OĞUZ SARVAN

Son 9 yıldır Kadıköy’den galibiyet çıkaramamış Galatasaray ve Kadıköy’de Galatasaray’a şans tanımayan Fenerbahçe derby maçta karşı karşıya geldi ve gelenek yine bozulmadı ve bu sonuçtan geleceğe bir kez daha bakılırsa anlaşılan o ki, bu kafa ile daha “3 vade” Galatasaray Fenerbahçe’yi yenemez; 9 yıl mı desem 99 yıl mı desem 999 yıl mı desem, bilemem.

Saffet Sancaklı Fenerbahçe’ye transfer olduğu günlerde yine bir Fenerbahçe maçı arifesinde yaptığı açıklamada “Galatasaraylı oyuncuların Kadıköy’de sahaya çıkarken ayakları titrer” demiş idi, tabii bir önceki dönemde Galatasaray’da oynamış olan bir futbolcunun bu konuda bir şeyler söylemesi hak gibi görünse bile bir haddini aşma olduğu aşikâr iken dönemim ünlü Galatasaray yöneticisi Fatih Terim’in bu konuda herhangi bir şey dememesi muhtemeldir ki muhatap almamasından olsun diyelim ama bildiği ya da bilmediği her konuda Kenan Evren misali bir laf söyleme hakkı ve cüreti bulunduğunu bildiğimizden; iddiayı teyit eder bir davranış mı göstermiştir acaba susarak? Bu konuda herkes farklı farklı binlerce izah yolu bulabilir şiddetle ret edilebilir ya da kolaylıkla yandaş olabilir bu iddiaya, ancak bir gerçek var ki oda bu ruhsal durumun yaratılabilmesi için uzun yıllardan beri Türkiye Futbol Federasyonu yetkilileri Fenerbahçe Cumhuriyetinin yöneticileri ile kol kola ince ince çalışmışlar ve maalesef Galatasaray yöneticileri ya bunu görememişler ya da ses çıkarmamışlar ve sonuç itibari ile inanılmaz bir psikolojik ortam oluşturdular.

Bahse konu psikolojik ortam, son 9 yılın falan değil çok uzun yıllardır gerçekleştirilen bir operasyon olup bu operasyonun aktörleri ise; Özcan Oal, Talat Tokat-Metin Tokat, Sadık Deda-Cem Deda, Ünsal Çimen, Ali Aydın, Erol Ersoy, Orhan Erdemir, Erman Toroğlu, Ahmet Çakar, İsmet Arzuman başta olmak üzere nerede ise tüm hakemlerdir. Ancak bu grubun içine girmekle birlikte gönlümde ve zihnimde ayrı bir yeri olan Hakem Muzaffer Sarvan oğlu hakem Oğuz Sarvan’ı ayırmak istiyorum. Babası gibi kanı sarı-lacivert akan Fenerbahçeli bir hakem olup, normal karşılanacak bu durumu gizlemek ve taraftarı olduğu kulübe rakibine saldırabilmesi amacı ile de koz vererek, tam bir yönlendirme olması amacı ile Galatasaraylı olduğunu el atından ve kulaktan kulağa fısıldayarak yaymıştır, tam istihbarat örgüt elemanlarına yakışan bu tavrı ile de taraftarı olduğu kulüp taraftarları gönlünde müstesna bir yer elde etmiştir. Halen 9 Eylül Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Makine Bölümünde öğretim görevlisi olarak çalışan bu muhterem çok yakın zamanda karısının fazla kilolarını bahane ederek magazin basınına konu olmuş bu hakem eskisi Galatasaray tribünleri tarafından büyük Oğuz diye anılmakta (küçüğümü kim tabiî ki Oğuz Çetin) ve taraftarı olduğu Fenerbahçe kulübünün akreditasyonu neticesinde ve Galatasaray’ın canına okumak misyonu ile getirildiği TFF Merkez Hakem Kurulu Başkanlığında taraftarı olduğu, gönül verdiği kulübü Fenerbahçe’ye bu seferde saha dışında masa başında Ali Cengiz oyunları çevirerek hizmet etmektedir. Bu hakemoğlu hakemin; Fenerbahçe kulübünün taraftarlığını haklı ve resmi olarak elde ettiği maç, İstanbulspor Fenerbahçe arasında oynanan ve adaşı Fenerbahçeli Oğuz’un rakibine attığı tokatı görmezden gelerek rakibine sarı kart gösterdiği maç olmuş ve kararın Fenerbahçe Cumhuriyetinin onayını alması ise Galatasaraylı futbolcu Hakan Şükür ile “sırtında bir tek Fenerbahçe forması eksikti” iddialarına karşın gittiği mahkemeyi kaybetmesi olmuştur.
Ayrıca; Erman Toroğlu’nun Galatasaray düşmanlığı konusunda da bir iki laf ederek psikolojik ortam nasıl hazırlanmıştır konusuna bir son verelim. Erman Toroğlu’nun futbolculuğu sırasında Galatasaray Yönetim Kurulu üyesi ve Futbol Şubesi sorumlusu ile Galatasaray’a transferi konusunda el sıkıştığı, hatta sözleşme yapmak üzere o zamanın en önemli ulaşım aracı olan trenle İstanbul’a giderken, Galatasaray Kulübü Başkanının kendisini istememesi üzerine de Eskişehir’den geriye gönderilmesi hala bilenlerin hafızasındadır.
İşte bu ahval ı şeraitte; MHK Başkanı Fenerbahçe taraftarı Galatasaray düşmanı hakemoğlu hakem Oğuz Sarvan bir tarafta, Galatasaray düşmanı Erman Toroğlu bir tarafta olmak üzere; tüm TV’lerde ve gazetelerde ancak Fenerbahçe’nin akreditasyonu neticesinde yazarlık ve yorumculuk yapan başta da eski Galatasaraylılar maalesef bu ortamın oluşmasına yol açmıştır.
Hakem camiasının bu durumu sürekli olarak; ülkemizin hemen hemen her şehrinde bulunan 3. sınıf pavyonların 3. sınıf müşterilerinin assolistlerden şarkı isteği yapmak istemeleri halinde hemen 3. sınıf bir peçete üzerine tükenmez kalemle şarkı isimlerini yazarak assoliste iletmeleri biçiminde oluşunu hatırlatmaktadır bana. Son maçın hakemini de atayan tescilli Fenerbahçe taraftarı ve Galatasaray düşmanı olan MHK başkanı hakemoğlu hakem Oğuz Sarvan; Hüseyin Göcek’i bu maçın assolisti olarak atamış ve atanan assolist Hüseyin Göcek’te kendisine peçete üzerinde; 1-Aziz Yıldırım 2-Mahmut Özgener 3-Yaşar Büyükanıt ve 4-Nihat Özdemir tarafından gelen talepleri geri çevirmeden kendisine güvenenleri mahcup etmeden gelen 4 talebi de eksiksiz yerine getirmiştir. Maç sonrası da 10 kusurlu harekete maruz kalan Ümit Karan’ı iyi niyetli olmamakla, kendisine karateci ve karakucak güreşçisi imişçesine faul yapan Selçuk ve Deivid’in yaptığı hareketlerin normal olduğunu beyan eden bir başka tescilli Galatasaray düşmanı Erman Toroğlu da mezkur assolistin yarattığı havanın dağılmaması için elinden geleni de yapmıştır. Bunun aksini iddia edecek muhteremlere ise sadece; Selçuk’un daha 26. dakikada 2. sarı karttan atılması gereğini hatırlatmanın yeterli olacağını söylemek ve 9. dakikada Fenerbahçe ceza sahası önünde yapılan faulu düdük çalıp hemen koşarak faul noktasına gelip “direk vuruş” hareketi yapıp ne hikmetse de sonradan endirek vuruş işareti yapması konusu ise kendisine yapılan istekler sonucunda kafasının ne kadar karışık olduğunu göstermiştir. Dahası mı Gökhan Gönül verdiği kararı beğenmeyerek topu yere vurmuş ama; ne gam konu rüşt ispatı ya kendisine gelen istekleri cevaplayacak ya sus pus kartı unutuyor, Fenerbahçe 2. golünün hemen öncesinde Fenerbahçe ceza sahası önünde Lincoln’e faul yapılıyor ama Galatasaraylı futbolcular kötü niyetli ya assolistimize göre, 3. Fenerbahçe golü offside ne gam, Lugano ve Edu sürekli dirsek vuruyor ne gam assolist MHK başkanı abisine ve istek yapanlara yaranacak ya… Yeni bir hakemoğlu hakem Oğuz Sarvan daha doğuyor yeşil sahalarımıza müjdeler olsun Fenerbahçe Cumhuriyetine… Bu hakem benzerlerinin ne olduklarını zaten hemen hemen hiçbir Avrupa maçına davet edilmemeleri kendilerine ancak UEFA asbaşkanının himmeti ve himayesi ile sonucu hiç önemli olmayan ve yılda da sadece 2 ya da 3 maçı geçmeyecek kadar maç yönetmeleri göstermekte olup, ayrıca Fenerbahçe’nin de Avrupa yabancı hakemlerle durumu da ortadadır.
Uzun yıllardır oynanan bu maskara oyunun son perdesi Pazar günü Kadıköy’de bir kez daha oynandı, yazının başında da belirttiğim üzere bu maçlar bu atmosferde ne kadar oynanırsa oynansın sonuç değişmez ve değişmeyecektir.
Bu şartların değişebilmesi için Galatasaray yönetiminin; tescilli bir başka hakem eskisi ve MHK Başkanı olan Ali Aydın konusundaki hataları tekrarlamadan, acilen bu hakemoğlu hakem Oğuz Sarvan’ın istifasını istemeli ve bundan sonra dengeli maçlar yönetilmeyecek ise de Fenerbahçe maçlarına Kadıköy’de çıkılmamasının gündeme getirilmesi gerekmektedir. Böyle şikecilerin kepaze oyunlarına alet olunmamalıdır tez elden gereği yerine getirilmelidir bence hem de hiç zaman kaybetmeden.

