Pazar, Ocak 28, 2007

SN. ERMAN TOROĞLU NA AÇIK DAVET
Sn . Toroğlu

"MAÇIN kahramanı yine İsmet Arzuman'dı. Dakika 35: Hürriyet bir hava topunda Song'a faul yapıyor. Arzuman da doğru olarak faul düdüğünü çalıyor.
Pozisyona sinirlenen Song, kungfu filmlerindeki sahneleri aratmayacak bir hareketle sağ ayağının tabanıyla Hürriyet'in omuzuna giydiriyor. Alın bu görüntüyü, FIFA'nın veya UEFA'nın hakem seminerine götürün, oynatın. Eğer bir tane hakem sarı kart verirse, ben bu yorumculuğu bırakırım. Dünyanın nerelerinde olursa olsun, bu görüntüyü oynatın, bırakın bir hakemi, normal bir futbol seyircisi bile buna sarı vermez. Peki İsmet Arzuman neden veriyor? Neden, biliyor musunuz? Pozisyon olur olmaz kırmızı kart gösterecekken başlıyor düşünmeye, meşhur eyyam düşüncelerine... "
diye buyurmuş ve
"G.Saray, Ankaraspor'u yener, mağlup olur, berabere kalır. Bunlar bizi ilgilendirmez. Kuralı, iki takıma da bütün futbolculara da eşit uygulayacaksınız. Ondan sonra hakem olacaksınız. "
diye de devam ederek sanki tarafsız bir yorumcu gibi davranmışsınız . Gerçi bu sizin inanılmaz Galatasaray düşmanlığınızdan olduğundan tarafımızca anlaşılır olmalı ama bazen gerçekten bardağı taşırıyorsunuz.

Peki kardeşim o zaman aynı hakeme Ankaraspor ceza sahası içerisinde kesici ve delici madde haricinde her türlü futbol dışı defansif davranışı özellikle de HAKAN ŞÜKÜR e gösteren BATAK a kart göstermedi diye neden bir şey demiyorsun. Bunu asla da söylemeyeceksin bunu biliyorum ama yeter artık alıntı yaptığım ilk paragrafınızda dediğiniz üzere siz yorumculuğu bırakın. Sizin futbolculuğunuza da hakemliğinize de yorumculuğunuza da iyi bilen biri olarak Galatasaray sizin transferinizi futbolculuğunuz dönemimde yarıda bıraktı diye de ilelebet Galatasaray düşmanlığı yapacaksınız diye bir kural yok. Ayrıca hakemliğiniz dönemimde erkek papatya olarak hayata geçen ilk hakem olma ünvanını da elinde bulunduran biri olarak eyyamı bu ülkede sizden daha iyi bilen birinin olduğunuda zannetmiyor ve ayrıca UEFA ya size rüşvet teklif ettiklerini de miktarı az bulduğunuz ve ihbar ettiğiniz konusunda dedikoduların da olduğunu belirtmek istiyorum. Lütfen elimizde Digitürk gibi bir silahın olmadığından ve sizi mecburen dinlediğimizden sakın zannetmeyin ki herkes sizin yaptıklarınızı ve taraflılığınızı bilmiyor. O maçlarda tarafınıza yapılan tezahuratlarında bir sebebi olduğunu düşünmenizi size hasseten tavsiye ederim.

Saygılarımla

Çarşamba, Ocak 24, 2007

FUTBOL FEDERASYONU SEÇİMLERİNİ NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ

Ülkemizde cirosu yıllık yaklaşık 475-500 milyon dolar civarında olan futbolda, yıllık gelir gider toplamı (bütçesi) yaklaşık 145 milyon, Bilanço büyüklüğü ise yaklaşık 135 milyon YTL’na ulaşan TFF’nin seçimlerinin önemi; siyasilerin Sivil Toplum Kuruluşlarını denetim altına almak istemesinin yanında da, bütçe büyüklüğü ile de bazılarının gözünü kamaştırmasındadır.
Bunun fiili anlamı ise;
Türkiye Futbol Federasyonu'nun başına geçecek isim, yıllık cirosu yaklaşık 700 milyon YTL'ye bilanço büyüklüğü ise yaklaşık 135 milyon YTL'ye ulaşan TFF'yi yönetecek demektir.
Aşağıdaki tabloda Türkiye Futbol cirosunu oluşturan ana kalemlerin ve yaklaşık bedellerin bulunduğu tablo incelenince herşey daha gerçekçi ve hatta göz kamaştırır biçimde görülmektedir.

Türk futbol pastasının büyüklüğü Tutar (milyondolar) Toplam gelirdeki payı (%)
TV yayın hakları 140 ml $ 30%
Süper Lig isim hakkı 20 ml $ 4%
Tribün gelirleri 70 ml $ 13%
Sponsor gelirleri 75 ml $ 16%
Saha içi reklamları 55 ml $ 12%
Türkiye Kupası isim hakkı 15 ml $ 3%
Diğer 100 ml $ 22%
TOPLAM 475 ml $ 100%

Bu çerçeveden hareketle; TFF’nin son 10 yıllık gelir ve giderlerini yıllık ortalama döviz kurlarına göre incelediğimizde ise;
• TFF gelirlerini yaklaşık 480 kat arttırabilirken, giderlerindeki artışın 670 kat gerçekleşmesini engellememiş olduğunu yada engelleyemediğini,
• Son 10 yıllık dönemde TFF’nin ortalama yıllık gelirleri yaklaşık 50 milyon dolar olarak gerçekleşirken; yıllık gider ortalamasının ise yaklaşık 40 milyon dolar civarında olduğunu,
• TFF’nin 10 yılda ortalama yıllık yaklaşık 10 milyon dolar bütçe fazlası ile dönemlerini kapattığını, tespit etmekteyiz.
Bu tablo TFF’nin futboldan elde ettiği kaynaklarını, futbolun gelişimine yönelik harcamak yerine, finansal getiri elde etmek amacıyla nakitte kalmayı tercih eden, verimsiz bir stratejiye yöneldiğini gösteriyor.

Futbolun telaffuz ettirdiği rakamların bu düzeye ulaşması ve ulaştığı kitle, transferler, merchandise ürünleri, medya ve reklamcılık ve sponsorluk sektörleri ile de yoğun ilişki içine girmesi onu bacasız sanayi olarak adlandırılır hale getirir ve artık bir eğlence olmaktan öte çok ciddi bir iş kolu haline dönüşünce de başlı başına bir güç olan futbol karşılıklı iki takımın mücadelesinin ötesinde bir olgu haline gelir ve nihayetinde de tüm bunlar futbolun yasadışı ellerle yönetilmesi sorununu da ciddi derecede gündeme oturtur. Geçtiğimiz dönemde "Futbol ne?" sorusuna en iyi yanıtlardan birini de, "Kara parayı aklamak için en cazip alan futboldur. Futbolda hem şike hem de kara para var," diyen UEFA Genel Sekreteri Lars-Christer Olsson verir ve tarafımızca da yukarıda savlanan durumun en iyi dayanağını oluşturur.

Peki ekonomik boyutu bu denli göz kamaştırıcı olan futbolun ulaştığı kitlelerin büyüklüğü de ilaveten göz önüne alınınca Federasyonda seçim isteyen yada istemeyen tarafların birbirlerine karşı bu kadar agresif, bu kadar insaftan uzak saldırıyor olmaları da futbolun ekonomi politiğini oluşturuyor olsa gerek.

Pazartesi, Ocak 22, 2007

AKP HÜKÜMETİ FUTBOLA SİYASET KARIŞTIRMIYORMU?

Kendilerini çok rahatlıkla basın mensubu zanneden bazı kişilerin AKP Hükümetinin TFF Seçimlerine siyaseti karıştırmadığı daha da ötesi seçimlere karışmadığını iddia etmelerini büyük bir hayret ve şaşkınlıkla izlemekteyim.
Bu basın mensubu olduğunu iddia eden zat ı muhteremlere kısa kısa bazı hatırlatmalar da bulunmak artık kaçınılmaz olmuştur.
Henüz 2006 yılının başları ve Spordan Sorumlu olması gereken Devlet Bakanı diyor ki ; “Federasyon başkanı üniversite mezunu olmalı, mahkemeyi yadırgadım.’ Başbakan Yardımcısı Sn. Mehmet Ali Şahin’in bu açıklaması, Futbol Federasyonu seçimlerinin siyasetin müdahalesine ne kadar açık olacağının tamda habercisi idi. 19-20 Ocak tarihlerinde yapılan Futbol Federasyonu Başkanlığı seçimleri için Sn. Haluk Ulusoy’un önünün açılması yönünde Kulüpler Birliği’nin Sn. Ulusoy lehine aldığı karar Spordan Sorumlu olması gereken Devlet Bakanı Sn. Mehmet Ali Şahin’i rahatsız etmişti. Yine bu dönemde Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun Sn. Ulusoy dönemine ilişkin usulsüz hazırlandığı iddia edilen raporları basına sızdı. Belli ki birileri Ulusoy’a karşıydı. Bakan Sn. Şahin ardından bir televizyon kanalına “Kendisinin aklanması gerektiğini düşünüyorum. Aklanmadan aday olmamalıdır.” diyerek Sn. Ulusoy’a tepkisini yeniledi. Başbakan Sn. Recep Tayip Erdoğan’ın İstanbul’da Kayseri takımlarının Onursal Başkanı Sn. Mehmet Özhaseki ile bir araya gelmesinin ardından iki Kayseri takımı da seçimlerde Sn. Ayhan Bermek’i destekleyeceğini açıkladı. Oysa 6 Ocak’ta Kayseri Erciyesspor İkinci Başkanı Sn. Erol Bedir’in görüşleri şöyleydi: “Talebimiz, Kulüpler Birliği toplantısındaki temayül yoklamasının da dikkate alınarak Sn. Haluk Ulusoy başkanlığında bir yönetim oluşturulmasıdır.”Başlangıçta kulüplerin pek ilgi göstermediği Sn. Ayhan Bermek ise kulis faaliyetlerini hızlandırdı. Sn. Bermek’in kilit ismi ise AKP nin faal ismi olarak bilinen Sn. Hasan Doğan’dı. Siyasi baskılardan sonra Sn. Ulusoy’un çekilmesi bekleniyordu ama Süper Lig kulüplerinin desteği azalmasına rağmen Sn. Ulusoy adaylıktan çekilmiyordu.
19-20 Ocak tarihlerinde yapılan Futbol Federasyonu Başkanlığı’nı Sn. Haluk Ulusoy’un 211 delegenin oylarından 109'unu, Sn. Ayhan Bermek ise 102'sini aldı Ve ne oldu ise ondan sonra oldu.
Bu saatlerde TBMM CHP İstanbul Milletvekili Sn. Berhan Şimşek, Bakan Sn. Şahin’i futbola siyaseti alenen alet etmesinden ötürü istifaya davet ediyordu. Sn. Şimşek’e cevap için kürsüye gelen Sn. Şahin, : “İstifa etmeyeceğim. Türkiye Futbol Federasyonu yasasının 31. maddesinin bana verdiği yetkiye dayanarak olağanüstü genel kurulu toplayacağım. Bunu temiz toplum adına yapacağım” kendini savunmuştur.
Yine aynı saatlerde seçimi Sn. Ulusoy’un kazandığını öğrenen Başbakan Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın morali Sn. Ulusoy’un kazanmasına mı yoksa Bakan Sn. Şahin’in bu süreci iyi idare edememesine mi morali bozulmuştu? bilinemedi. Ama bu maçı da burada bitirmeme kararı alındığı belli idi...Ankara Cumhuriyet Savcısı Sn. Abdullah Ayhan Şan bir kez daha “Kurum parasını, kendileri veya başkalarının çıkarı için harcadılar” diyerek aynen 2001’deki İlk davada üstelik 13. Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararının “Beraat” olmasına karşın Sn. Haluk Ulusoy hakkında dava açtı.
Nihayet yapılan çalışmalarda son aşamaya gelindi ve başta Fenerbahçe Yönetimi ve onlarının silahşörü durumundaki Bursaspor kulubu başkanı Sn. Levent Kızıl olmak üzere AKP nin bünyesindeki Onursal Başkanlar öncülüğünde bir yıl geçmeden seçim aşamasına gelindi.
Tam da bu arada Başbakan Sn. Recep Tayyip Erdoğan, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sn. Melih Gökçek'in Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı'na aday olmak istediğini, ancak bunu engellediğini de açıkladı.
Futbol Federasyonu'nda geçmiş dönemlerde başkanvekilliği yapan ve Sn. Haluk Ulusoy'un tekrar Federasyon Başkanı seçilmesini istemeyen Sn. Hasan Doğan ile ilgili tartışmaların sorulması üzerine de Sn. Erdoğan, şunları kaydetti:
"Hasan Doğan benim aile dostum. Daha önce Futbol Federasyonu'nda başkan yardımcılığı yaptı. Bundan önceki seçimde de aday oldu. Hasan Doğan, AKP'nin faal bir görevlisi, elemanı, yöneticisi değil. Tam aksine federasyonda görev almış ve o dönemde başarılı çalışmaları olmuş bir arkadaşımız.”
Başbakan Sn. Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Futbol Federasyonu ile uzaktan yakından hiçbir alakası olmadığını ATV'de yayınlanan Teke Tek programında, "Futbol Fedarasyonu'nda ne olacak, yaşanan tartışmalar var" sorusu üzerine, "Futbol Federasyonu ile ilgili olarak benim partimin ilgisi sadece onursal başkan konumunda olan belediye başkanlarından kaynaklanıyor. Bunun dışında kesinlikle benim partimin Futbol Federasyonu ile uzaktan yakından hiçbir alakası olamaz" diye konuşarak hedef şaşırtmaya da devam ederek ve diğer taraftan da AKP grubunda Türkiye Futbol Federasyonu seçimleri ile ilgili bir milletvekilinin yazılı olarak ilettiği "Federasyon seçimini gündeme getiren" önerisini yanıtlayan Sn. Erdoğan, isim vermeden seçimlerde Sn. Haluk Ulusoy'u destekleyen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sn. Melih Gökçek'i eleştiren Sn. Erdoğan, "Bazıları çok yanlış işler yapıp karşı tarafta yer aldı. Onlarla birlikte hareket etti.” diyerek de konu ile ilgili olarak ne kadar merak ve taraf olduğunu alenen beyan etmiştir.
Sn. Erdoğan, AKP hükümetinin Futbol Federasyon seçimine müdahale etmesini eleştiren ve bugüne kadar futbolla ilgili önemli saptamalar yapmayan 9. Cumhurbaşkanı Sn. Süleyman Demirel'e de: "Türk siyasetinin duayeni olarak geçinenler sivil toplum örgütlerini istedikleri gibi kullandı. Şimdi bu şekilde konuşması yanlış." Diyerek sivil toplum örgütleri için nasıl bir çalışma yürüttüklerini ve dahası yürütecekleri konusunda da önemli ipuçları vermiştir.
Ve son olarakta Futbol Federasyon Başkanlığı için adı gündeme gelen Fenerbahçe’nin adı şike dedikodularına karışan eski yöneticilerinden Sn. Hamdi Akın'a bazı kulüplerin karşı olmasını da bir fırsat bilerek ve el altından sanki anlaşılmıyor gibi de Ankaraspor Başkanı Sn. Hilmi Gökçınar'ın adaylığını ısıtmaktadırlar.
Şimdi size bir kez daha sormak istiyorum siz kendinizi basın mensubu zanneden muhteremler; bu, hükümetin TFF seçimlerine karışmaması durumu ise eğer, karışması durumu nasıl olur konusunda köşelerinizde birer senaryo yazarsanız biz de bu vesveselerimizden kurtulur rahatlarız hiç olmazsa...




Perşembe, Ocak 18, 2007

LEVENT KIZIL KİMDİR?

Fenerbahçe’nin 100. yıl kutlamalarına Sarı-Lacivertli ekibin başkanı Sn. Aziz Yıldırım ile birlikte katılarak büyük mutluluklar yaşadığını belirten, ve mikrofonların açık kaldığı bir anda da Sn. Yıldırım’ın, “Şu federasyonun seçim işlemini bitir artık'' yönündeki talimat gibi sözlerine , “Merak etme Başkan, hem Haluk Ulusoy federasyonunu hem de Beşiktaş’ı bitireceğim'' diyen aslında koyu bir fenerbahçe taraftarı olan Bursaspor Başkanı Sn. Levent Kızıl’a büyük tepki...
Beşiktaş Kulubü önemli yöneticilerinden biri , “Sn. Levent Kızıl inkar etmesin, bu olayın birçok şahidi var hatta açık kalan mikrofondan kutlamalara katılan herkes tarafından duyulmuş olan bir konuda sonradan kalkıp bunlar hayal mahsülüdür falan demesin, Sn. Levent Kızıl gibi Türkiye Futbol Federasyon üyeliği dönemimde bazı şikelere de adı karışan birisine bu konularda konuşmak hiç düşmez” diyerek zehir zemberek sözler ederek Sn. Levent Kızıl’ı suçlamış ve “TFF Başkanı Sn. Haluk Ulusoy'a karşı FB'nin tetikçiliğini yapan Bursaspor Kulubü Başkanı Sn. Levent Kızıl, kulübün resmi internet sitesine yaptığı açıklamada, Beşiktaş Kulübü'ne savaş açtığı şeklindeki haberleri yalanlayarak, “Merak etmeyin hem Futbol Federasyonu'nu bitireceğim hem de Beşiktaş'ı” şeklinde bir beyanda bulunmadığını açıklamıştır
. Efendim, Saraçoğlu stadının önünde Aziz Yıldırım'ın hemen arkasında kürsüde FB'nin 100.yıl törenine büyük bir hevesle katılmış bir adam bunu yalanlasa ne olur yalanlamasa ne olur” diyerek de tepkilerini sürdürmeye devam etmiş ve en son olarakta Sn. Levent Kızıl’a “İzmir’in güzide kulubü Altay’ın düşmesinde ne gibi rolleriniz bulunmaktadır ki İzmir’liler size çok büyük tepki göstermektedirler” sorusunu yönelmiştir.

Aslında Sn.Levent Kızıl’ ın iş hayatındaki durumları da futbol hayatındaki inişleri ve çıkışları gibidir; sahibi bulundukları “ULUDAĞ GAZOZLARI” işletmelerinin tüm sahip ve yöneticilerinin Bursa Emniyet Müdürlüğü, Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şube Müdürlüğü’nünce “hayali ihracat” operasyonu çerçevesinde gözaltına alınmış olmaları başta olmak üzere bir dolu ticari suçlama ile karşı karşıya kalmış olması da sürpriz değildir kuşkusuz.

Diğer taraftan da; futbol yöneticiliği dönemi de zikzaklarka doludur en sonuncusu ise, 14 Ocak 2006 tarihindeki Futbol Federasyonu seçimlerinde aday olan Sn. Haluk Ulusoy ve Sn. Ayhan Bermek arasındaki yarışta, Bursaspor Başkanı Sn. Levent Kızıl’ın Sn. Bermek’i destekleyeceği dedikoduları fısıltı gazetesiyle delegelere yayılmıştı. Aslında Sn. Ulusoy'a destek veren Bursaspor Başkanı Sn. Kızıl, söylentileri yok etmek için "taahhütname" gibi kendi el yazısı ve imzasıyla bir açıklamada bulunmuş ve Sn. Haluk Ulusoy'un 7 oy farkla Federasyon Başkanı olmasını sağlamıştı. Bursaspor Başkanı Sn. Kızıl delegeleri etkilemek ve Sn. Ulusoy'u desteklediğini göstermek için kaleme aldığı taahhütnamede, "Haluk Ulusoy'un adaylığını memnuniyetle öğrendim. 4 sene başkanlığımı yapmış olan Haluk Ulusoy'u, Levent Kızıl olarak desteklemek ve oyumu ona vermek adamlığımın gereğidir" ifadelerine yer vermişti. Şimdi ise köprünün altından çok sular aktı ve Sn. Kızıl, kimbilir hangi siyasi yada ticari baskılara maruz kalarak keskin bir U dönüşü yaparak, Sn. Ulusoy'un karşı safına geçti.

Futbolumuza, “siyasetin emrindeki başta Ankara ve Kayseri Büyük Şehir Belediyelerin emrine girmiş görünen bazı kulüpler” ve Sn. Aziz Yıldırım ve Sn. Levent Kızıl ve yine onların bindirilmiş kıtaları gibi tavır takınan önemli gazetelerin “koyu” Fenerbahçeli Müdürleri ve “nerede ise tamamı Fenerbahçeli olan” bir avuç spor yazarı ve futbol yorumcusu ve yorumculuk yapan birkaç eski hakem mi dediklerini yaptıracak yoksa futbolun “gerçek” sahipleri olmaları ve karar mekanizmasına “hür” iradelerinin hakim olmasını sağlamaları gereken futbol delegeleri mi?
Ama maalesef burada Hükümetin ve özellikle Sporla ilgili Sn. Bakanın siyasi rüzgarlarını da arkalarına alarak futbolun dertlerini kaale almaz biçimde salt tetikçilik görevlerini yerine getirmek üzere kurgulanmış ve kurulmuş bu ekip kazanacak gibi görünüyor; ne gam özerklik gidiyor ne gam demokrasi onlar için...

Sn. Levent Kızıl’ın toplayacağı bir genel kurulun Türk Futbolu’nda “birlik ve beraberliği sağlayacağını düşünebilmek” nasıl bir aymazlıktır?

İşte tamda burada kılavuz ve karga yı özne alan atasözü aklımıza geliyor...