12.11.2008
Ankara

Çarşamba, Mart 19, 2008

Sn. Serdar AKBIYIK;

30.05.2007 tarihinde yazdığınız yazı da; “Türkiye’de hiçbir şey gözüktüğü gibi değil. Mesela Fenerbahçe sürekli rakipleri tarafından siyasi yönetimlerce kayırılmakla suçlanır” diye buyurmuşsunuz. Bunun nedeni olarakta “Aslında bunun altında yatan Atatürk’ün Fenerbahçeli olması ve Kurtuluş savaşı sonrası milliyetçi dengelerin Fenerbahçe’ye duydukları sevgidir” demişsiniz. İlaveten “1950’lerde Demokrat Parti zamanında Fenerbahçe hiçbir mal ve mülk edinememiştir. Hatta Saraçoğlu sayesinde kulübün satın aldığı Fenerbahçe sahasına bir stat bile yapılamamıştır. Üstelik dönemin başbakanı Menderes’in verdiği bütün sözlere rağmen“ diye devam ederek de yumurtlamaya devam etmişsiniz. Ve “Peki o dönemde Galatasaray neler elde etmiştir“ diye de başlayarak maşallah elinize sağlık; acaba bütün bunlar “hastalıklı kafanızın olmasından mı” yada “okuduklarını anlayamamaktan mı” yada “sadece GS düşmanlığınızın sürekli sizi dürtmesinden mi” yada “gazetecilik yapabilmenizi sadece ve sadece FB li birilerinin himmetine mi borçlusunuz” bilemem ama ve eğer bu hastalıklı fikirlerinizi nelerin karşılığı temin ettiğiniz bizce çok net bir biçimde bilinen; gazete köşenizde yazmamış olsaydınız, yani evinizde 23 nisan çocukları gibi bir sandalye üstüne çıkıp ailenize söyleseydiniz yada hamamda türkü çığırma faslından sayılacak banyo yaparken seslendirmiş olsaydınız bizi hiç ilgilendirmezdi şüphesiz duymadığımız için ama; gerçekten düşmanlık düzeyinde yaptığınız bu işler artık size bir cevap yazmamı gerektirdi. Hele hele “köpeksiz köyde değneksiz gezmek kabilinden” lafa benzeyip benzemediği de belli olmayan bir şekilde “Fenerbahçe Burnu'ndaki bir arsa Galatasaray’a tahsis edilmiştir. Galatasaray’ın ezeli rakibinin hemen yanındaki arsaya sahip olmak istemesi bile manidardır. Hangi güçle buraya sahip olmuştur? Biraz dürüst olanlar buna cevap versin” diye yazınca artık sizin hastalıklı beyninizin kontrol edemediği ve açıkçası ne karıştırması gerektiği de belli olan ama maalesef kalem karıştıran elinizin düşmanlık kusmukları karşısında size birinin dur demesi ve dersinizi sizin kullandığınız dille vermesinin zamanı geldi de geçti herhalde.
Siz kim oluyorsunuzda dürüstlükten bahsediyorsunuz? Sizin böyle bir hakkınızn olmadığının tekzibi; himmet ve şefkat gösteren Aziz Abilerinizin sayesinde gazetecilik yapıyor olmanızdır. Sizin elinize tutuşturuyorlar yazıyı, sizde bunu anlayabilecek ve tartabilecek izandan vareste tutulduğunuzdan bu tutuşturulan yazının önemli birşey olduğunu zannediyorsunuz. Peki dürüst adam tarifine sizin bu çalışma tarzınız uyuyormu?
Peki bay Akbıyık; hadi diyelim yukarıdakiler de hezeyan; hadi diyelim ki 70 li yıllarda futbolcu kaçırmak için hava kuvvetlerinin FB ye tahsis ettiği uçak kullanımlarını da bilmiyorsunuz, hadi diyelim ki şike üstü yakalanan; hemde 3 defa, tek türk takımı olmasını da bütün belgelere rağmen görmezden geliyorsunuz,
Peki; “Finans merkezi olarak planlanan Ataşehir'de, Kadıköy Belediyesi'nin payına düşen 58 dönüm arazi F.Bahçe'ye hibe edildi” haberi üzerine birşey demiyecekmisiniz, “Böylece ilk 8 yıl 64-80 milyon dolar arasında, sonraki 6 yıl da 138-150 milyon dolar gelir sağlanacak. Böylece kulübün yapacağı alışveriş merkezindeki mağaza, restoran ve cafe-barların kiraları ile spor salonundaki loca ve bilet gelirlerinden 14 yılda 202-230 milyon dolar arasında gelir elde edilecek. Bu rakama 58 dönümlük bir araziyi de hibe olarak aldığı eklenirse (bölgede alışveriş merkezi için 1 dönüm arazi bedeli 2 milyon YTL olacağı belirtiliyor) toplam 116 milyon YTL'lik (yaklaşık 100 milyon dolar) bir gelir sağlanacak. Bu durumda F.Bahçe, Kadıköy Belediyesi'nin jestiyle kabaca 300 milyon dolarlık bir gelire de sahip olacak” konusunda 2 laf etmek gibi bir niyetiniz de mi yok? Acaba bu konuya değinebilmek için size izin verecekler mi Aziz Abileriniz? Yoksa bu konuda da bu güne kadar tarafınıza yapılan tekzipler ve düzeltmeler karşısında “dut yemiş öküz*” tavrınızı mı göstereceksiniz? Acaba GS nin seyrantepe projesine karşı ciyakladığınızın yarısı kadar da mı bu konuşamayacaksınız? Evet söyleyin bakalım; eğer bunları yapmayacaksanız da biz bundan sonra size aynen s size hakaret etmek için tahsis edilen köşenizdekilere benzer şekilde ve hatta daha da ağır sözler edebilme hak ve ruhsatına sahip olacağımızı biliniz.
Ve son söz olarak ta; bu ülkede tüm takımların formaları kutsaldır ve bu takımlarda oynayan tüm futbolcular en azından profesyonellikleri gereği de olsa bu formaları takımlarının aşkı ile taşırlar, bu konuda size tavsiyem asla aklınızın yetmediği konularda da laf etmeyin.

LAF; LAFI EDENİN DE ADAMLIĞININ SEVİYESİNİ GÖSTERİR.



* bu sözün aslı neydi tam hatırlayamadım aklımda kaldığı kadarı ile yazıyorum ama bu konuda bir hatada yapmışsam da şimdiden özür dilerim

Salı, Mart 18, 2008

Sn. Serdar AKBIYIK;

30.05.2007 tarihinde yazdığınız yazı da; “Türkiye’de hiçbir şey gözüktüğü gibi değil. Mesela Fenerbahçe sürekli rakipleri tarafından siyasi yönetimlerce kayırılmakla suçlanır” diye buyurmuşsunuz. Bunun nedeni olarakta “Aslında bunun altında yatan Atatürk’ün Fenerbahçeli olması ve Kurtuluş savaşı sonrası milliyetçi dengelerin Fenerbahçe’ye duydukları sevgidir” demişsiniz. İlaveten “1950’lerde Demokrat Parti zamanında Fenerbahçe hiçbir mal ve mülk edinememiştir. Hatta Saraçoğlu sayesinde kulübün satın aldığı Fenerbahçe sahasına bir stat bile yapılamamıştır. Üstelik dönemin başbakanı Menderes’in verdiği bütün sözlere rağmen“ diye devam ederek de yumurtlamaya devam etmişsiniz. Ve “Peki o dönemde Galatasaray neler elde etmiştir“ diye de başlayarak maşallah elinize sağlık; acaba bütün bunlar “hastalıklı kafanızın olmasından mı” yada “okuduklarını anlayamamaktan mı” yada “sadece GS düşmanlığınızın sürekli sizi dürtmesinden mi” yada “gazetecilik yapabilmenizi sadece ve sadece FB li birilerinin himmetine mi borçlusunuz” bilemem ama ve eğer bu hastalıklı fikirlerinizi nelerin karşılığı temin ettiğiniz bizce çok net bir biçimde bilinen; gazete köşenizde yazmamış olsaydınız, yani evinizde 23 nisan çocukları gibi bir sandalye üstüne çıkıp ailenize söyleseydiniz yada hamamda türkü çığırma faslından sayılacak banyo yaparken seslendirmiş olsaydınız bizi hiç ilgilendirmezdi şüphesiz duymadığımız için ama; gerçekten düşmanlık düzeyinde yaptığınız bu işler artık size bir cevap yazmamı gerektirdi. Hele hele “köpeksiz köyde değneksiz gezmek kabilinden” lafa benzeyip benzemediği de belli olmayan bir şekilde “Fenerbahçe Burnu'ndaki bir arsa Galatasaray’a tahsis edilmiştir. Galatasaray’ın ezeli rakibinin hemen yanındaki arsaya sahip olmak istemesi bile manidardır. Hangi güçle buraya sahip olmuştur? Biraz dürüst olanlar buna cevap versin” diye yazınca artık sizin hastalıklı beyninizin kontrol edemediği ve açıkçası ne karıştırması gerektiği de belli olan ama maalesef kalem karıştıran elinizin düşmanlık kusmukları karşısında size birinin dur demesi ve dersinizi sizin kullandığınız dille vermesinin zamanı geldi de geçti herhalde.
Siz kim oluyorsunuzda dürüstlükten bahsediyorsunuz? Sizin böyle bir hakkınızn olmadığının tekzibi; himmet ve şefkat gösteren Aziz Abilerinizin sayesinde gazetecilik yapıyor olmanızdır. Sizin elinize tutuşturuyorlar yazıyı, sizde bunu anlayabilecek ve tartabilecek izandan vareste tutulduğunuzdan bu tutuşturulan yazının önemli birşey olduğunu zannediyorsunuz. Peki dürüst adam tarifine sizin bu çalışma tarzınız uyuyormu?
Peki bay Akbıyık; hadi diyelim yukarıdakiler de hezeyan; hadi diyelim ki 70 li yıllarda futbolcu kaçırmak için hava kuvvetlerinin FB ye tahsis ettiği uçak kullanımlarını da bilmiyorsunuz, hadi diyelim ki şike üstü yakalanan; hemde 3 defa, tek türk takımı olmasını da bütün belgelere rağmen görmezden geliyorsunuz,
Peki; “Finans merkezi olarak planlanan Ataşehir'de, Kadıköy Belediyesi'nin payına düşen 58 dönüm arazi F.Bahçe'ye hibe edildi” haberi üzerine birşey demiyecekmisiniz, “Böylece ilk 8 yıl 64-80 milyon dolar arasında, sonraki 6 yıl da 138-150 milyon dolar gelir sağlanacak. Böylece kulübün yapacağı alışveriş merkezindeki mağaza, restoran ve cafe-barların kiraları ile spor salonundaki loca ve bilet gelirlerinden 14 yılda 202-230 milyon dolar arasında gelir elde edilecek. Bu rakama 58 dönümlük bir araziyi de hibe olarak aldığı eklenirse (bölgede alışveriş merkezi için 1 dönüm arazi bedeli 2 milyon YTL olacağı belirtiliyor) toplam 116 milyon YTL'lik (yaklaşık 100 milyon dolar) bir gelir sağlanacak. Bu durumda F.Bahçe, Kadıköy Belediyesi'nin jestiyle kabaca 300 milyon dolarlık bir gelire de sahip olacak” konusunda 2 laf etmek gibi bir niyetiniz de mi yok? Acaba bu konuya değinebilmek için size izin verecekler mi Aziz Abileriniz? Yoksa bu konuda da bu güne kadar tarafınıza yapılan tekzipler ve düzeltmeler karşısında “dut yemiş öküz*” tavrınızı mı göstereceksiniz? Acaba GS nin seyrantepe projesine karşı ciyakladığınızın yarısı kadar da mı bu konuşamayacaksınız? Evet söyleyin bakalım; eğer bunları yapmayacaksanız da biz bundan sonra size aynen s size hakaret etmek için tahsis edilen köşenizdekilere benzer şekilde ve hatta daha da ağır sözler edebilme hak ve ruhsatına sahip olacağımızı biliniz.
Ve son söz olarak ta; bu ülkede tüm takımların formaları kutsaldır ve bu takımlarda oynayan tüm futbolcular en azından profesyonellikleri gereği de olsa bu formaları takımlarının aşkı ile taşırlar, bu konuda size tavsiyem asla aklınızın yetmediği konularda da laf etmeyin.