Çarşamba, Ocak 17, 2007

HÜRRİYET GAZETESİNDEN SN. ERCAN SAATÇI YA AÇIK CEVAP

Damad ı Ercan paşa

şak şak şak şak şak şak şak şak şak
şak şak şak şak şak şak şak şak şak
şak şak şak şak şak şak şak şak şak
şak şak şak şak şak şak şak şak şak
şak şak şak şak şak şak şak şak şak
şak şak şak şak şak şak şak şak şak
şak şak şak şak şak şak şak şak şak
şak şak şak şak şak şak şak şak şak
şak şak şak şak şak şak şak şak şak
şak şak şak şak şak şak şak şak şak
şak şak şak şak şak şak şak şak şak
şak şak şak şak şak şak şak şak şak
şak şak şak şak şak şak şak şak şak


17.01.2007 kıymetli kayınpederinizin gazetesinde yazmış olduğunuz "ertuğrul özkök mü beni gazeteci yaptı " başlıklı yazınızın okudum

bunu sizin yukarıdaki bestenizi çalarak alkışlıyorum. Tek laf : BRAVO

NOT:
Siz allahaşkına kendinizi ayrıca müzisyen felan damı zannediyorsunuz kurbanınız olayım hay allah iyiğinizi verisn sayenizde güldüm. Kendinizi kıyasladığınız o zat ı muhteremler de zaten sizin gibi gazeteci yahu hamamda türkü çığırıyorsunuz lütfeder kayınpederinize sorarsanız tirajınızı oradan da basit bit matematikle sizi kaç kişinin okuduğunu anlarsınız . Ancak şu kadarını söyleyeyim ki yine de çok büyük bir ihtimalle sizi müzüsyen olarak dinleyenlerden (kaset ve cd satışlarınızı da biliyoruz) daha fazla okuyanınız vardır çünkü kör ve düşünmeyen bir FB li gibi yazıyorsunuz ya işte maalesef FB de o tür taraftar az da değildir hani.

Son bir dilek kendinize gazeteci deyip gerçek gazetecilere, müzisyen deyip gerçek müzisyenlere hakaret etmeyin. Prodüktör mü dersiniz, müdür mü dersiniz, manager mi dersiniz fenerbahçe taraftarımı dersiniz ne diyosanız deyin ama birikim ve kalite gerektiren mesleklere sahibim diye söylemeniz bizi rahatsız ediyor.

Daha da ötesi para gücü ile bir iki işletme açıp menkulu bilinmeyen bir (aslında tarafımızca iyi bilinir ya neyse) güc ile damat olup bir köşede yazı yazıyor olmak da müzisyen ve gazeteci olduğunu kanıtlamaz.

Diğer taraftan kayınpederinizin ile de neden "coni" muamelesinine tabi tutulduğu konusundaki zernenişlerini konu alan bir söyleşi de yapıp yazarsanız çok mutlu olur ve ayrıca gücünüzün de nereden menkul olduğu konusunda da bizi bilgilendirmiş olursunuz.

Saygılarımla

Salı, Ocak 02, 2007

Sn. AZİZ YILDIRIM NEYİ AMAÇLIYOR

Derdi gerçekten TFF Başkanını görevden aldırmak mı? Derdi Sn. İlhan Cavcav’ın Türkiye Futbolundan çekilmesini temin etmek mi? Derdi Sn. Özhan Canaydın’ın istifa etmesi mi? Derdi hakem komitesini yola getirmek mi? Derdi Fenerbahçe’nin Türk takımı olarak tescil edilmesi mi? Derdi Türkiye futbolu bir kaosta da onu oradan çıkarmak mı? Bu tür soruların sayısını ve türünü arttırmak olası, ancak Sn. Aziz Yıldırım’ın bütün bu çıkışlarının ve saldırılarının gerçek nedeni bunlar değil, olsa olsa bu sonuçları temin ederek asıl ve gerçek amacı olan Fenerbahçe camiasını zinde tutmak bundan gerek kişisel ve gerekse de kulüpsel anlamda menfaat temin etmektir. Diyeceksiniz ki bu kadar agresif ve saldırgan bir tavır sergilemek kendine ve kulübüne de zarar vermez mi, hedefi sürekli değiştirirseniz ve düşmanı sürekli değişken kılarsanız etrafınız bu motivasyon ve hareketlilik içinde olduğu sürece en azından kısa ve orta vadede bundan zarar görmezsiniz, olsa olsa dönemsel olarak sizin taktiksel geri çekilmeleriniz karşı taraftan da başarı olarak algılanacağından bundan karşı tarafta haz duyacak ve stratejik bir oluşum yerine dönemsel başarılarla yetineceklerdir.
Asıl konu etrafını zinde tutma konusundaki taktiksel ve stratejik yaklaşımı doğru tespit etmekle iş bitiyor mu peki, işte bundan sonrası biraz bulanık çünkü bu programı yürütebilmek için; uygun kadro ve savaşçılar lazım geldiği, karşı tarafın da gerçekleri kavrayamamış ve uygun pozisyon alamamış olması gereği, bu programın uygun bir zaman diliminde uygulanmasının gereği ve en doğrusu doğru iletişim teknikleri ve teknolojileri kullanılması gereği ve nihayetinde toplumsal bir hareket yürüttüğünüz içinde toplumdaki müttefiklerin ve dostlarında varlığı temelinden hareketle doğru paktlar oluşturma gereğidir. Şimdi bu çerçeveden konuya baktığımızda; karşı taraf halen durumun farkına varamamış ve uygun pozisyon ve paktlar oluşturamamış, Fenerbahçe tarafından toplumda müttefik tespiti ve temini yapılamamış (çünkü bu stratejinin babası bunu gereksiz görerek burayı atlamış-dolayısı ile kopyacıları da atlamış), bu savaşın uygun savaşçı ve kadrolarla yürütülmesi gereği taktik açıdan doğru ama maalesef işleyiş açısından tam bir fiyasko (aksi taktirde bu kadar sinirli olmazlar ve kontrollerini kaybetmezlerdi) son 6 yılda birkaç kez şike ve teşvikte yakalanmış olmaları da tam da üstüne tüy dikilmesi anlamındadır.
Oysaki bu programın babası Mr. Hantington formülasyonu hazırlarken bunların atlandığını bilen ve bu programı uygulayan ABD’nin kendisini bu konuda denetleyecek ve eksikleri ilavelerle giderecek bir idari yapılanması vardı ama Fenerbahçe’nin böyle bir güncelleme ve eksik giderici yapısı olmadığı için zinde kalmakta bir takım zafiyetler yaşamaktadırlar ve başarı şansı azalmaktadır. Diğer taraftan münferit de olsa bir takım oluşumlar nasıl tehlikeli bir ortama sürüklenilmek istendiğini geç de olsa fark ettiler ve tavır almaya başladılar ve bu konuda trend böyle giderse mevcut Fenerbahçe yönetimi pes etmek zorunda kalacaktır.
İşte bu da Fenerbahçe’nin uzun vadede kazanımı olacaktır olmasına ama kısa ve orta vadede alınan bu darbelerin yaratacağı atalet ve edinilen düşmanlıklar nasıl temizlenecektir bu meçhul ve şu anda ki Fenerbahçe yönetimin umurunda da değil açıkçası.

Pazartesi, Ocak 01, 2007

AHMET ÇAKAR NASIL BİR YORUMCUDUR ACABA
Habertürk'ten Sn. Tuğrul Yenidoğan vasıtasıyla, sonra gazetelerden konunun tüm detaylarına vâkıf olduğumuz olaya göre TMSF'nin el koyduğu İstanbulspor hesaplarında 600 milyarlık bir fazlalık buluyor. Bu tabiiki sürekli mevcut paraların nereye kaybolduğunu araştırmanın peşinde olduğunu beyan eden TMSF için sürpriz bir durum. Bahse konu 600 milyarlık paranın kaynağı Fenerbahçe kulübüdür ve kulübe ait bir çek var. İstanbulspor Başkanı Adnan Sezgin (ve ne yazık ki şimdiki GS yöneticisi) ve bazı İstanbulspor yöneticilerine göre bahse konu 600 milyarlık çek Fenerbahçe’ye giden Petkov transferinin ödemesidir bu ödeme. Oysa Fenerbahçe kulübünden Türkiye Futbol Federasyonuna gelen resmi yazıdan, Petkov’un serbest oyuncu statüsünde olduğu için İstanbulspor kulübüne ödeme yapılmadığı anlaşılıyor.
Araştırmalar derinleşince, Fenerbahçe’den gelen 600 milyarın ne şekilde dağıtıldığını gösteren elyazısı bir belge ortaya çıkıyor. Galibiyet primi dağıtımına benzeyen listede, Beşiktaş Beşiktaş maçında ilk 11'de olan futbolcular başta olmak üzere, Antrenör Sn. Aykut Kocaman dışında herkesin bu primden pay aldığı görülüyor.
Konu bu kadar açık ve anlaşılır durumda iken; Sn. Tuğrul Yenidoğan’ın proğramına telefon ile bağlanan Sn. Ahmet Çakar olayları net olarak anladığını izah etmekle birlikte, konunun asla Fenerbahçe'yi ilzam etmeyeceğini beyan ediyor ısrarla. Fenerbahçe'yi bırakmayacaksa kimi bırakacak acaba? Sn. Ahmet Çakar konu bu kadar açık iken ve siz bu konuyu bu kadar net anladığınızı beyam etmiş iken hala daha nasıl Fenerbahçe’yi bağlamaz diyebiliyorsunuz pesssss. Gerçi siz genellikle böyle yorum yapmayı tercih ediyorsunuz ki adınız fazlaca telaffuz edilsin. Zaten bu günlerdeki reklam vs. gibi bir takım çalışmalarla da ününüzü paraya tahvil etmeye de başladınız hani bizi ilgindirmez sizin kazancınız ama davranışlarınız ve yorumlarınız arasında bu kadar fark olunca durum biraz izahtan uzaklaşıyor gibi.
Diğer taraftan Fenerbahçe’nin 2000-2001 sezonundaki şampiyonluğunun yaptıkları Samsunspor şikesi ile geldiğini Sn. Cihan Oskay açıklamalarında kendisi hiç taraf olmadığı halde ve nasıl oluryorsada zamanlama açısından da hiss-i kablel vukusu yüksek insan Sn. Ahmet Çakar aynı saatlerde yayınlanan ATV’deki Santra programında Sn. Cihan Oskay’ın 2 ay önce kendisine geldiğini, para karşılığı programa çıkmak istediğini; ancak kendisinin bu teklifi kabul etmediğini dile getiriyordu. Hemde nasıl dile getirmek ağzını hatta edebini bozarak vede boyunuda çokça aşarak hakaretler yağdırıyordu, ayrıca sanki uzmanmış gibi de psikolojik çözümlemeler de yaparak hakaretlerinide artırıyordu. Ancak farklı ve güvenilir kaynaklardan gelen bilgilere göre de konu Sn. Ahmet Çakar’ın Sn. Cihan Oskay’a yada elindeki belgelere güvenmemesinden kaynaklanmıyor tam tersine de çalıştığı kurumun halka açılma çalışmalarından ötürü Fenerbahçe tabanından hisselere ilgi gösterilmezse kaygısı ön plana çıkıyordu. Ayrıca bu hırçınlığı hatta saldırganlığıda uzunca bir süredir fırsat aradığı eski patronu Sn. Serhat Ulueren ile küçük bir hesaplaşma hazırlığı idi. Ancak tabiiki kıymeti kendinden menkul eski hakem yeni yorumcu Sn. Dr. Ahmet Çakar Petrol Ofisi Spor Kulübü Başkanı Sn. Şahin Ulu’nun bu konulara görgü tanığı olacağını ve proğrama bağlanacağını hiç hesaplayamamıştır. Bu konu ile ilgili daha bir sürü şey yazmak mümkün ama fazla uzatmadan Sn. Dr. Ahmet Çakar ‘ın artık ne kadar taraflı önyargılı bir şekilde Fenerbahçe’yi ve Fenerbahçe yönetimini kurtarmaya yönelik çabalar içinde olduğunu artık herkes görmüştür.
Ve biz de kendisine bir kez daha soruyoruz Sn. Dr. Ahmet Çakar sahi sizin bu Fenerbahçe vede özellikle Sn. Aziz Yıldırım konusunda bu saldırgan tutum içinde olmanızın özel bir nedeni mi var acaba? Korkunuzdan ötürü bu tür konularda taraflı davranacaksanız toplumu terörize ettiğinizin farkındamısınız? Lütfen eğer öyle ise hani çok uzman uzman konuştuğunuz asli mesleğiniz olan doktorluğa dönünde yaptığınız hatalardan kocaman bir toplum yerine size gelme cesareti gösterebilecek kadar hastanız olumsuz etkilensin.
KISA KISA KISA
TFF SEÇİMLERİ
Galatasaray ve Kulüpler Birliği Başkanı Sn. Özhan Canaydın yine kendisinden beklenen “ben yapmadım o yaptı” türü bir açıklama daha yaptı ve Sn. Cemal Aydın ve Sn. İbrahim Hacıosmanoğlu’nu suçladı “kaos sizin eseriniz” (Sabah Gazetesi 31.12.2006 ) Sn. Başkan bizzatihi Zat-ı Alilerinizin varlığı kaostur. Bir defa bunu bir kenarda tutarak devam edelim. Nedendir bilinmez ama Galatasaray Başkanı olduğunuzu unutarak sadece Kulüpler Birliği Başkanı olduğunuzu zannederek, siyasete futbolun zaten azalmış olan itibarını kurban gitmesi için seçim cığırtganlıklarına başladınız hemde kimlerle birlikte sadece ve sadece tek sıfatları onursal başkan olan ve futbolu yönettikleri belediyelerin girdiği kaosa benzer bir kaosa girmesi için çalışan beylerle. Diğer taraftan bir Galatasaraylı olarak seçilmişlere en fazla saygı yada katlanmayı size daha lisede öğretmiş olmaları gereğinden hareketle siz tam tersine İktidarın suflelerine ayak uydurmaktasınız. Bu Sn. Aziz Yıldırım’ın başrollerinde olduğu siyasi derdest etme hezeyanını da yakalamamış ve çözümleyememiş birisi olarak tarihe geçeceksiniz ama bu konuda en fazla tepkiyide Galatasara Kulübünden ve taraftarından alacaksınız.

FATİH AKYEL ‘İN TRANSFERİ

Bugünlerde Galatasarayın eski futbolcusu yeni düşmanı Fatih Akyel’in transferi gündemde gibi görünmektedir. Bu konuda özellikle de Sn. Adnan Polatın bu konuda ısrarcı olduğu basından anlaşılmaktadır. Bu konuda Sn. Fatih Altaylının Sabah gazetesindeki köşesinde bahsettiği “derhal kulüp üyeliğinden istifa edeceğim” cağrısı çok anlamlıdır. Bizde bu konuda Sn. Fatih Altaylı’nın bu görüşüne tamamen katılıyoruz. Diğer taraftan eski yöneticilerden Sn. Ergun Gürsoy’un birtakım yalan ve yanlışlarla ortalığı karıştırmasına da doğrusu bir anlam veremedik Fatih Akyel’in bir tek silah çekmediği maçta sözde Galatasaray’ın efsane kaptanlarından Sn. Bülent Korkmaz suçlu imiş yahu allahaşkına Sn. Gürsoy geçen yıldan bu yana nedir bu yalan yanlış bir takım konuları gündeme getirme merağınız hatta hatta Fenerbahçe dümen suyuna girmenizin esvabı mucizesi nedir? Ayrıca Sn. Galatasaray Yöneticileri Fatih Akyel’in Galatasaray’a transferinide gerçekleştiriseniz siz de diyecek bir kalmamış olacak ki işte o zaman Sn. Başkanın neden bana küfretmiyorlar demesi boşta kalacaktır.


MEHMET OKUR’A CEVAP


Sn. Mehmet Okur 31.12.2006 tarihli Sabah Gazetesinde kendisine sorulan bir soru üzerine buyurmuş ki “ligde tuhaf şeyler olmazsa Fenerbahçe şampiyonluğu kaptırmaz” Şimdi kendisine buradan soruyorum Sn. Mehmet Okur
1. Acaba daha önce tuhaf şeyler mi oldu ve siz bunları biliyorsunuz? Biliyorsunuzda açıklamıyormusunuz yada açıklayamıyormusunuz? Gerçi bu konuda sizin korkularınızı anlamak için uzman olmaya gerek yok, Sn. Cihan Oskay olayı, Sn. Hamdi Akın olayı ve Sn. Cafer Aydın olayında , İstanbulspor şikesinde nasıl becerdi ise Fenerbahçe yönetimi becerdi herkesi sindirdi bu da size örnek teşkil etmiş olabilir. Yoksa böyle birşeyi bilmiyorsunuz ama klasik sporcu tavrı mı gösteriyorsunuz ?
2. Yoksa sadece bu seneye yönelik olarak mı böyle bir kaygınız oluştu? Bu konuda herhangi bir duyum mu aldınız? Yoksa böyle bir duyum da yok ama toplumda sanki Fenerbahçe’nin önü kesiliyormuş gibi bir hava mı oluşturmak istiyorsunuz?

Çarşamba, Aralık 27, 2006

STAR GAZETESİNDEN SN. BURAK YARKENT in CEVABINA CEVABIM
Sn. Burak YARKENT;

Nazik ama eksik cevabınız için teşekkür ederim çünkü kör ve dipsiz kuyu rolü oynayanlar maalesef bu ülkede çok fazla. Ancak bu durum bile size yazdığım yazıdaki düşüncelerimi değiştirmediği gibi aksine pekiştirmiştir ancak bir şartla bu görüşümden vazgeçebilirim diye de kendi kendime düşünmekteyim , çıkarda derseniz eğer “ ben yazdığım yazıları okumadan gazeteye gönderirim onlar da yayınlar ve maalesef o günde çok sinirli idim bunları kaleme aldım ve gönderdim” durum değişir.

Bakın cevabınızda ne kadar çok yanlı davrandığınızı hatta bu konuda maalesef sinirlerinize bile hakim olamadığınızı ve hatta bazı basında çıkan gazeteniz tarafından TFF ye savaş açıldığı iddialarını doğrulayacak kadar da ileriye gittiğinizi üzülerek belirtmeliyim.

Bu yaklaşımınız bir dolu nedenle derhal reddedilmesi gereken bir durum oluşturmaktadır.

Diyorsunuz ki “ Acikcasi sadece zedelenen kirlenen Türk futbolunun eski şerefli kimliğini kazanmasi icin çalişıyorum. Ustelik bunu yapanlardan sadece bir tanesiyim ben” Ama galiba yazınızdada bahsettiğiniz üzere sizin Türkiye de yaşamadığınız çok belli aksi taktirde Türk Futbolunun bu noktaya gelmesinde esas katkının Fenerbahçe Yönetimi ve Medyası’na ait olduğunu görecektiniz. Bu ülkede silahla futbolcu transferini, Yüce Türk Adaleti tarafından yargılanıp cezası kesilen insanlar için de yürüyüş/ miting düzenlemelerini, sürekli mızıkçılık yapmayı ( yok gelirlerden en çoğunu biz almalıyız yok bize ceza verilmemeli vb.), ve maalesef şu anda zımmen de olsa desteklediğiniz Sn. Hamdi Akın’la birliktede teşvik primi verilmesini (en azından ilk samimi itiraf ve curm u meşhut), bir başka klüpte başkanlık yapmış bir kişye karşı siyasi tavır alarak miting düzenlenmesini, sadece Fenerbahçe’ye ait yıldız futbolcuları koruma yasası çıkarılmasını, antrenörünün cebinde taş getirip sanki kendisine atılmış da belinden sakatlanmış gibi yapılmasını, bir futbolcusunun hiç bir şeyi olmamasına karşın başına dikiş atılmış gibi yapılmasını, sizin futbolcunuzu tamamen oyun gereği sakatlayan yabancı futbolcunun bu ülkeden apar topar kovalanmasını, en azından Rizespor maçını hatırlayarak hakeme 2. sarı kartı gösterdin diyen ve bu noktada sadece maçın tekrarlanmasının önlenmesini isteyeni “fair play” adayı olarak gösterilmesini, bazı maçlarında ketenpereye getirilerek tekrar oynatılmasının temin edilmesinide, genel kurullarında siyasi müfrezelerin de kullanılmasını, futbolun mafiyozi ilişkilerininde uzantısı olması noktasına getirilmesinide, allahtan ki yaşı azıcık müsait, vicdanı azıcık canlı, hafızası azıcık uzun kayıt yapabilen, gözü azıcık gören, kulağı azıcık işiten herkes malum mahfellerden yapıldığını da bilmektedir. Diğer taraftan aslında bu konuda yanlız olmadığınızı da yazarak sanki çoğunluğun bu doğrultuda yazması halinde onun doğru olacağı gibi bir şey varmış gibi bir yargıda olmanızı da en hafifinden yadırgadığımı belirtmeden geçemeyeceğim. Bu konuda anlı şanlı futbol medyasındaki dedikoduları, silahlı saldırıları ve tehditleri hatırlayacak kadar aklı selime sahibiz de aynı zamanda en azından hala bir kısmımız. Diğer taraftan siz eğer diğer klüplerdeki yöneticilerin de, Sn. Aziz Yıldırım, Sn. Nihat Özdemir ve onların silahlı kıtalarından korktukları için ses çıkarmıyorlar diye düşünüyorsanız, çok yanılıyorsunuz herşeye rağmen çıta yukarılarda dursun spor ahlakı irtifa yitirmesin kaygısındandır bu sessizlik. Ama yinede hatırlatmakta fayda vardır, taşların bağlanmışlığı köpeklerin salınmışlığı çok da fazla sürmez bu ortamın bu ivme ile terörize edilmesi halinde. İşte bu konuda hepimizin çok dikkatli olması gerekmektedir.
Ve evet
Sn. Yarkent
Bütün bunlardan sonra ki özel bir talebiniz olursa da binlerce örnek olarak çoğaltabileceğim bu saydıklarımı göz ardı ederek “KRAL ÇIPLAK” denmez. Bu yaklaşımı kendinize şiar edinebilmeniz için , hiç bir baskıdan korkmadan, yılmadan ama en önemlisi de her hangi birinin askerliğini yapmadan ve eğer yazarsanız da ilaveten herkese ve herkesime aynı uzaklıkta kalarak yazmadan, birilerinin siyaset yapmasına destek yada köstek olmadan, futbolun pastasından ağızlarından salya akıtarak izleyip bize buradan ne düşer demeden ve diyenleride afişe edmeden icrai sanat eylemelisiniz.