LAF; LAFI EDENİN DE ADAMLIĞININ SEVİYESİNİ GÖSTERİR.



* bu sözün aslı neydi tam hatırlayamadım aklımda kaldığı kadarı ile yazıyorum ama bu konuda bir hatada yapmışsam da şimdiden özür dilerim

Perşembe, Mart 06, 2008

KİM BU NİHAT ÖZDEMİR

Galatasaray-Fenerbahçe maçından sonra herkes hakemi konuşmaktaydı kimi şöyle dedi kimi böyle dedi, her söylenen de maalesef körün fil tarifini geçemedi. Bu konuda insanların yorum hakkına ve farkına hiçbirimizin eleştirme yada tasdik etme yada beğenmeme dışında yapabileceği birşey yoktur ve olmamalıdır da.
Hakeme verip veriştirmek için fırsat kolladığı herhalinden anlaşılan bir kısım zevat sazı eline alıp ve de maalesef önce “ben hakem hakkında konuşmayı sevmem, kamuoyu tarafından bu çok net bilinir.” teraneleri de atarak ama eleştiri adına hakarete varan, hedef gösterme kabilinden sayılacağından da cürüm işleme yada cürüm işlemeye teşvik etmekten de ayrıca da suç sayılması gereken fiiller işlenirken; Fenerbahçe adına söz söyleme hakkını başta Fenerbahçeli bazı yazar çizerlerde dahil olmak üzere NİHAT ÖZDEMİR’e tanımamaktadırlar. Beyefendi buyuruyor ki; “Oyuncularımız iyi mücadele etti. 10 kişi kalmamıza rağmen beraberliği yakaladık. İyi mücadeleye devam ediyorduk ama maçın hakemi, başından sonuna kadar maalesef maçı katletmiştir. Geçen yıl, herkesin hatırlayacağı üzere, kendi sahamızda Beşiktaş ile 1-1 berabere kaldığımız maçı yöneten hakem Selçuk Dereli de o karşılaşmayı katletmiş, bize çok büyük zararlar vermişti. Bugünkü maçın hakemi de maalesef maçı çığrından çıkartmıştır bu maçı yöneten hakem gibi hakemler, Türk hakemliğinden mutlaka temizlenmelidir. Biz bu hakemi bundan sonra maçlarımızda istemiyoruz. Kendi sahamızda Fenerbahçeli taraftarların hakeme yapacakları konusunda da sorumluluk alamayız, yapacaklarının önüne geçemeyiz.”

Breh breh... adama bak söylediğine bak...
Sen kimsin Nihat ÖZDEMİR’de bu boyundan büyük lafları ediyorsun.
Dürüstlük adına bu ülkede belki de en son konuşması gerekenlerden birisisin sen, bakma Fenerbahçeli fanatik taraftarların illaki kazanalım da “ne ve nasıl olursa olsun kazanalım” yaklaşımına...
1. Sadece 2 yıl önce aynı hakem bu sefer Galatasaray’ı ince ince ve çaktırmadan doğrayarak maçı Fenerbahçe’nin kazanmasına neden olunca zatıalilerinizce göklere çıkarıldığını unuttunuz herhalde?
2. Evet bu hakem Alisami Yen’deki maçta hata yapmadı mı yaptı, örneğin atması gerekirken Alex’i oyundan atma yürekliliğini gösteremedi, bu kabil hatalar başta olmak üzere maçın bu kadar gergin hale gelmesini önleyememesi de buna ilave edilebilir.
Diğer taraftan; bu açıklamaların ise tam tamına bir provakasyon ortamı hazırlamaya yöneliktir; Acaba;
1. Bu tehdit ile yeni MHK yi baskı altına mı almak istiyorsun?
2. Bu tehdit ile yeni TFF yi baskı altına mı almak istiyorsun?
3. Bu açıklama; Fenerbahçeli herhangi bir fanatiğin bu hakem yada bir başka hakeme herhangi bir saldırıda bulunması halinde Fenerbahçe yönetimini ilzam edeceğini bile bile mi konuşuyorsun yoksa ne olursa olsun sana dokunulamayacağını mı ilan ediyorsun?
Ayrıca;
1. Fenerbahçe yönetiminin Genelkurmay Başkanı’nı ziyarete gittiğinde Ankara’da bulunmana rağmen bu ziyarete katılamaman acaba Milli Savunma Bakanlığında ihalelere katılmaktan men edilmiş bir firmanın patronu olman nedeniylemidir?
2. Acaba kanunsuz davranışları yüzünden hakkında birdolu dava ve soruşturmalar bulunan bir firmanın sahibi olan ortağınız Sezai Bacaksız’ın Türkiye’ye gelemiyor olduğunun kamuoyu tarafından bilinmediğini mi düşünüyorsunuz?
3. Acaba telefon dinlemelerine takılan ve 1.000.000 $ rüşvet vermeyi önerdiğinizin ve sırf bu yüzden Fenerbahçe yönetiminde bulunarak bunlardan kurtulmayı hedeflediğinizin kamuoyu tarafından bilinmediğini mi zannediyorsun?
4. İşadamı İbrahim Selçuk liderliğinde kurulan örgüt ile kamu kuruluşlarının yaptığı ihalelerde önceden diğer müteahhitlerle anlaşarak "ihaleye fesat karıştırmak", "rüşvet anlaşması yapıp, rüşvet almak" ve "suç gelirlerini aklamak" suçlarından sanık olduğunuzun kamuoyu tarafından bilinmediğimi zannediyorsun?
5. BOTAŞ’ın Şahdeniz Projesi kapsamındaki Çorum ve Sivas kompresör istasyonları ihaleleri ile Tuz Gölü doğalgaz depolama tesisi ihalesi sürecindeki yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarıyla ilgili düzenlenen "Mavi Hat" operasyonu kapsamında, gözaltına alındığının kamuoyu tarafından bilinmediğimi zannediyorsun?
6. Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alay Komutanlığı inşaatında 1 trilyon liralık yolsuzluğu Nihat Özdemir'in sahibi olduğu Limak firmasının yetkililerinin Andezit firmasından aldıkları faturalardaki meblağları değiştirerek, sanayi odasının sahte mührüyle idareye sundukları “devlet alım satımına fesat karıştırma”, “dolandırıcılık” ve “sahtecilik”le suçlandıkları, Sayıştay denetlemesinde Limak'a yaklaşık 210 milyar fazla ödeme yapıldığının belirlendiğini ve bu paranın müteahhit firmadan geri alınmasına karar verildiğini Sayıştay ayrıca Limak firmasının Milli Savunma Bakanlığı'na ihale aşamasında verdiği bazı faturaların hiç düzenlenmediğininin kamuoyu tarafından bilinmediğimi zannediyorsun?
7. Yerli bir şirket olmanın ve Fenerbahçe Yönetiminde de bulunmanın sağladığı fırsat ve kolaylıklarla ve bu nedenle devletle özel bağlara sahip olmanın avantajıyla özelleştirmelerde en önde yer almak ve sonra da bu özelleştirmelerden alınan başta TEKEL gibi kuruluşları fahiş fiyatlarla yabancı alıcılara satmak olan şirket "stratejisi" nin kamuoyu tarafından bilinmediğimi zannediyorsun?
gibi bazı sayılabilecek cürümleriniz ortada iken de “dürüstlük ve temizlik” adına konuşma cesaretini nerden buluyorsunuz Allahaşkına?
Son söz:
suskunluğum asaletimdendir...
her lafa verecek bir cevabım var
lakin bir lafa bakarım, laf mı diye
bir de söyleyene bakarım, adam mı diye



Pazar, Şubat 24, 2008

İDDİALAR VE KUŞKULAR

İki yıl önce Fenerbahçe şampiyon oldu. Hem de Beşiktaş'ın 8 puan gerisinden gelip, öne geçip şampiyon oldu. 8 puan geriden gelme işi inanılmaz bir tartışma yarattı tabii ki . Eski Beşiktaş Başkanı Serdar Bilgili'yle ilgili iddialar hâlâ ortada... Eski Beşiktaş teknik direktörü Lucescu nun yenilir yutulur gibi olmayan zehir zemberek iddiaları ve suçlamaları ortada ...
Bir kulüp başkanının, kendi futbolcusuna gidip, 'Biz bu şampiyonluğu bırakacağız, kovalamayalım,' diye bir ifade kullanması mümkün mü? Kolay mı bu?
Acaba direk başkan değil de idari manager Sinan Engin mi bu zoru gerçekleştirdi dersiniz?

Sevgili Beşiktaşlılar;
Yukarıdaki bu iddialar doğru olabilir mi acaba?
Hiç bu konu ile ilgili aklınızı karıştıran zihninizi kurcalayan taraflar varmı?
Kalenin içerden fethedildiğini bu nedenle düşünürmüsünüz acaba?
Yöneticilerinizin de sizi umarsamadan böyle birşey yapmış olabileceği duygusuna zaman zaman kapıldığınız olur mu?
Acaba Serdar Bilgili ile Aziz Yıldırım arasında birşeyler olduğu yada Haluk Ulusoy ile Serdar Bilgili ve Aziz Yıldırım arasında birşeyler dönmüş olabileceği ve Sinan Engin in bu işe malum ve büyük abileri vasıtası ile (hani onlara vize alımı işinde yardım etmişti yaa) aracılık etmiş olabileceği kuşkusu içinizi kemirmiyormu?
Bu soruları daha detaylı sormak mümkün tabii ki de bundan daha fazla hatırlatma yapmaya gerek yok galiba.