Yine tarafıma yazdığınız cevabi yazıda diyorsunuz ki “Hakkinda TFF'unu dolandirdığı iddiasiyla dava açılan bir şahıs tekrar o mertebeye seçilebiliyor ve sonra da haber kanallarina çıkıp, rahatlıkla "ben bu ise secim yoluyla geldim, gorevimin başındayım" diyebiliyor. Bu hadise dünyanin hangi ulkesinde olabilir ki başka” Şimdi burada birkaç önemli ve fahiş hata yapmışsınız hukuki ve ahlaki açıdan;
1. Bu davalar sürdüğü ölçüde bu davaları hala sürüncemede tutanda siyasi iktidardır yoksa bu davalar TFF içinde görülen davalar değildir. Acaba sizce bu büyük bir çelişki değilmidir? Ayrıca bu davalar sonuçlanmadığı halde Sn. Başkan’a suçlu muamelesi yapmak kimin haddinedir allahaşkına? Kaldi ki bu konuda bir bardak suda fırtına koparan Sn. Mehmet Ali Şahin ve Sn. Aziz Yıldırım ve Yönetimindeki önemli müteahhitlerin de gerek direk kendilerinin gerekse de yandaşlarının ciddi şekilde suçlamaları ve tahakkuk etmiş cezaları bulunmaktadır. Ancak başta Sn. Bakan bu konuda tarafsız olması gerekirken tam tersine taraf oluyor ve hatta bu konuda ciddi şekilde de saldirıyor. Şimdi bir grup vatandaş ve basın mensubu da Sn. Bakan için diyor ki ne kadar pişkin bir siyasetçi ve sonuç olarak böyle arabesk yaklaşımlarla futbol kamuoyunda polarizasyon devam eder gider.
2. Şimdi Sn. Ulusoy oraya seçimle gelmedimi de seçimle geldim diyince kızıyorsunuz anlaşılmaz bir durum vallahi. Seçilmişlik ayrı bir şey siz hiç hayatınızın herhangi bir dönemimde bir yerlere aday oldunuzmu acaba? Olduysanız seçildiniz mi acaba? Sn. Başkan benimde TFF için en uygun adam olmamakla birlikte seçimle geldi hatta ki yine bugün mart kedisi rolüne bürünen klüp başkanlarının gönderdiği temsilcilere dayanarak seçildi. O gün seçilmesi için büyük gayret srfeden Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sn. Melih Gökçek ne oldu da bir yıl dolmadan desteğini çekti, kaldı ki kendisinin futbolla ilgisi siyaseten ve Onursal Başkan olmanın dışında, ne oldu da çark etti. Zahmet etmeyin ben size söyleyeyim bütün demokratik kurumlara ( sadece kurumları kastediyorum) siyaseten talip olmaları gereği kendilerine çok yüksek makamdan sufle edildide ondan.
3. Diğer taraftan ben size soruyorum Sn Yarkent; dünyanın neresinde seçilmiş futbol federasyonu yönetim kuruluna bu kadar siyasi baskı olur da basın buna destek verir. Acaba her fırsatta öykündüğümüz herhangi bir AB ülkesinde, mesela Almanya da böyle bir şey olsa nasıl tepkiler oluşur acaba? Ben size söyleyeyim orada böyle bir şey olmaz , ne siyasetçi böyle bir şeyde hezeyan düzeyinde saldırıda bulunur ne de basında bu kadar geniş destek bulur.

Ama asıl önemliside Sn. Yarkent illaki ahlak diyorsak da illaki demokrasi diyorsak ta kurumlara açılan savaşlarla kişilere açılan savaşları birbirine karıştırmamak da ilke edinilmek durumundadır.
Ve buradaki ilke de beğensek de beğenmesek de Sn. Hıncal ULUÇ’un 26.12.2006 tarihli fotomaç gazetesindeki yazısı olmalı ve orada konu şu şekilde özetlenmektedir. “Türkiye'nin bütün federasyonları ve spor kulüpleri iktidarın tehdidi altında. AKP hepsini ele geçirmeye uğraşıyor Bütün demokratlar, bütün özerklik yanlıları Haluk Ulusoy'un yanında yer almalı. Evvela kurumu kurtarmamız gerekiyor Şahin'in baskılarıyla bir başkan seçilirse; FIFA, Türkiye ile ilişkilerini askıya alır ve iktidar tükürdüğünü yalamak zorunda kalır” Bu özetin tamamına biçim ve içerik olarak canı yürekten katılıyorum. FİFA nın Yunanistan’a yaptığınıda sakın aklınızdan çıkarmayın.

Ayrıca cevabınızın son bölümünde ise Samsunspor –Fenerbahçe maçı şike ise neden TFF zamanaşımı kararı aldı diye soruyorsunuz, peki bu soruyu birde Fenerbahçe Yönetim Kurulu üyesi ve asbaşkan Sn. Şekip Mosturoğlu’na da sorsanız direk olarak, peki cevap alamayacaksınız diye korkuyorsanız TFF Yönetim kurulundaki Fenerbahçe Temsilcileri ile bir konuşmayı deneseniz daha iyi edersiniz alacağınız cevaplara göre de gazetedeki yazınızı yazsanız daha doğru bir yaklaşım olurdu. Sn. Yarkent TFF yönetim kurulu üyesi olup ta Fenerbahçe’yi “Yıldırımspor” olarak niteleyen Fenerbahçe Temsilcisi olması sizin bu sorularınızın tüm anlamlarının kaybolmasına yol açıyor maalesef.

Çok fazla uzattığımı biliyor ve bu nedenle vereceğim rahatsızlıktan ötürü özür diliyorum ama diğer taraftan da tabii ki ABD de olmanızdan ötürü buradaki ayak oyunlarını ve bunları yapanları teşhis etmenize mani durum olması nedeni ile de; verdiğim bilgilerle gönül huzruna kavuşacağınızdan ötürü de sevinç duymaktayım.

Bu konuda zaman zaman bilgime başvurmanız gerektiğinde her zaman yardıma hazır olduğumuda bildirir, ayrıca vaktiniz olursa da http://www.spordaalternatif.blogspot.com/ ziyaret etmenizi hassaten öneririm.

Son söz “bilgililer ilgisiz ilgililer bilgisiz” durumundan bir an önce kurtulmanın gereğine inanarak,

Saygılar sunuyorum.
İŞTE FENERBAHÇE YÖNETİMİNİN BİR YALANI DAHA

27.12.2006 tarihli Türkiye gazetesinde Sn. Kemal Belgin tarafından açıklanan Fenerbahçe yönetiminin bir yalanı daha...


Atatürk’ün eşyaları!
Gazetelerde geçen hafta ilgi çekici bir haber yer aldı. Kimliği açıklanmayan veya gizli tutulan bir şahıs, Atatürk’e ait olduğunu iddia ettiği dört-beş parça şahsi eşyayı, aralarında topladıkları 90 bin dolar karşılığı F. Bahçeli yöneticilere satmış. Onlar da bu eşyaları kulüp müzesine teslim etmişler. Şimdi bu haberin arkasını ve gerçek rakamı açalım... Hani televizyonlarda “Perde arkası” diyorlar ya, işte o... Efendim; söz konusu eşyalar Latife Hanımdan değil, Makbule Hanımdan intikal... Bu biiiir... İkincisi, bu şahıs bu eşyaları Cumhurbaşkanlığı’na da sunmuş... Ancak o makam para ödeyemeyeceğini, bağış kabul edebileceğini bildirmiş. Tabii ki iş yatmış. Ardından Sayın Başbakan Erdoğan’a melese aktarılmış ve o makamla da 400 bin dolar karşılığı anlaşılırken, iş yine yatmış... Bu defa aynı sahış, Beşiktaş’ın eski santrforlarından Tezcan kardeşimle, günümüz Başkanı Yıldırım Demirören’in babası Erdoğan Demirören’e ulaşmaya çalışmış. Ama o iş de yatmış. Ve en sonunda, F.Bahçe Başkanın ta kendisi, başka kimsenin katkısı olmadan, 90 bin değil, 280 bin dolar ödeyerek bu eşyaları satın almış... Haberin perde arkası böyle olur işte...

Salı, Aralık 26, 2006

SAPLANTILARINDAN KURTULAMAYAN SIYASILERE BIR HUKUK DERSI
olur diye sn. Hincal ULUC un 26.12.2006 tarihinde PASFOTOMAC gazetesindeki yazisini buraya aliyorum ve altina imzami koyuyorum.

Rezil olurlarTürkiye'nin bütün federasyonları ve spor kulüpleri iktidarın tehdidi altında. AK Parti hepsini ele geçirmeye uğraşıyor Bütün demokratlar, bütün özerklik yanlıları Haluk Ulusoy'un yanında yer almalı. Evvela kurumu kurtarmamız gerekiyor Şahin'in baskılarıyla bir başkan seçilirse; FIFA, Türkiye ile ilişkilerini askıya alır ve iktidar tükürdüğünü yalamak zorunda kalır Bakan Şahin ile Haluk Ulusoy arasındaki söz düellosu sürüyor. Bu tartışmanın demeç yarışına dönmesi kurumları yıpranmasına yol açmıyor mu? Haluk Ulusoy'u Türkiye Cumhuriyeti'nde benim kadar ağır eleştiren birisi daha yoktur. Yazdıklarım, söylediklerim meydanda. Bugün ben bu ülkede Haluk Ulusoy'un bir numaralı savunucusu haline gelmişsem, bu yapılan işlemin ne kadar yanlış olduğunun göstergesidir. Haluk Ulusoy'la uğraşmak, yok etmek için sistemden vaçgeçiliyorsa bunun karşılığı, "Bu, meclisi adam etmek için asker gelsin' demektir. Bu ikisiyle arasında hiç fark yok.
Recep Tayyip Erdoğan iktidarı, sporu etkisi altına almak için elinden gelen her şeyi yaparken, bütün demokratlar, bütün özerklik yanlıları, bütün kurum yanlıları Haluk Ulusoy'un yanında yer almak zorundadır. Evvela kurumu kurtaracağız, Haluk Ulusoy gider, başkası gelir, o sonraki iş. YANLIŞ YAPIYORLAR Bugün kurumun kendisi tehdit altında. Türkiye'nin bütün spor kulüpleri ve bütün federasyonları iktidarın tehdidi altında. AK Parti bunların hepsini ele geçirmeye uğraşıyor. Bütün sivil örgütlerinde olduğu gibi, bütün spor kurumlarını da ele geçirmeye uğraşıyor. Onun için biz önce kurumları korumak için kenetlenmeliyiz. Kurumlar sağlamlaştıktan sonra o kurumları yönetenlerin iyisini kötüsünü ayırmak, kimin gidip, kimin göreve geleceğine demokratik unsurlarla karar vermek zor bir şey değil. Ben Haluk Ulusoy'un değil, Futbol Federasyonu'nun yanındayım. Çok yanlış işler yapıyorlar. Rezil olabilir iktidar. Haluk Ulusoy'un rızası hilafına Mehmet Ali Şahin'in baskılarıyla Türkiye'de bir kongre yapılsın, başka bir başkan seçilsin; FIFA, Türkiye ile ilişkilerini askıya alır ve benim iktidarım tükürdüğünü yalamak zorunda kalır. Dünyaya da rezil olur. Örnekleri var. KALE GİBİ DURUYORUM _Öteki taraftan bir takım iddialar ortaya atılıyor. Bakan Şahin de Teftiş Kurulu'nun kendisine, kongreye çağırma hakkı verdiğini söylüyor. İddialar mahkemeye aksetmiş. Mahkemenin sonucu beklenecek. Ben diyorum ki 'Bülent hırsızdır.' Pazartesi günleri benim odama geldiğimde kitaplar çaldığını tespit ettim ve mahkemeye başvurdum. Şimdi Hıncal böyle söyledi diye müdürün seni kovacak mı, yoksa mahkemenin sonucunu mu bekleyecek. Böyle bir şey olabilir mi? Herkes herkesi itham edebilir. Niye insanlar mahkemeye gidiyor o zaman; niye bakanlık hesabı kesmiyor? Çünkü bu ülkede hukuk kuralları var. Mahkeme cezayı kestiği zaman da yapılması gereken uygulanır. Acelemiz ne, sıkıntımız ne, niye bir an evvel! Bu federasyon kurulurken hükümetin neler yaptığını, nasıl bozguna uğradığını bilmiyor muyuz!.. 'Spor 1, siyaset 0' diye manşet atmadı mı gazeteler... İşte bütün bu yenilgiyi, hazımsızlığı şimdi çözmeye uğraşıyorlar. Hayır ben de Haluk Ulusoy'un arkasında kale gibi duruyorum. _Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na şike ve teşvik primi verenlere hapis cezası öngören tasarı sunuldu. Yıllardır şike ve teşvikle çalkalanan Türkiye, bu konuda biraz geç kalmadı mı? Kanunsuz suç ve ceza olmaz. Yani suç da kanunda yazılacak, ceza da kanunda yazılacak. Şikeyi kanunda yazdığın zaman o şikeyi ispatlayamazsın. Hakimler belge ister. 60'lı yıllarda İzmirspor-Kasımpaşa maçı sonrasında, parayı alan "Aldım" dedi, parayı veren "Verdim" dedi. Yani her şey meydandaydı. Federasyon ceza verdi kulüplere, Danıştay iptal etti kararı. Çünkü parayı getiren adam kulübün yöneticisi değil. "Herhangi bir adamın verdiği para yüzünden kulübe ceza veremezsin" dedi Danıştay. Hukuk bu... Bunu delemezsin. Şikede bu tür kanıtlara ulaşma ihtimali yok. Onun için şikede 'kanaatle' karar verme esası getirildi futbol yönetmeliklerine... Şikeye kanaatle disiplin cezası verebilirsin, ama kanaatle adli cezalar veremezsin. Şikeyi Meclis'e getirenlerin, nasıl ceza vereceklerini bana anlatması lazım. A kulübünün yöneticisi, B kulübüne parayı getirir mi? Enayi mi? Bir üç kağıtçıyı bulup, verirler eline parayı gönderirler. Bu iş böyle olur. Hadi bakalım şimdi, mahkemeye gitsinler de ceza versinler göreyim. Günümüzde yaşanan olaylara hakim güler... Dava hemen reddedilir. KOMİSYON KURULSUN _Parayı götüren kişiye verilmeli mi? Götüren kişiye hapis yatsa ne olacak? Bunun spora nasıl bir katkısı olacak? Parayı veren ben, alan Zeki, götüren de sen ve sen ceza alıyorsun; ben ve Zeki aslanlar gibi devam ediyoruz. Çözülür mü sorun!.. Bunlar göstermelik teklifler. Türkiye'deki muhalefet bu işle ciddi bir şekilde ilgileniyorsa, evvela Meclis'te bir şike tahkik araştırma komisyonu kurarlar. Bu araştırmada gerçekler ortaya çıkarılır, bugüne kadar örtbas edilen bütün şike olayları dökülür ortaya. Konuşulur, yazılır. Bir rapor hazırlanır ve bu raporun ışığında futbolun yönetmelikleri şikeyi önleyecek şekilde yeniden değiştirilir. Hakem maçın belli bir dakikasında şikeyi hissedip, maçı durdurabilmeli. Ama bunu kanuna koyamazsın. Kanun 'delil nerede' diye sorar. Adamın topu taca atması delil olmaz ama kanaati olabilir. Şikeyi önlemenin yolu bu. Kanaate göre hakem, federasyon, ceza kurulları ceza verebilmeli.

Pazartesi, Aralık 25, 2006

Sn. Erman TOROGLU na acik mektup

Sn. Erman TOROGLU

Artik size dur demediler ya birden kendinizi her konuyu bilen ilan ettiniz. Yahu insaf allahaşkına.

Yazınızda buyuruyorsunuz ya "Akın’la yıllardır futbol konusunda sohbet ederiz. Bahsettiği, futbolda düşündüğü şeyleri iyi bilirim. Mesela, Hamdi Akın federasyon başkanı olsun, şu andaki bütün sistemi değiştirir. Eğer kanun çıkarılacaksa ki, çıkarılması şart, bunların çok seri şekilde Meclis’ten geçirilmesini ister. Federasyon yönetim kuruluna hükümetten veya Kulüpler Birliği ve kulüplerden hiçbir şekilde zorlama isim almaz. İsimleri tamamen kendi seçer. Yani, kendini kukla yapmaz"

Ama aynı Sn Hamdi AKIN' ın "Başkan istedi, ben de teşvik çantasını Ankaragücü'ne götürdüm." (gerçekte şöförü ile gönderilmiş 300.000$) sözü konusunda herhangi birşey yazmazsınız. Burada bilmem ki nedir etkili olan; acaba tarafınızca da bir ikbal beklentisimi vardır? Yoksa Sn. Hamdi AKIN ile bizim bilmediğimiz başka bir ortak yönünüz yada ortaklığınız mı vardır? Yoksa bu konuda yazın diye birilerimi kulağınıza sufle ediyor? Yoksa hiç aklıma getirmek istemediğim ama sizin biraz uzun vadeli düşünme engeliniz mi var? gerçi bu sonuncu tespit ile ilgili o kadar çok fahiş hatalar ve yorumlar yaptınız ki hangi birini sayalım (hıyardan bende sizin kadar anlarım Sn. TOROĞLU) ; özellikle ve en önde geleni Sn. Melih GÖKÇEK için meşhur alt geçitleri için övgüde kullanılabilecek bütün sözcükleri tüketip kimi yurttaşlar üzerinde de etkili oldunuz ve SONUÇ ORTADA … KOCAMAN FİYASKO (yüzme bilmeyenlerin boğulma tehlikesi atlattığını hatırlatmak isterim özellikle de)
Şimdi Sn. TOROĞLU SİZE TEKRAR SORUYORUM; nasıl bir ikbal beklentisi içindesiniz ki Sn. Hamdi AKIN ın bu işi en iyi yapabilecek kişi olduğunu söylersiniz? Yukarıda yazılan ve de bal gibi de ispatlanan (öyle ikide birde yok belgesini gösterin getirin falan gibi lafları da bırakın artık komik oluyorsunuz… bunu kargalarda yemiyor Sn. Toroğlu) Teşvik şikesi olayında baş aktör olan Sn. AKIN’ı nasıl oluyorda TFF başkanlığına aday olarak öneriyorsunuz? Siz değilmiydiniz ki birşeyin dedikodusu varsa ona iyi bakmak lazım diye konuşan? Yoksa sizin için “dün dündür bugün bugünmüdür? Yoksa gerçekten akli melekelerinizi çok iyi kullanıyorsunuz da ama biz sıradan vatandaşlar anlayamıyoruz? YOKSA… YOKSA…

Yine buyuruyorsunuz ki “Hamdi Akın için Fenerbahçeli diyorlar. Evet Fenerbahçelidir, federasyon başkanı seçilsin belki de en çok başı ağrıyacak kulüp Fenerbahçe olacaktır. Çünkü Hamdi Akın, Uğur Dündar ile beraber Aziz Yıldırım ile yollarını çok çabuk ayırdılar. Yani benim bildiğim Hamdi Akın kendi ipini kendi çeker. Başkasına izin vermez. Zaten verseydi, özel işinde de bu kadar başarılı olmazdı.”
Sn. Toroğlu artık size ne demeli bilemiyorum ki , yani bu kadar övdüğünüz bu kişi teşvik verilmesine aracılık edecek ve 3 yıl sonra da ben yanlış yaptım deyip nedamet getirecek ve her şey unutulacak . Adama sorarlar bunu yaparken bunun kusur olduğunu bilmiyormuydunuz da kendinizi TFF başkanlığına şimdi layık buluyorsunuz? Yoksa o zaman teşvik vermek suç değildi de biz mi bilmiyorduk? Yoksa teşvik vermek o zaman ahlaklı bir davranıtıda şimdi mi ahlaksız davranış şekli oldu? Yoksa Fenerbahçeliler ne yaparsa yapsın her halukarda onların yaptığı doğrudur diye mi düşünmektesiniz? Yoksa Sn. Aziz YILDIRIM size bunu böyle yazın da Sn. Hamdi AKIN ile bizim aramız yoktur gibi bir kanıya mı kapılmamızı istiyorsunuz? NEDİR… NEDİR…

Ve yine buyurmuşsunuz ki “Akın’ın hakemler konusunda da torba yanlısı olduğunu biliyorum, ama bir farkla. Maçların zorluk derecesine göre, aday seçilecek 3, 4, 5 hakemin torbaya girmesi şartıyla. Yani, 9 maçı bir torbaya atıp, karşısına 25 tane hakem adı torbaya atmak değil.”

Sn. Toroğlu artık ya siz bu işi bilmiyorsunuz yada bilinçli olarak konuyu çarpıtıyorsunuz.

FIFA Sirküler no: 763, Tarih 23.07.2001, Madde 6:
"Hakem atamaları hakem gelişiminin anahtar parçasıdır ve hakem komitesi veya temsilcisi tarafından yapılmalıdır. Kulüplerin hakem atamaları üzerinde hiçbir etkisi olmamalıdır. Hakemler yeteneklerine ve deneyimlerine uygun maçlara atanmalıdır. Çağdaş dünya koşullarında hakemlerin maça atanmasının çekilişlerle yapılması kabul edilemez!"