Cumartesi, Şubat 16, 2008

ŞİKECİSİNİZ FENERBAHÇE YÖNETİMİ ŞİKECİSİNİZ

Fenerbahçe – Rizespor maçı öncesi; GS Yöneticilerinden Tunca Haznedaroğlu arkadaşları ile yemek yiyor ve bu arkadaşlarından futbolu ve futbol dünyasını bilen ve yakından takip eden ve hatta FB olan birisi başta olmak üzere birileri diyor ki; Rizespor maçı hakemi Zafer Önder İpek maçı Fenerbahçe’ye verecek... Ayrıca Rizespor Başkanı’nın açıklamasına göre Ankara’dan arayan birisinide GS Yöneticisinden birkaç saat önce benzer iddiaları gündeme getiriyor. GS Yöneticisi de bunu; bulunduğu ortamında samimiyetine ve içtenliğine ve güvenirliğine dayanarak, Rizespor Başkanı Kadir Çakır’ı hemde FB Yöneticileri ile yemekte olduklarını bile bile arayarak ; aldığı duyumu, edindiği izlenimi ve daha da önemlisi daha önceleri 3 defa resmen suçüstü olan FB Yöneticilerinin bu tip balans ayarlamalarına tanık olduğundan her duyarlı vatandaşın yapması gereken şeyi yapıyor...

Sonrası... Sonrası mı? Daha önce ki senaryolardakinin aynısı oynanmaya başlıyor...
Hemde maçtan önce öngörülen durumun gerçekleşmesine rağmen ; maçtan sonra "İddialar çok çirkin. Başkanımız federasyona ihbarda bulundu" gibi saldırgan bir tutum ile reddetme çabalarına girişimeleri maalesef Fenerbahçeliler dışında herkesin malumudur. Toplumun hafızasının kısalığına güvenerek ve hatta sığınarak sanki bu konuda sicilleri tarafımızca;
1. Fenerbahçe – Ankaragücü maçında; (hemde dönemim Fenerbahçe yöneticisi Hamdi Akın’ın açıklamasına göre para Ankaragücü tarafına teslim edilmsine rağmen)
2. Fenerbahçe – İstanbulspor maçında; ( hemde Tasarruf Mevduatı Sandığı bilirkişilerinin resmi raporlarına rağmen)
3. Fenerbahçe – Samsunspor maçında; ( hemde konu ile ilgili futbolcuların açıklamalarına ve telefon görüşmelerinin deşife edilmesine rağmen)
Konuları ile malum değilmiş gibi yukarıda sıralanan tespitlere rağmen cüretkar davranıyor olmalarıda kendilerine herhangi dava bile açılmamış olmasındandır.

Artık yeter Şikeci Fenerbahçe yönetimi artık yeter.

Gırtlağına kadar siyasete boğmak üzere anlaştığınız GS Başkanı Özhan Canaydın ve diğerleri ile birlikte, seçtiğiniz yeni federasyon yönetimi, sayenizde ve siz olmasanız asla yazı yazamayacak olan yazarlar ve siyaseti bu işin merkezi haline getirmeye and içmiş ve bu konuda bir hayli de başarılı olmuş olan siyasiler ile birlikte düşün Türkiye futbolunun yakasından...

Düşün de; Türkiye hakemliğinin , Türkiye futbolunun ve futbolcusunun önü açılsın.

Pazar, Aralık 09, 2007

BEŞİKTAŞ LİVERPOOL A 8 – 0 YENİLDİ

Tarih 06.11. 2007 yer Liverpool Anfield Road stadı.
Liverpool Avrupa kupalarındaki en farklı galibiyetini aldı. Beşiktaş'ı kendi evinde 8-0 gibi farklı bir skorla devirdi. Ayrıca bu skor; Şampiyonlar Ligi tarihinin en farklı sonucu olarakta tarihe geçti. Liverpool yaptığı 30 atağın, 8 tanesini gole çevirdi ve Beşiktaş “şeref golü” nü bile atamadı. Yazık oldu…

Tarih 30.05.1993 yer Ankara 19 Mayıs stadı.
Galatasaray bu sezonun farklı skorlarından birini elde ederek Ankaragücünü 8 – 0 yenerek şampiyon oldu. Galatasaray yaptığı 41 atağın, 8 tanesini gole çevirdi.

Galatasaray; o sezon Ankaragücü'nü İstanbul'da 3-0, Ankara'da, ligin son maçında 8-0 yendi.
11 gol attı, hiç gol yemedi.
Beşiktaş; o sezon Ankaragücü'nü İstanbul'da 4-0, Ankara'da, ligin bitimine haftalar kala 6-0 yendi.
10 gol attı, hiç gol yemedi.

Evet ne zaman FB ve BJK ile ilgili şike ve şaibe skandalları olsa hep bu maç temcit pilavi gibi sunulur. İşte bu yazı ile birlikte tüm FB ve BJK liler artık bu konuyu bir kez daha ağızlarına almayacaklardır umarım.

Galatasaray’ın 1992-93 sezonunun son haftasında Ankaragücü’nü 8-0 yenerek şampiyon olmasının ardından Beşiktaş’ın eski Yugoslav kalecisi Rade Zalad haksız olarak hep şikeyle birlikte anıldı.
Son haftaya girilirken Beşiktaş’ın maçı kendi sahasında Gençlerbirliği ile Galatasaray’ın maçı deplasmanda Ankaragücü ile. Gerek Ankaragücü’nde gerekse de Gençlerbirliği’nde maça çıkmayan futbolcular var; Ankaragücü’nde maça çıkmayanlar arasında eski Beşiktaşlı Fikret ve Sinan Engin de var (bugün hala bu kişilerin Beşiktaş’ta aktif görevleri bulunmakta ve Beşiktaş’ın ali menfaetlerini koruduklarını her fırsatta beyan etmektedirler). Ancak bir başka eski Beşiktaşlı Zalad ise kalede. Maç başlıyor ve daha 35. dakikada Galatasaray 5-0 öne geçiyor ve devre arasında Zalad futbolu bırakıyor ve kaleye Arif geçiyor. Üç gol de o yiyor ve maç 8-0 bitiyor. Beşiktaş’ın İstanbul’daki 3-1’lik galibiyeti de bir işe yaramıyor ve Galatasaray şampiyon oluyor.
Aynı sezon Ankaragücü kendi sahasında Karşıyaka’ya 5-0, Fenerbahçe’ye 4-0 gibi farklı skorlarla yeniliyor;
Beşiktaş; Ankaragücü’nü Ankara’da 6-0, Konyaspor’u 7-0, Bakırköyspor’u 6-3, Kocaelispor’a 3-0 gibi farklı skorlarla yeniyor;
Diğer taraftan Beşiktaş kendi sahasında Galatasaray’a 3-1 yeniliyor, 2. maçta ise 1-1 berabere kalarak zaten rakibinden o sezon içinde daha iyi olamadığını gösteriyor.

Ayrıca Liverpool – Beşiktaş ve Galtasaray- Ankaragücü maç istatistiklerindeki atak/gol oranlarına bakılırsa; Liverpool her 3,75 ataktan birinde gol bulurken, Galatasaray Ankaragücü karşısında ancak her 5 atağının birinde gol bulabilmiş.

Burada isteyen Beşiktaşlı ve Fenerbahçeli yönetici ve taraftarlar şampiyonluğu tayin eden avarajın hesabını yaparken kaleci Zalad’ın yediği 5 adet golü hesaba dahil etmeyebilirler, sadece kaleci Arif’in yediği goller bile Galatasaray’ın şampiyonluğuna yetmektedir.

Konuyu daha fazla rakamlara boğmadan kısaca tüm bu çalışmanın özetini vereyim.

DEMEK Kİ HERHANGİ BİR TAKIM ŞİKE YAPMAKSIZIN DA 8 -0 YENİLEBİLİYORMUŞ.

YOKSA YOKSA BEŞİKTAŞ TA MI !!!!!!!!