Muhtemelen sizin yukarıdaki sirkülerden de haberiniz yoktur, varsa da işinize gelmiyordur açıklamak...

Yada siz en iyi yaptığınızı iddia ettiğiniz hıyar seçme işine devam edin belki de böylece yollarımız kesişir (çünkü bende hıyardan anlarım) ve sohbet etme olanağı buluruz …

Bu seferlik bu kadar yeter daha isterseniz gönderdiğim email adresime yazarsınız gelir bizzat tarafınıza bu konuları bir kez anlatırız.

Saygılarımla.


Ruhi Çilek

rmcilek2001@gmail.com

Cumartesi, Aralık 23, 2006

Futbol Federasyonunda Seçim İsteyenlere Boykot Çağrısı

Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin diyor ki; "Şık olan, olağanüstü toplantı çağrısını bir siyasiden çok, futbol oyununun gerçek aktörlerinin yapmasıdır". Ancak Sn. Bakan , bir yandan sorunların futbolun gerçek aktörleri tarafından çözümü için "sorumlu" bir bakan gibi davranmaya çalışıyor, öte taraftan aba altından sopa göstermeyi ve Sn. TFF Başkanını thedit etmeyi sürdürüyor; "Eğer bunu yapmazlarsa yasanın verdiği yetkiyi kullanırım" ;"Bu olaylar dünyanın bir başka ülkesinde yaşansa, o federasyon bir dakika durmazdı. "
Acaba Sn. Bakan bunları söylerken şaka mı yapıyor dersiniz? Yoksa gerçekten bizim balık hafızasına sahip bir toplum mu olduğumuzu tespit etmiş. Anlıyorum Sn. Bakan gerçekte Türk Futbolunun siyasi amaçlara kurban edilmesinden rahatsız değil hatta bu kabil çıkışlarla da kendisine siyasi rant elde etmeye çalışıyor. Ancak yine Sn. Bakan unutuyor ki bu ülkede ne zannettiği gibi ( özellikle de bir kısım FB li yöneticilerin dediği üzere ) 50.000.000 (yazı ile elli milyon) Fenerbahçeli var ve nede sadece onlara siyasi yatırım yaparak seçim kazanılır nede Fubol Klüpleri Birliği Başkanı Sn. Özhan Canaydın ve etrafında futbolla siyaseten ilgilerinin dışında futbolla gerçek anlamda ilgisi olmayan 2 adet Büyükşehir Belediye Başkanı Onursal Başkanlıkları üzerinden giderek TFF yönetim kurulunu istifaya zorlayabilir.
Sn. Özhan Canaydın'ın şu günlerde söylediklerini ve yaptıklarını çok büyük bir şaşkınlıkla ve inanılmaz büyük bir üzüntüyle izliyorum. Sn Başkan, Galatasaray Kulübü Başkanı olduğunun farkında değil herhalde, kendisini Kulüpler Birliği'ne başkan yapan asıl pozisyonu Galatasaray Başkanlığı unutarak inanılmaz hatalar yapıyor. Üstelik de hepimizin gözleri önünde Türk futboluna siyasi darbenin yapılmasına da önayak oluyor. Sn. Özhan Canaydın bir tarafına Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sn. Melih Gökçek, diğer yanına da Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Sn. Mehmet Özhaseki'yi alıp, tamamen futbolun gerçek aktörlerinin oyları ile gelmiş özerk bir federasyonun başkanı olan Sn. Haluk Ulusoy'u devirmeye çalışıyor. Sn. Başkanın Türk Futbolunu siyasetin içine gırtlağına kadar sokan bu 2 Büyükşehir Belediye Başkanından hemde tek sıfatları onursal başkanlık olan vede ne yazık ki aktif futbolla siyaseten olmanın dışında hiç bir ilgileri olmayan bu aktörlerle birlikte olmaktan nasıl bir kazancı vardır acaba? Eğer gerçekten Sn. Haluk Ulusoy Başkalığındaki yönetim kurulunu devirmek ise amaçları ve yerine Sn. Hamdi Akın ı getirmekse Sn. Özhan Canaydın unutmasın ki gerek Klübünden ve gerekse de Galatasaray taraftarından çok büyük tepki alacaktır. ( sonraları bana niye küfür edilmiyor diye sorma şansı kalmayabilir korkarım)
Sayın Başkan, Ulusoy'un yerine getirilmek istenen adam Hamdi Akın. Belki farkında değilsiniz diye hatırlatalım diye bir kez daha yazıyoruz.
Galatasaray camiası, halen Galatasaray-Ankaragücü maçındaki teşvik olayını unutmamış ve giden şampiyonluğu da hâlâ konuşmaktadır. Sn. Canaydın, siz Galatasaray Başkanı olarak, bütün bunları yapmış bir adamı nasıl Futbol Federasyonu Başkanlığı'na getirmek istiyorsunuz? Sn. Hamdi Akın'ın açıklaması hâlâ Galatasaraylıların kulağında: "Başkan istedi, ben de teşvik çantasını Ankaragücü'ne götürdüm." (gerçekte şöförü ile gönderilmiş 300.000$) Bu sözlerinin kasedi, Gazeteci Sn.Tayfun Bayındır da bulunmaktadır. Ayrıca Sn. Hamdi Akın, teşvik parasını götürüşüyle ilgili doğru düzgün bir açıklama yapmadı yada yapamadı . Sukut ikraradan gelir atasözü doğrultusunda demek ki bütün bu olanlar doğrudur. Bu konuda Sn. Ersun Yenal da baskılara dayanamayarak parayı aldıklarını ve her ne kadar “Çantayı açınca kan beynime sıçradı” dese de, parayı alarak, tesislerdeki bekçiler dahil herkese eşit miktarda dağıttığını itiraf ediyordu...
Ey Galatasarayın Büyük Başkanı ve Klüpler Birliği Başkanı bakın nasıl bir başkan adayına destek veriyorsunuz .
Şimdi bütün bu gerçekleşen olayları dahada arttırmak mümkün çünkü Sn. Aziz Yıldırım Sn. Nihat Özdemir ve Kayserispor Onursal Başkanı Sn. Mehmet Özhaseki ve Ankaraspor Onursal Başkanı Sn. Melih Gökçek gerek iş hayatlarında gerekse de siyaset hayatlarında ne kadar şaibeye bulaşmış ispatlanamamakla birlikte ( bu işlerin belgesi olmaz öyle ikide birde belgesini çıkarın demeyin artık lütfen biz bıraktık kargalarda yemedi vallahi) dedikodularında bini bir para ...
Sn.Aziz Yıldırım, Sn. Nihat Özdemir amiralliğindeki Fenerbahçe yönetimi , görülüyor ve anlaşılıyor ki, bugün itibariyle menfaati olacak herkesi yanına alıp kullanır, işi bitince de sıkılmış limon gibi atar ( bu işi müteahhitliklerinden ötürüde çok profesyonelce yaparlar). Tehdit, şantaj, baskı, şiddet, saldırgan ve kışkırtıcı hareketlerin hepsi Sn. Aziz Yıldırım başta olmak üzere Fenerbahçe yönetiminde . Hiçbir zaman uzlaşmak istemedi ve uzlaşmadan yana tavır takınmadı.
Bütün bunlara karşın Fenerbahçe Başkanı Sn. Aziz Yıldırım ve yönetim kurulundaki arkadaşlarının egoizmi yüzünden Fenerbahçe’ye karşı oynanan oyunları ( sanki varmış gibi) öne sürerek ; taraftarları, kamu düzenini bozacak ölçüde toplumsal şiddete yönlendiriyorlar ve bu konuda Ceza Kanununa da aykırı davranarak suç işliyorlar. Fenerbahçeye karşı oyun varmış gibi yaptıklarına bakmayın dertleri sadece adil yarışmadan egoları gereği zevk almadıklarıdır. Kendilerine karşı önemli bir muhalafet te yok aslında TFF yönetim kurulunda var diye düşünüyorsanız peki aşağıda vereceğim örneği nasıl değerlendireceksiniz. ( bu gerçek anlamda FB Yönetimin mart kedisi taktiğinden başka bir şey değildir)
14. hafta Fenerbahçe-Beşiktaş derbisi oynandı, 15. hafta Trabzonspor-Fenerbahçe , 16. hafta Fenerbahçe-Galatasaray derbisi oynandı . Beşiktaş maçındaki olaylar nedeniyle Fenerbahçe’ye verilen 1 maç seyircisiz oynama cezası Galatasaray derbisinden sonra açıklandı. Bunu herkes biliyorki bilinçli olarak böyle yaptılar . O cezayı Galatasaray derbisinden önce verebilecek bir kurum var mı? Ceza zamanında verilse, Fenerbahçe, Galatasaray maçını seyircisiz oynamayacak mıydı? Bu da Galatasaray’ın lehine değil miydi? Ama işte Türk Futbolu yöneten TFF, şeytanın bile aklına gelmeyecek bir şekilde bu işi çözdüler peki çözdülerde ne oldu sanki yaranabildilermi Fenerbahçe Başakanı Sn. Aziz Yıldırım ve ekibine . Kocaman bir hayır . Bu TFF yide anlamak mümkün değil 2 yıldır Fenerbahçe Yönetinime ve onun başındaki Sn. Aziz Yıldırıma yaranmağa çalışıyor acaba iyi geçinebilirmiyiz diye. Ama hayır Fenerbahçe yönetimi ve Başındaki Sn. Aziz Yıldırımla geçinebilmenin yolu kayıtsız ve şartsız teslimdem geçiyor .
Yukarıda da değindiğim üzere aslında TFF nin Fenerbahçe yönetimine ve başındaki Sn. Aziz Yıldırıma karşı herhangi bir karşıtlıklarıda yoktur aslında ama...
Bu yazıyı daha binlerce örnek vererek uzatmak mümkün, çünkü Fenerbahçe yönetimi va başı Sn. Aziz Yıldırım o kadar çok açık veriyorlar yada ne yasadan nede kimseden korkmadıkları için herşeyi aleni yapıyorlar ki toprak mümbit dolayısıyla bilgi ve belge çok. Ama bu yazıyada bir son gerek. Sonraki yazılarda başka rezaletlere değinmek üzere.
Gelelim yazının başlığı ile ilgili son sözü söylemeye.....
Gerek Futbola siyaseti karıştıranlara gereksede buna alet olanlara gereksede bunları ( bu yazıya karşın ve hala) göremeyenlere karşı bizde boykot silahımızı kullanalım gerek siyasette gerek ticarette gerek iş hayatımızda ve gereksede futbolla ilgili ister klüp isterse ulusal bazdaki düşünce ve tavırlarımızda bunları
İLLAKİ AHLAK DİYEREK
PROTESTO EDELİM - BOYKOT EDELİM

Cuma, Aralık 22, 2006

BİR DOSTUN SORULARINA SKY TÜRK TEN GELEN CEVABA CEVABI

Nihal Hanım,
Can bey benimle sizin aracılığınız ile haberleştiği için teamüllerinize aykırı düşmemek amacıyla ben de size yazmak zorunda kaldım. Zamanınızı aldığım için özür dilerim. Yazdıklarımızı Can beye iletirseniz sevinirim. Teşekkürlerimle..