Pazartesi, Ekim 29, 2007

KİME NE BORCUNUZ VAR, TOROĞLU - 2

Sn. Toroğlu;
Denizlispor – Galatasaray müsabakası için “Maraton” programında önünüzü de sınırsız şekilde açan Sn. Şansal Büyüka sayesinde yine incilerinizi döktürmeye devam ettiniz.
Bu kadar sığ ve izleyenleri aptal yerine koyan (hani onların maalesef %92 si de öyledir yaa) yorumlarını artık kimler dinliyor ve değer veriyor bilmiyorum. Ama bildiğim ve emin olduğum ve hatta daha önceleri de tüm detaylarını yazdığım ve Galatasaray’a transferinin son anda iptal edilmesi nedeni ile sürekli kin kustuğun (Fatih Terim’den; rivayet o ki yediğin dayaktan sonra suskunluk geçirdiğin dönem hariç) ve sürekli kendince bulduğun en küçücük fırsatta dahi hayatın boyunca hiç birşey olamamış olmanın ezikliği ile GALATASARAY!a saldırdığın aşikardır. (aman bana önemli bir futbolcu, hakem ve yorumcu olduğunu falan da söyleme, bende en az senin kadar hıyardan anlarım)
Şimdi; sen kalkıp o sığ değerlendirmen ile (aslında seni kaale alan büyük bir sığ değerlendirmeden hoşlanan kesim sayesinde oradasın) Bouzid’in topa bakmadığını, rakibini kolladığını ve hareketin penaltı olarak değerlendirildiğinde kimsenin itiraz etmemesi gerektiğini söylüyorsun ya; aynı maç içinde aynı şekilde ve şiddette ve sadece ve sadece topa bakarken Ümit Karan’a yapılan hareketin ise hakemi aldatma yolu ile alınmış penaltı diyorsun ya, artık sana pes demek gerek. Yahu Erman; koca adam oldun ama hala bu huyundan vazgeçmedin; her 2 hareketteki her 2 kişide tamamen topla ilgilenirken birbirlerine güç uyguluyorlar, bunun birine penaltı veren hakem diğerinede vermek zorundadır, hani sen hakemlerin standart karar vermelerinden yana idin ne oldu da 45 dakika içinde birbirinin benzeri 2 hareketi bile artık aynı şekilde değerlendir(e)miyorsun, oysa “adam gibi adama” yakışan şey; bu birbirine benzeyen 2 hareketinde ya penaltı olduğu yada ikisininde penaltı olmadığı yönünde olması gerekirken sen yine yukarıda gerekçesini yazdığım kinini kusuyorsun. Saplantının ve psikolojinin arka planı ve fonu Galatasaray düşmanlığı olursa işte bir adamın yapabileceği şey budur. Aslında sana dersini vermeyen, haddini bildirmeyen Galatasaray yönetiminin de kusuru var işlerin bu noktaya gelişinde. Diğer taraftan Fenerbahçe yönetimi ile olan sıkıfıkılığında ayrıca bizzatihi senin açıklamaların ile birlikte değerlendirmeye muhtaç olduğuda açıktır.
Sen şimdi; 19.04.2007 tarihinde
www.spordaalternatif.blogspot.com da seninle ilgili yazdığım;
“Hani bu son söylediğimden çok rahatsız olabilirsiniz ama geçmişte Gürcistan’da yaşadığınız ve miktar küçüklüğü nedeni ile de ihbarda bulunduğunuz konu hala en azından bizim hafızalarımızda çok tazedir. Kısa bir hatırlatma da buna yapalım isterseniz; FİFA hakemi olarak Gürcistan'a, Gürcistan-İrlanda maçına gitmiştiniz. Belçikalı gözlemci ile yemek yemiş ve otele dinlenmeye giderken, şöför Gürcü kardeş size dört adet zarf veriyor ve sizde zarfları ses çıkarmadan alıyorsunuz (oysa TV lerdeki delikanlılığınıza bakınca sanki yapmanız gerekenin adama zarfı içine bakmadan fırlatmanız olduğu anlaşılıyor) ve Otele gelince açıp bakıyorsunuz size 5 bin dolar diğerlerine 4 er bin dolar veriliyor işte o anda kan beyninize sıçrıyor ve bu miktara çok bozuluyorsunuz, tabii ki haklısınız rutinlere aykırı birşey ama Gürcistan’da olduğunuzu unutuyorsunuz ve eğer bilseniz ki Gürcistan’da bu miktar bir servettir daha serinkanlı olurdunuz. (Alışkanlıklarınız gereği çok küçük tabii ki). Yıllar sonra Gürcistan’da bulunduğum sürede sizinle bu konuda temas eden insanlarla tanışma fırsatım oldu ve konuyu birde onların ağzından dinledim; ısrarla diyor ki “zarfı neden ben verdiğiminde hemen elinin tersi ile itelemedi de aldı sanki ben zarfın içinde kendisine oda anahtarımı verdiğimi mi zannetti de aldı”. Sn. Toroğlu; bu 2 konuda da, topluma gerçekçi ve mantıklı açıklama yapmak zorundasınız ki hakkınızda ki dedikodulara bir son verilsin, ama ben eminim ki siz yine TV deki “ben ne söylersem söyleyeyim nasıl olsa kimsenin cevap hakkı yok” tavrınızı sürdüreceksiniz.”
Gerçekten bu zarfları alırken içinde ne var zannettin; allahaşkına.

Salı, Ekim 02, 2007

ASIL MAFYA SİNAN ENGİN DİR

Ülkücü mafya şeflerinden Alaattin Çakıcı’nın yurtdışına kaçarken Beşiktaş Kulübü referansı ile pasaport alması ve Shengen vizesi kullanması “futbol Susurluk”unun açığa çıkmasına neden olan Beşiktaş Menajeri Sinan Engin 29.09.2007 tarihinde Galatasaray’a yenildikleri maçın hemen sonrası sıcağı sıcağına "Herkesin morali bozuktu. Soyunma odasında hakem falan diye bağırıyorlardı. Biz de dedik ki hakemi falan bırakın hiçbir şey oynamıyorsunuz. Beşiktaş camiasından özür diliyoruz böyle bir futbol oynadığımız için. Bunun hocayla taktikle falan alakası yok. Sahaya 11 adam çıkıyorsa adam geçmesini, şut çekmesini biz öğretemeyiz. Bunun hocayla falan alakası yok. Koskoca 90 dakika oynuyorsun bir kaç pozisyona girebilirsin bu tamamen futbolcuyla igili. Eğer büyük takım futbolcusuysan pozizyona gireceksin. İyi oynamadaığğımızı biliyoruz." diyerek ortalama klüp yöneticisi formatında konuşarak durumu idare etmiş iken; huylu huyundan vazgeçmez misali bu sefer de 01.10.2007 de yaptığı açıklama ile “hakem mafya” sından bahsetmeğe başladı. Sonra aklına kendinin mafya üyesi olduğu konusundaki ciddi iddiaları hatırlamış olacak ki birden tipik direksiyon hareketleri (kıvırma ve kıvırtma) yaparak “ben kötü anlamda mafya demedim” dedi (sanki iyi anlamda mafya varmışcasına). Tabii Sinan Engin bu işlerin içinde olduğundan iyi bilir kim mafya kim mafya değili.

Mafya konusunda, hile-hurda ve desise çevirme konusunda tabiiki Sinan Engin en son konuşması gereken adam olduğunu anlayana kadar da bıkmadan yılmadan çalışmak gerekmektedir. Şimdi, Sinan Engin;
1. Beşiktaş’ta menajerliğe getirilmesinin ardından taraftar grupları arasında çatışmalara kadar varan olayların olmasında bir rolu varmıdır acaba?
2. Taraftar grubundan Ferdi Aslan’ı öldürdüğü öne sürülen Alpay K. nın uzun süredir tribünlerde etkili olan bir kişi olduğunu herkes bilmekte idi ve bir süredir tribünlerden uzaklaştığında mafya örgütlenmeleri içine girdiği konusunda yaygın bir kanı oluşmuş idi ve tekrar tribünlere döndüğü bu dönemde özellikle Çarşı grubu tarafından Sinan Engin’e karşı tepkileri dindirmeye çalışanlar arasında yer alarak safını belirtmiş, bu saf tutmada Sinan Engin’in bir katkısı olmuşmudur acaba?
3. Ülkücü mafya şeflerinden Alaattin Çakıcı’nın yurtdışına kaçarken Beşiktaş Kulübü referansı ile pasaport alması ve Shengen vizesi kullanması işinde talimatı olan Sinan Engin bu çalışmaları; bu kişinin akrabası ve dostu olması nedeni ile mi yoksa başka beklentiler karşılığındamı yaptı acaba?
4. Sinan Engin, BJK Travelling (kulübe ait seyahat acentası) çalışanı Kerem Eymür’ün işe alınmasını temin etmişmidir acaba? (.Kerem Eymür ünlü Susurlukçu Mehmet Eymür’ün yeğeni olduğunu maalesef bir yazan kurcalayan çıkmadı). Bu kişi Sinan Engin’in talimatı ile Ülkücü Mafya liderlerinden Alaattin Çakıcı’nın shengen vizelerinin alınmasında byük payı olan birimidir acaba?
5. Sinan Engin; karıştığı bu futbolun mafyası yada mafyanın futbolu davasına bakan hakimin eşinin, Beşiktaş Kulübü'nde işe başlamasında nasıl bir rol almıştır yada bu tamamen tesadüfmüdür acaba?
6. Sinan Engin; Lucescu’nun, Del Bosque’nin, Rıza Çalımbay’ın ve Tigana’nın da takımdan ayrılırken, hakkında inanılmaz açıklamalar yaptığı ve hala aydınlanamamış karanlık ilişkiler bütünü için, ne demektedir acaba?
7. Alaattin Çakıcı’nın kayıtları tutulmuş ve deşifre edilmiş telefon görüşmelerinin birinde; “Şampiyonlukta hiç mi payımız yok?" dediği konusunda Sinan Engin ne der acaba?
Başta olmak üzere benzer tüm şaibeli durumları açıklayacak soruları cevaplamalıdır.
Bu konuda soruları ve ilişkileri sıralamayı uzatmak elbette mümkün ve olanaklı ama artık bunları sıralamak bu yazının amacını da aşacaktır. Artık; Sinan Engin ve benzerlerinin Türkiye futbolunun yakasından düşmeleri gerektiğini siyasi otorite anlamalı ve ona uygun hareket planları geliştirmelidir.

Şimdi gelelim “hakem mafyası” diye suçladığı hakemlere ve özellikle de Galatasaray maçındaki hakemi kasdi kavranmakla şuçlamasına ne denir bilmiyorum ki? Olsa olsa aymazlıktır diyeceğim ama çok hafif olacak... Yahu Sinan Engin; bu hakem eğer taraflı olsa idi ve Beşiktaş’ı yendirmek gibi kastı olsa idi. Yapacağı tek bir hareket vardı; Beşiktaş kalecisi Hakan Arıkan’a Galatasaraylı futbolcu Barış Özbek’e kasıtlı attığı tekme karşılığı kırmızı kart ve penaltı vermek. İşte bu durumda yapabileceğiniz herhangi bir şey olamayacağı gibi, arkasına sığınacak bir bahane de bulamayacaktınız ve hatta bir kaç hafta da yedek kaleci ile maçlara çıkmaya devam edecektiniz. Ama haklısınız; Erman Toroğlu ve Ahmet Çakar gibi mafya etkisi altında olduğunu zannettiğim hakem eskileri olduğu sürece ve bu tür önemli noktalara icazetiniz olmaması nedeni ile değinmeden maç yorumları yaptıkları sürece sizin de işiniz kolay.



Salı, Temmuz 10, 2007

SOKAK KÜLHANBEYİ Sn. AZİZ YILDIRIM

Fenerbahçe Başkanı Sn. Aziz Yıldırım, futbolu yönetmeyi sokak çocuklarının kavgasına çevirerek hakem Selçuk Dereli hakkında 27 Haziran 2007 tarihli Hürriyet'te şöyle konuşmuştu:
"Gelecek sezon herhalde Selçuk Dereli'yi bizim maçlara vermezler. Beşiktaş kupa maçında yaptıklarını unutmamız mümkün değil. Eğer Selçuk Dereli verilirse sahaya iner, onu tokatlarım."

Artık Türkiye futboluna sözde yönetici olarak hizmet verdiğini iddia eden Fenerbahçe Yönetimi maalesef davranışları, açıklamaları ve sonradan görmelikleri ile; ölçü, izan, ahlak ve seviye gibi kavramları tamamen ters yüz etmiş bulunmaktadırlar. Bu açıklamanın başkaca nasıl bir izahı olabilir acaba; bugüne kadar düşündüm, daha esnek ve daha az zarar verici bir uslup nasıl olabilir diye. Ancak üzgünüm ki; Fenerbahçe yönetimini ele geçirmiş bu klik’in yaptıklarını tanımlayacak çok fazla söz olmasına karşın başımızı mahkemeler nezdinde fazlaca belaya sokmayacak bu sözleri bulabildim.

Bu sütunlardan defalarca seslenmemize karşın TFF Yönetimi ne, özellikle; 16.05.2007 tarihli “Soruyorum bu saldırılar emsal teşkil eder mi” başlıklı yazımda, belirtiğim üzere,
1. TFF Yönetimine küfür içeren bildirilere sesiniz çıkmaz ise,
2. AZ Alkmaar maçından sonra onca yakalanan silaha rağmen ceza vermezseniz,
3. TFF Yöneticisi Sn. Affan Keçeci’nin yanında ana avrat edilen ve tarafınızı hedef alan küfürlere sesiniz çıkmaz ise,
4. Şike’de suç üstü yakalanmış tek Türk takımı Fenerbahçe’ye ceza verme cesareti göstermez iseniz,
5. Yayıncı kuruluşun yayın yapma hakkı gerek stada sokulmayarak, gerekse de stada girdikten sonra kablo kesme marifetiyle engellenir de sesiniz çıkmaz ise,
6. “Futbol kirlenmiş saha dışında kazanılır hale gelmiş” deyip de şampiyon olan takımın teknik direktörüne ceza vermekten korkarsanız,
Konularında hiç birşey olmamış gibi davranışınız karşısında daha cesaretlenen bu klik; hele hele de AZ Alkmaar maçından önce açıkça TFF Başkanı’nı tehdit ettikten sonra, işin dozunu biraz daha arttırıp; yönetiminize ve kurullarınıza “şerefsizler ve hırsızlar” gibi yenilir yutulur olmayan sözler de ettikten sonra; artık “hakem de döveriz” noktasına geldiler.

Şimdi buradan “köpeksiz köyde değneksiz dolaşma” gibi bir tavır sergileyen bu zevat için artık yapılması gereken bir şeylerin olduğu açık diye düşünebilirsiniz. Ama ne gam. Bakın bu açıklamanın üzerinden 13 gün geçmesine karşın halen yetkili kimseden ses çıkmıyor. TFF Yönetimi en iyimser ifade ile; açıklama yapmaktan yada konuşma yapmaktan muaf tutulmuş gibi bir tavır izliyor.

Eeeeeeee Siz şimdi bu görgüsüz, eğitimsiz klikten daha ne bekliyorsunuz diyebilirsiniz. Ben şahsen bunlardan daha çok şey bekliyorum, evet Sn. Yıldırım siz artık; hakem dövmekle de yetinmeyin, eliniz değmişken Sn. Özhan Canaydın’la başlayıp, TFF Yönetiminin tüm üyelerini de bir güzel tokat tan geçirin. Nasıl olsa adam tokatlamaya taahhüt sektöründe başladınız ve size kimsenin sesi çıkmadı. Haydi yolunuz açık olsun.

Perşembe, Haziran 14, 2007

Sn. BAKAN FEDERASYON YÖNETİMİNİ NEDEN GÖREVDEN AL(A)MIYORSUNUZ?

Futbol Federasyonunu seçime götürmeden sorumlu Bakan Sn. Mehmet Ali Şahin; zaten seviyesi bir hayli düşük olan ve bu yıl sayenizde ilaveten gırtlağına kadar siyesete buladığınız Türkiye Futbol Federasyonu konusunda konuşmanızı/açıklamanızı bekliyoruz. YENİLDİĞİNİZİ yada MAĞLUBİYETİNİZİ açıklayın yada kanundan gelen yetkinizi kullanın Federasyon yönetimini görevden alın bakalım. Haydi Türkiye futbol kamuoyu bu konudaki efelenmelerinizin sonucu merakla bekliyor.

Partiniz AKP’nin ve Hükümetinizin gücü ile kamuoyuna yaklaşık 1 yıldır TFF Yönetimine adeta horozlanarak rest çektiniz şimdi neden sesiniz ve soluğunuz kesildi bunu herkes merak etmekte ve fısıltı gazetelerinde ise, siyasi tercihlerinizde kullandığınız uluslararası goygoyculuğunuz mu yoksa Fenerbahçe şampiyon olunca ateşiniz mi düştü diye ciddi şekilde bir tartışma kulaktan kulağa yürütülmektedir, bilginize.

Hafızam beni yanıltmıyorsa TFF seçiminin üzerinden kısa bir süre geçtikten sonra başladığınız ve ortalama olarakta ayda 4 defa TFF yönetimini görevden alacağınızı beyan etmenize karşın şimdi ne oldu da büyük bir sessizliğe büründünüz. Siyaseten mi yada ekonomik olarak mı etki altına aldığınızı bir türlü anlayamadığımız (başta Sn. Ö. Canaydın ve Sn. L. KIZIL) birtakım Klüp Başkanları ile AKP li Belediye Başkanları/Klüp başkanları (Başta Sn. İ.M. Gökçek ve Sn. M. Özhaseki ) olmak üzere ve basındaki goygoylarınız ve Başbakanınızın takımının Yöneticileri ile (sizinde Galatasaraylı olduğunuz söylenmesine rağmen tarafsız bile olamadığınız açık) birlikte sağolun artık Türkiye Futbolu gırtlağına kadar siyasetin içine sokulmuştur.

Evet Sn. Bakan ; Sn. Başbakan’ın Tranzonspor Başkanı Sn. N. Albayrak’tan Kartalspor Başkanı Sn. Hüseyin Kurt’a kadar bir sürü TFF genel kurul delegesi ile tek tek görüşerek, açılan imza kampanyaları her ne kadar tarafınızca tersi açıklanmış olsa dahi gerçekte ilgi görmemesine rağmen, savaşın yürütülmesi kurmay başkanı olarak tarafınıza tevdi edilen bu savaşta yenildiniz. Artık size bu konuda yenilgiyi kabul edip çekilmekten başka birşey düşmemektedir. Bu konunun ısrarlı takipçisi olacağımızı bilmeniz, ve ayrıca sizin istifa çağrısı yaptığınız yoğunlukta (TFF Yönetiminin 1 yılda yaklaşık 30 defa tarafınızca istifaları istenmiştir) biz de size istifa çağrısı yapacağımızda aşikardır. Gerçi büyük bir ihtimalle 23 Temmuzda artık siz bu görevde ol(a)mayacaksınız, ama olsun o tarihe kadar biz de en az 30 kez olacak çağrımızı bu süreye sığdırmayı planlamaktayız.

Yada Sn. Bakan bütün bu feryat figan bağırışmalarınız ve kavgalarınız Fenerbahçe’nin şampiyon olması içindi ve Fenerbahçe’nin şampiyonluğu ile birlikte hedefine varmış olmasının huzuru içinde ve Sn. Haluk Ulusoy ile de sırf bu nedenden ötürü Başbakanınızın talimatı ile mi sürdürdüğünüz savaşı nihayetlendirdiniz.

Sn. Bakan; kamuoyunda hakkınızda oluşan, bu Hükümet uluslararası kuruluşların sözünden çıkmaz ve onlar ne derlerse harfiyen yerine getirirler görüşünü değiştirmek istiyorsanız eğer; ve gerçekten bu güne kadarki açıklamalarınız da kanunun size verdiği yetkiye dayalı ise TFF Yönetimi ile savaşmaktan vazgeçmediğinizi halen vakit varken açıklayın, yoksa kanunda aslında böyle birşey yokken siz bizi yanıltmak için mi böyle davrandınız, yoksa kazara tekrar iktidara gelirseniz bu hakkınızı futbolu manuple etmek için mi saklı tutmaktasınız. Yada bazı gariban vatandaşların tarafınıza dert anlatmak istedikleri zamanlarda onları azarlamak için kullandığınız uslup ve dil ile yani efelenerek TFF Yönetimini görevden alsanıza, ama bu iş biraz yürek ister değil mi, Sn. Bakan ne dersiniz.

Neden Sn. Bakan neden, bu konuyu unutmuş gibi yapıp bizim de unutmamızı istemektesiniz. Yoksa bizim toplum olarak sahip olduğumuz balık hafızamıza mı güveniyorsunuz diğer konularda olduğu üzere.

Cumartesi, Haziran 09, 2007

Star gazetesinden Sn. Burak Yarkent' e cevap
Sevgili Burak Yarkent;

Artık aramızda kurulan bu iletişim sayesinde yazılarınızı sürekli takip etmenin vazgeçilmez bir şey olduğunu hemen belirtmeliyim; herşeye karşın bana-bir okura bu samimiyette ve sıcaklıkla ayrıca da zaman ayırarak yazmayı sürdürdüğünüz için ise asıl ben size teşekkür borçluyum diye düşünüyorum. Çünkü Türkiye basını maalesef çok az sayıdaki bir kısmını ayrı tutacak olursak dipsiz kuyu benzeri yazarlar ile dolu siz ne yazarsanız yazın bir defa ulaşılamıyor çünkü verdikleri eposta adresleri sadece şakşakçılarına açık diğerleri için güvenlik duvarları ulaştırılmış vaziyette herhalde yada varsayın ki bu güvenlik duvarı aştınız bu sefer de okuma zahmetine katlanmıyorlar hadi diyelim okuyorlar bu sefer de söylenenlerden hiç bir şekilde etkilenmeden cevaplıyorlar ve yazmaya devam ediyorlar hatta daha da amigolaşıyorlar. Bu anlamda sizi sürekli ayrı tutmaya çalışıyorum bu anlamda bir kez daha teşekkürler.

Sevgili Burak;
Bir önceki yazında “Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Ben hiçbir zaman Hasan Şaş'in kafasına atılan yumurtayı veya Mondragon'un yanıbaşında patlayan ses bombasını tasvip etmedim, edemem de, insanlığım izin vermez.” diyorsun ve güzel bir noktaya geliyorsun ve insanların farklı şeyleri düşünseler bile iletişim içinde kalarak makulleşebildiklerini ispatlıyoruz sayende ama hala böyle demene rağmen şu aşağıda bahsedeceklerimin de acilen bir şekilde düzeltilmeye ihtiyacı olduğu da açıktır.
· “benim katılmadiığım olay, yanlışa başkabir yanlışla cevap verme hatasıdır, ve bunu Sayın Adnan polat kışkırtmıştır, Galatasaray taraftarı da uygulamıştır. Fenerbahce 3 yaptıysa, ben 5 yapacağım, 8 yaptıysa 18 yapacağım mantiığı bizi nereye kadar götürebilir?” Bu yaklaşıma katılmamak elde değil de; şüphesiz bu konu artarak devam edecektir, keşke konulara kronolojik olarak baksanda görsen bunu başlatan asıl Fenerbahçe yöneticileri olduğunu görsen ve de özellikle de Sn. Ömer Çavuşoğlu’nun meşhur ve asla unutulamayacak “Galatasaraay bayrağını bir TV kanalında yırtıp ortasından kolunu dirseğine kadar geçirip” yaptığı hareketi ve söylediği sözleri görmeden, hatırlamadan ve akabinde Sn. Ali Şen’in 2. dönemimde ortamı gerdiğini unuturak sadece Sn. Adnan Polat’ı yargılamak en azından sizi tarafgirlikten kurtarmıyor diyeyim. Acilen bunları alıp o günden bu yana kim yaptı ise tek tek ad belirterek söylemek gerekir ve sıra Sn. Adnan Polat’a geldiğinde kendisini ayıplayalım, değil mi?
· “Siz bir yönetici olarak "Fenerbahce şampiyonlugu hak etmedi, ben de onlari alkışlamam" derseniz, taraftarınızı galeyana getirmiş olup, bir sürü felakete sebebiyet verebilirsiniz, kaldı ki, böyle de oldu. Bu yöneticilik değildir. Bu düpeduz provokasyondur, ve sporda yeri yoktur” diye bahsediyorsunuz. Elbette konuya sonundan başlarsak ve geçmişi unutursak anlaşma yada anlaşılma sorunu yaşamaya devam edebiliriz. Şimdi bu dediğiniz doğru olsa bile eksik bir tanımlama olduğundan yanlış kabul edilebilir çünkü daha çok değil 1 (bir) sene önce aynı şeyleri hatta sadece rakip spor kulübü ile sınırlı tutmadan; Galatasaray ve Federasyonu hırsızlıkla şikecilikle diğer takımları da buna deyim yerinde ise çanak tutmak ile suçlarsanız ve biri kalkar da size bunu hatırlatınca da ama... ama... diye başlayan hamaset dolu laflar ederseniz de kimse sizi samimi bulmaz. Öyle yada böyle geçen yıl Galatasaray ve bu yıl da Fenerbahçe şampiyon oldu önümüze bakalım demek varken, bu yola gitmek yani tüm olumlu şeyleri rakiplerden istemek ama kendinizin her türlü feryat ve figane hakkınız olduğunu bırakın gerçekleştirmeyi düşünmeniz bile ne kadar benmerkezci bir yaklaşım sahibi olduğunuzu gösterir ve bu fikrin de acilen düzeltilmesi gerekmektedir.
· “Ben olaylı Galatasaray-Fenerbahce maçını akşam banttan yabanci uyruklu 3 arkadaşımla izledim. İnsanlar dehşete düştü. Galatasaray bir sürü ceza alacak, seyircisi, stadı lekelendi... Soruyorum size değer miydi peki?” diye soruyorsunuz, ee tabii ki haklısınız da tek yanlısınız tek taraflısınız ki tam da burada gerçek gazetecilik yapma hakkınızı tartışmaya açıyorsunuz çünkü sizden beklenen; öncelikle
o Fenerbahçe’ye AZ Alkmaar maçında yakalanan kesidi delici ve ateşli silahlar ile ve bu silahlarla onlarca yaralanan insanlardan ötürü ceza veremeyen federasyon;
o Seyircisiz oynanması gereken Fenerbahçe – Tranzon maçını başka sahada oynatan federasyon;
o Fenerbahçe-Beşiktaş maçında; futbolcu dövenlere, kabloları kesenlere, kendilerinden olmayan herkese maalesef küfreden tüm Fenerbahçe yönetimine yeterince ceza veremeyen federasyon;
Yiğitse de Galatasaray’a bundan daha büyük ceza versin de göreyim, göreyim ki neleri göze alıyorlar bakalım; Eğer başta Sn. Hıncal Uluç gibi kendisi için kötü birşey söylemek istemiyorum ama gizli Fenerbahçe’lilerin söylediği gibi cezaları sınırsız ve adaletsiz uygularlarsa da, tribün terörünü sokağa taşıma cesareti göstermiş olacaklardır. Bence işte asıl bu korkulması gereken bir konu olmalı.
Bir önceki yazında da “Gecen sene Denizlispor Baskaninin aciklamalarindan sonra, o aciklamalara gereken cevabi veremeyen, bariz sike yapildi diye ortaya cikan birine "hooop! gel soyle, anlat bakalim" deyip de Fenerbahce'ye gerekli cezai yaptirimi uygulayamayan (Italya'da Juve'nin basina gelenleri hepimiz biliyoruz, gerekirse Fener'e de yapilmali), Fenerbahce'nin cezali macini sampiyonluk turu atsin diye Izmir'e veren (ki bu olayda ben Trabzonspor olsam cildirirdim), son Sami Yen'deki pislige hala ceza kesemeyen, Dunya Kupasi icin Kore'ye aile, akraba, es, dost,.. ve bunun gibi kim varsa, sizlerin bizlerin odedigi vergiler ile goturen bu federasyona birileri dur demeli...” diye belirtiyorsun ki buna da tamamen katılıyor ve ilaveten açıklamsı olması anlamını da gelecek; Fenerbahçe’nin İstanbulspor şikesini, Ankaragücü şikesini, Samsunspor cezasını da gündeme tüm detayları ile getirmek gerekmektedir. Asla Sn. Hamdi Akın’ın söylediklerini unutmaycağız, Asla Başbakanlık denetçilerinin İstanbulspor raporundaki şaibeli durumları unutmayacağız. Evet artık bu federasyon gitmeli ki belki geleceği kurtarabiliriz. Ama bunu sakın “bak sende aynı noktaya geldin” anlamında değerlendirme lütfen çünkü ben zaten Sn Haluk Ulusoy’un Federasyon Başkanlığı için sürekli yanlış idi diyordum ama Sn. Melih Gökçek, Sn. Mehmet Özhaseki Sn. Mehmet Ali Şahin tarafından gırtlağına kadar politikaya bulaştırılmış ve malum Fenerbahçe yöneticileri ile Sn. Özhan Canaydın ve Sn. Levent Kızıl istemiyor diye de seçilmiş insanlar gitmemeli yoksa sonra bu iş yol olur ve herkes bağırmaya başlar. Ama ne yazık ki seçim zamanında biz Sn . Haluk Ulusoy yanlış derken yukarıda bahsettiğim zat ı muhteremler hem de “Sn. Haluk Ulusoy’u seçmek adam olmanın gereğidir” mantığı ile desteklediler ve seçim üzerinde etkili oldular, ayrıca buda hiç ama hiç unutulmamalıdır.

Ayrıca yabancıların bu rezaleti görmeleri rezaleti arttırmadığı gibi görmemiş olmaları da rezaleti rezalet olmaktan çıkarmaz, ne olur bunu da böyle düşünerek kamuoyunu bilgilendirme görevinizin asli göreviniz olduğunuda unutmadan hiç olmazsa yazı yazarken Fenerbahçeliliğinizi bir kenara bırakın.

Lütfen özellikle de siz basın mensupları başta olmak üzere herkes dikkatli davranarak halen bir miktarda olan futbol zevkimizi öldürmek istemiyorsanız bu konularda olabildiğince tansiyon düşürücü ve toplumu sakinleştirici ama özellikle de sadece bilgilendirme görevinizi yapınız.

Bu ülkede Fenerbahçe dışında da futbol takımları var ve onlarında en az Fenerbahçe kadar hakları var ayrıca diğer takımlar Fenerbahçe’nin idman takımları da değildir.

Pazartesi, Mayıs 28, 2007

Bir dostumun UEFA nezdinde Fenerbahçenin şampiyonluğunun tescil edilmemesi yönündeki yazılı başvurusu aşağıdadır. Aynen katılarak yayınlıyorum.
UEFA
Route de Geneva 46
CH - 1260 Nyon 2
SWITZERLAND



I want to forward my complaints to your esteemed organization about the recently finalized Turkish League which is so much deteriorated with the interference of some visible hands of the legally announced champion team of Fenerbahce.
I want to forward my complaints for the counter actions to be taken by your esteemed organization
in order the honesty and legality of the football in my country to be restored and saved.
The administration of Fenerbahce, since the beginning of the season, continuously spent efforts to affect and divert the decisions of the Turkish Football Federation (TFF) and the referees as well.
Although they have rightly been punished so many times, they have succeeded their penalties to be cancelled in the legal arbitration courts by exerting enermous pressures on the legal bodies of the TFF with the aid and support of the dirty press.
The administration of this club surrounded and conquerred all the organs of TFF with direct illegal and unethical attacks and false claims and blames in order to deviate the normal flow of the league games.
There were many many documents issued about this club evidencing some monetary payments had been made even through banks in order to affect the results of the league games but the judicial system and the organs are not able to investigate the indicated cases because of the heavy political and economical pressures applied on themselves..
As a Turkish citizen and a taxpayer, I severely protest this club and I claim from your esteemed organization not to register this club as the champion of the Turkish League this year...
I also demand from your esteemed organization to sue a file in order to investigate all the financial and monetary sources of this club in order the public opinion to be sure about the diffusion of the deterioration in the football fields. I have to add that this kind of investigations are being politically prevented in my country..
Finally I advise you to stop the participation of this specific Turkish team to the European cups unless been judicially acquitted with regards to all claims set forthed in order to keep the honesty of the European cups more safe.
You are kindly requested not to register this club as the champion as a first and urgent step and hence to give way to the football to get cleaned in my country.
I am eagerly awaiting your urgent remedies as per the principles of UEFA and hope to be advised accordingly.

Sincerely yours,

Pazar, Mayıs 20, 2007

BAŞKA NERELERİ AÇIKSA HER DAİM TUTSUN
Dün akşam maçın bitimini takiben bir dosttan aldığım iletiyi hiç yorumsuz aşağıda aktarıyorum.
Sevgili hocam,
Adına maç denen rezalet yeni bitti. Fenerbahçe için değişen bir şey yok. Maç nasıl biterse bitsin, onlar şampiyon.. Ama sanırım, hakem grubu bu maçtan götürdü... Ne mi götürdü?? Prestij tabii. Türk hakemliği kazandı bu işten yani... Allah bu hakemlerin yolunu açık etsin. Ceplerini de etsin. Başka nereleri açıksa, oralarını da her daim açık tutsun...
Maç henüz bitti. Ama sanırım, Fenerbahçeli iki hayvanın iki hafta önce Beşiktaşlı futbolculara yaptıklarını Galatasaraylı futbolcular Fenerbahçeli bu iki hayvana yapmayacaklar.. Öyle görünüyor.. Hayvanları sahaya salan federasyon ve basın da herhalde kazançlı çıktı bu işten..
Üçüncüsü en vahimi... 1930'lu yıllarda Chicago'da çeteler ortalığı kasıp kavururken zorlu anlarda Chicago emniyetinin desteğinden yararlanırlardı. Mesela Al Capone, bir bulıuşmaya gittiğinde yanına genellikle koruma olarak Chicago emniyet müdürü Charles C. Healey'i alırdı.. İlginç değil mi, bu gün Nihat Özdemir'in yanında da bir emniyet müdürü vardı . Maç durmuş. Bir yandan Nihat Özdemir bir yandan da koruması Healey telefon talimatları yağdırıyorlar. Ve maç yeniden başladı. Hocam, spiker de söyledi, ondan duydum, emniyet müdürü Healey tedbirleri arttırmış ve maçı oynatacakmış... Oynattı da.. Ne kazandı oynatarak..? Tabii ki prestij... Emniyet müdürü maçı oynattı, oldu sonuçta...
Dayanamadım, kapattım televizyonu.. Yine aynı hindi tezahüratları yapan hayvanları izlemek geçmedi içimden... Yine sahte demeçler dinlemek istemedim. Yazık... Ali Koç'un deyimiyle "hırsızlık" ve "şerefsizlik" ile elde edilen şampiyonluk nereye kadar gider, diye geçirdim aklımdan... Eylül'e kadar, hocam.... Maalesef federasyon kuşatılmış, basın satın alınmış, rakipler terörize edilmiş, memleket dahilinde her türlü gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet ayyuka çıkmış olabilir. Hattâ bu işlerden çıkarı olan hakemler, basın ve emniyetçiler, şahsî menfaatlerini, Ali Koç'un deyimiyle "hırsız" ve "şerefsiz"lerin siyasi emelleriyle tevhid dahi edebilirler. Sporseverler, bu durumlardan dolayı harap ve bîtap düşmüş olabilirler. Ancak, ümmidini asla yitirme hocam... Eylül ayında işler düzelir. Eylül ayında düdüğü bunlar çalmaz, maçların devam edip etmemesi ile ilgili kararları bunlar vermez, bunların yaptıkları hayvanlıklara göz yumulmaz... İşte bu ahval ve şerait içinde Fenerbahçe, federasyon, basın ve emniyet teşkilatı hakettiği yeri bulur.... Hiç şüphen olmasın sevgili hocam... Güneş, her zaman doğduğu yerden ergeç yine doğar.

Çarşamba, Mayıs 16, 2007

SORUYORUM BU SALDIRILAR EMSAL TEŞKİL EDER Mİ ?


Fenerbahçe - Beşiktaş kupa maçından sonra Beşiktaşın futbolcusu Ricardinho’ ya futbol sahası dışında yumrukla saldıran Fenerbahçe futbolcusu Marco Aorello ve uçarak tekme atmak sureti ile saldıran ve hakkında da Pierre van Hoojdonk'un tercumani olduğu kulaktan kulağa yayılan kişi için Fenerbahçe’nin hiç olmazsa bu seferlik futbolu kirleten bu kabil davranışlarına son vermek amacı ile bu adamı ifşa etmeğe, Beşiktaş’ın bu saldırıyı; Türk Ceza Kanununun ilgili maddelerine göre değerlendirip benzerlerine bir ömür boyu ders olması adına Mahkeme nezdinde ceza davası açmaya ve Türkiye Futbol Federasyonu’nu da boynunda akreditasyon kartı olmayan bu kişiyi bulunmaması gereken bu yere aldığı için Fenerbahçe’yi (hani tanımıyoruz dediler ya) cezalandırmaya açıkça davet ediyorum.

Bu ve buna benzer davranışların bu olayda olduğu üzere ilgililer ve görevliler tarafından sadece seyredilmesi maalesef emsal teşkil etmekte ve her geçen günde şiddetini arttırarak devam etmekte olduğu yaşanılan tecrübeler gereğidir.
1. Eğer siz stad içinde tüm oturulacak yerlere tek tip hazırlatımış ve Federasyona hakaret içeren yazılar yazmaya müsaade ederseniz yada görmezden gelirseniz sonra bunlar yazılı olmaktan sözlü olmaya geçer, buna da 3 maymunu oynamaya devam ederseniz işte böyle canlı yayında milyonlarca insanın önünde hakarete vardırırlar işi...
2. Eğer siz AZ Alkmaar maçında sahaya ilk defa bu kadar ateşli ve kesici silah sokulmuş, onlarca insan ilk defa bir futbol maçında ateşli silahla yaralanmış ise ve siz bu konuda beni ilgilendirmez UEFA cezasını verir diye geçiştirme mahiyetinde davranır ve asıl korkuncu da bu hazırlıkların Futbol Federasyonu Başkanı Sn. Haluk Ulusoy için yapılmış olduğunu bilir de sesinizi çıkarmaz iseniz, konu buralara varır...
3. Eğer siz 3 maç önce hakeme inanılmaz el-kol hareketleri ile hemde Federasyon asbaşkanı Sn. Affan Keçeci’nin yanında ana avrat küfredene ses çıkarmaz iseniz bunun böyle olması kaçınılmaz olmaktadır...
4. Eğer siz ilk defa bir Türk takımı şikede suçüstü yakalanmış ise hemde; bir değil iki değil; İstanbulspor maçı, Ankaragücü maçı ve Samsunspor maçı, bütün bunlara rağmen pişkinliğe verip te Fenerbahçe klübü müracaat ederse soruşturma açarız diye açıklama yaparsanız, bu size yaptıkları tüm hakaretleri bir güzel sindirirseniz ...
5. F.Bahçe, yayıncı kuruluşu stata almadı. Federasyon, temsilciye "yayın yapılmazsa maçı başlattırma" talimatı gönderdi. Kriz aşıldı ama bu kez de 2. yarıda kameraların görüntü alması engellendi ve kablolar kesildi verilen cezalar kimseye caydırıcı etkisi yapmadığı gibi cesaretlendirici de oldu tahkim kurulu da bunları yarıya indirdi ve bir kısmını da kaldırdı, bu şekilde çok standartlı uygulamalara devam etmenizin futbolumuzu nereye götüreceğini göremiyorsanız en hafif deyimi ile ya kör ya da aptalsınız diye yorum yapılacağınıda mı aklınızn ucundan geçirmeyeceksiniz, peki reklam tabelalarına tekme vuran futbolcuya sarı kart gösterin diye hakemlere talimat vereceksiniz, öyle mi , sevsinler sizi...
6. “Ciddi ve dürüst çalışıyoruz, işimiz olan futbolu oynamaya çalışıyoruz, ama bize izin verilmiyor” diyen Zico, “Bu maç bana öyle bir izlenim verdi ki, futbol kirlenmiş, artık saha içinde oynanmıyor. Ben futbolu böyle bilmiyorum. Futbol kirlenmiş, saha dışında kazanılır hale gelmiş. Yüzüm kızarır, utanır bir şekilde bunları konuşmak zorunda kalıyorum. Orada bir tane hakem vardı ki resmen formayı geçirip rakip takım adına oynamadığı kaldı” şeklinde konuşmasını sürdüren Zico’ya haddini bildirmediğinizden haddinizi bilmediğiniz yorumu yapılırsa ne diyeceksiniz... Yoksa şimdi; Zico’ya basına açık bir mektup yazıp “kirli bir şampiyonluk yaşamaktasınız mutlumusunuz” diye mi soracaksınız? Ayrıca Fenerbahçe’yede aynı soruyu yöneltecekmisiniz, yoksa bu şampiyonluk kirlidir deyip tescil mi etmeyeceksiniz?

Ne yapacaksınız Sayın Baylar, merakla bekliyoruz ...

Bu hareket tarzı bundan sonraki bazı davranışlara emsal teşkil etmeyecek mi acaba? Diğer klüplerin benzer tavır takınmaları halinde ne yapacaksınız ki acaba? İşte bu yüzden ve Fenerbahçe’ye gücünüzün yetmemesinden “bir hilal uğruna ne güneşler batıyor” misali futbolumuzu kaosa sürüklemiyormusunuz acaba?
Şimdi hep beraber oturup şöyle bir senaryo yazalım; önümüzdeki hafta oynanacak Galatasaray – Fenerbahçe maçında Galatasaray’da bazı kişiler yapılanların cezasız kaldığı kanısı ile ve nasıl olsa az bir ceza ile sonuçlanıyor diye düşünerek; koridorlara kamera sokmasalar/aldırmasalar ve oralara Fenerbahçenin yaptığı gibi akkreditasyon kartı olmayan birkaç kişiyi; ki nasıl olsa bunları tanımıyorduk açıklaması da vukuat-ı adiyeden olduğundan, koridora alsalar ve bu kişilerde durumdan ve yaşanmışlardan vazife çıkarıp silahla gelseler ve Fenerbahçeli 3-5 futbolcuyu ateşli silahla yaralasalar, ne yapacaksınız; Federasyonun çok sayın yetkilileri, ne yaparsanız yapın muhtemel yaşanacak olayları tersine çevirebilecekmisiniz acaba?
Şimdi bir kez daha soruyorum “ Bu sessizliğiniz emsal teşkil etmeyecek mi?



Salı, Mayıs 01, 2007

FENERBAHÇE LİG DEN ÇEKİLİYORMU (Ş)



Bu Şekip geçen dönem federasyon üyesi değil miydi?
O zaman da atıp tutmuyor muydunuz federasyon aleyhine?
Tahkim işlerindeki katkıları nedeniyle mi aldınız yönetim kurulunuza??

Şekip şimdi buyurmuş ki, ligden çekilebilirmişsiniz...
Buyrun, temizleyin meydanı,
Şaibelerinizi de alın gidin, kirliliklerinizi de,
Çekilin de aydınlansın ortalık, şike kalksın, teşvik primi kalksın...
Seviyesizlik kalksın, düşmanlıklar son bulsun.
Sayenizde ve siz olmadan şaibesiz bir lig geçirelim.

Geç bile kaldınız bu kararda...
Haydi kanaryalar, ilk kez doğru bir iş yapın da görelim...
Haydi kanaryalar, sağdan sağdan....
Anca gidersiniz....
s..(ağlıcakla)..... gidin...