Sn. Küçükyıldırım,Cevaplarınız için teşekkürler ederim. Evet, yanılmamışsınız.. Şahsi merakımı gerçekten de Özcan Oal celbediyor. Ancak, özel hayatı değil elbette. Özcan Oal, işinde gücünde sade bir vatandaş değil.. Sayenizde, kamuoyunu aydınlatmaya matuf yorumlar yapıyor, görüşler ileri sürüyor, iddialarda ve hatta suçlamalarda bulunuyor. Yani bir anlamda toplumun bilgilenmesine yönelik bir fikri eylemde bulunuyor. Kendisinin kumar alışkanlığı sizin tabirinizle "sosyal" bir boyut ise işin bu tarafı da toplumsal ve hatta kamusal bir boyut oluşturuyor. Bu anlamda, toplumun fikri şekillenmesine katkıda bulunan herkesin buna uygun nitelikleri haiz olması beklenir. Bundan doğal ne olabilir? Oal işinde gücünde biri olsa kumar oynaması veya oynamaması bizi hiçbir şekilde ilgilendirmez... Ama programlarınızda ileri geri, mesnetsiz ve tutarsız iddialarla kamuoyunu yanlış yönde etkilemeye matuf girişimler içinde bulunduğu için kendisinin nitelikleri bu durumda önem kazanıyor. Mesela siz alkol bağımlılığı olan ve diyelim ki bu nedenle fikri muhakemesi zaman zaman pek yerinde olmayabilen birini yorumcu diye programınıza çıkarır mısınız?? Aynı şey değil belki de... Ama ben de durumu anlayabilmek için sormuştum sorularımı yalnızca... Yoksa kendisini eleştiren bir ifade de kullanmamıştım. Ayrıca kumarı ya da kumarhanelerin yasaklanmasını eleştirdiğim filan da yok..Ama kumar merakı ya da illetinin ne olduğunu anlayabilecek ve bunu kimselere tavsiye etmeyecek kadar aklım ve görgüm var. Kumar bağımlılığı orada kalmaz, siz de bilirsiniz.... Unutmadan, yazınızda geçmiş, 57 yaşındayım.. Özcan Oal'in aktif hakemliğini de yaşım icabı çok yakından biliyorum.

Gelelim cevaplarınıza Sn. Küçükyıldırım
1. Olay, sandığınız gibi Özcan Oal'in "şahsi meselesi" filan değildir. Kendisi bir kumar tutkunu ise, verdiği aklın bence pek bir önemi yoktur. Bunu anlamak istemiştim. Ama bu hususun sizi ilgilendirmediğini görüyorum.. Bundan üzüntü duyuyorum. Yine de Skytürk'ün bir karakol olmadığına sevindim. Doğrusu da budur. Kimsenin kumar ya da benzeri tutkuları bir başkasının uğraşacağı işlerden değildir. Ama biz izleyicilerin de, bir anlamda kamuoyu oluşturma ya da yönlendirme anlamında kamu görevi yapan kişileri, kendilerini başka alanlarda bağımlı kılabilecek merak ve tutkularına göre değerlendirme hakkımız vardır... İnançlarına veya düşüncelerine ya da benzer kıstaslara göre demedim, dikkat edin... O nedenle de Özcan Oal'in hakemliğindeki kusurları ve eksikleri ile ilgili herhangi bir görüş bildirmemiştim.. İsterseniz bildiririm de...
2. Ben ilkesel düzeyde bir soru sormuştum, sizse Cihan Oskay'dan örnek vermişsiniz. "Dolandırıcılığa varan iddialarla gündeme gelen Cihan Oskay" diye buyurmuşsunuz. Doğrusu şaşırdım. Özcan Oal'i konuşurken aklınıza neden örnek olarak Cihan Oskay geliverdi, pek anlayamadım. İkisi arasında nasıl bir ilişki olabileceğini de doğrusu kestiremedim. "Özcan Oal sizden benden bir para mı almış?" buyurmuşsunuz.. İtiraf edeyim benden bir para almadı, kimlerden ne aldığını ise inanın ben bilmiyorum. Böyle bir iddiada da bulunmadım zaten. Benim kendisine karşı kin güttüğümü zannederek herhalde böyle bir zehaba kapıldınız.
3. İlk iki soruma cevap vermediğiniz gibi bu sorumu da cevapsız bırakmışsınız. Bize ne Özcan Oal'in kazandığı parayı nasıl harcadığından..? Zaten sorulan bu değildi ki... Kendisinin özel hayatını magazin servislerine sormamı öğütlemişsiniz.Yani bozacıyı şıracıya mı sormamı öneriyorsunuz Sn. Küçükyıldırım..? Çok anlamadım bu önerinizi. Magazin programlarına çıkarılan kişiler bence övünülecek nitelikleri ile ekranlarda boy göstermiyorlar.. Şimdi bu öğüdünüzden sonra, Özcan Oal'i magazin programlarında görürsem şaşırmamam gerektiğini mi anlamalıyım bu sözlerinizden..?
İlaveten, Özcan Oal'in hakemlik geçmişini de TFF'ye sormam gerekmiyor. Bunu zaten biliyorum. Şaşırtıcı olan, biz izleyiciler bu geçmişi pekala bilirken, siz spor programı yapımcılarının pek bilmiyor olması Sn. Küçükyıldırım... Kusura bakmayın ama sanki tam tersi olmamalı mıydı? Son olarak, bahisçileri "milli takımda hep birlikte alkışlıyoruz" iddianız ya da yakınmanız da beni oldukça şaşırttı Sn. Küçükyıldırım. Bir kere kendi payıma söyleyeyim, ben asla alkışlamıyorum. Bahisçilerin ve rakiplerini rencide etmeyi alışkanlık haline getiren amigo kılıklı futbolcu müsveddelerinin milli takımda yeri olmadığını düşünüyor ve savunuyorum. Bu konudaki görüş ve taleplerimi TFF'ye de yazdım. Evet, "aynı hassasiyeti" o konuda da gösterdim Sn. Küçükyıldırım. Size de tavsiye ederim. Doğrunun, aydınlığın ve erdemin yanında olun. Maruzatım zaten buydu..
Ortada eğer bir yakışıksız durum varsa, ki bunu anlamak istemiştim, bunun ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmaktı amacım... Ben anlayacağımı anladım.. Sanırım siz de...
Saygılarımla çalışmalarınızda başarılar dilerim.
Tahsin Usluoğlu
BİR DOSTA SKY TÜRK "FUTBOL HATTI" NDAN GELEN EVLERE ŞENLİK CEVAP

Sn İzleyici ;

Sorduğunuz üç soruda da anlaşılıyor ki şahsi merakınızı celp eden tek konu Özcan Oal’ın Özel hayatı…
Size öncelikle hatırlatmak isterim ki dünyanın ileri birçok ülkesinde kumarhaneler halka açık olup Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde de on binlerce sanatçımız işadamımız ve daha sayamayacağım ya da şahsımın herkesle paylaşamayacağı isimler de buralara giderek kumar oynamaktadırlar. Bundan 8 yıl evveline kadar ki yaşınızı bilmiyoruz Türkiye Cumhuriyeti’nde de binlerce insan göğsünü gere gere Şahsi alışkanlıklarını ya da zevklerini bu ülke sınırları içerisinde yapmaktaydı.Ve kimse mimlenmiyordu. Kısaca kumarhane yasağı gelmeden ya da geldikten sonra da tanınmış binlerce isim bu alışkanlıklarını bir şekilde devam ettiriyorlar.
Bu olayın sosyal boyutuyla ilgili bir açıklamadır.Yarın bu ülkede kumarhaneler serbest kalırsa ne diyeceksiniz? O zaman neye dayanarak bu eleştiriyi getireceksiniz?Belki siz ya da tanıdığınız kişiler de oralarda olacak.
Bu kararlar siyasi iktidarları ilgilendirir bizim iş kolumuzu değil.Üstelik bir kez daha tekrarlıyoruz bu ülkede Kumar oynayan kişi Özcan Oal değildir sadece sizinle paylaşamayacağımız ama tanıdığınız Yüzlerce isim var özel yaşantısında istediği gibi yaşayan. Bunu olayın sosyal boyutunu anlatmak için hatırlatmak istedik.

Gelelim tek tek sorularınızın cevaplarına;
Cevap 1 - Özcan Oal’ın da bu konudaki olayı şahsi meselesi olup Skyturk’te yaptığı program kumarı övücü ya da tanıtıcı değil, Spor dünyasında kimsenin inkar edemeyeceği kendi bilgi birikimi ile ilgili konulardır.
Yani kısaca kendisinin özel yaşantısındaki konuları Skyturk Spor servisi tarafından sorguya çekilmemiştir.
Bu hakkı siz kendinizde görseniz de biz hiç kimsenin özel hayatına müdahil olmadık.Ne bu ülkede türk futbolunun bildiği yaşı altmış küsürlerdeki bir Özcan Oal’ı ne de 20 yaşında yanımızda çalışan Bir genci.Burası bir karakol değil anlayacağınız.

Cevap 2-Elma ile armudu karıştırmadan olaylara bakmak gerekir.Özcan Oal sizden benden bir para mı almış ya da adı dolandırıcı olarak mı geçiyor ki 40 yıldır içinde bulunduğu
Camiayla ilgili yorumlar yapmasın? Yani adı dolandırıcılığa varan iddialarla gündeme gelen ‘’Cihan Oskay’’ herkes tarafından dikkate alınacak ama 40 yılını Futbol dünyasının göbeğinde geçiren bir zat kendi yaşadıklarını yorumlayamayacak öyle mi?
Bu soruda da sadece şahsi bir kin sezinlemek dışında bir şey göremedik.

Cevap3-Daha önce de belirttik.Birbirinin Aynı tek sorunun üçüncü şıkkını da cevaplayalım.Özcan Oal’ın şahsi kimseyi kullanmadan ya da kimseyi dolandırmadan kendi kazandığı parayı nasıl harcayacağı Kimseyi pek tabi ki bizi de ilgilendirmez.Biz sportif anlamdaki kişiliği ile ilgili kısmını kullanıyoruz Özcan Oal’ın ,özel hayatıyla gündemde tutmuyoruz.
Bu kadar özel hayata meraklı iseniz sorduğunuz bu soruyu bir magazin servisine sorabilirsiniz. Ya da geçmişle ilgili muhasebe yapmak isterseniz de TFF’ye başvurabilirsiniz.Biz son dört senedir kendisi ile program yapıyoruz hakemlik dönemlerini bu kurumlardan öğreniniz.
Kısaca biz bir spor programı yapıyoruz.Ve öncelikle hatırlatmak isteriz ki ‘’Futbol Hattı’’nda kimsenin özel yaşantısını masaya yatırmıyoruz. Yapılan yorumlarda da bahsi geçen isimlerin . özel hayatları ile ilgili Haber ve ya yorum kullanmıyoruz.
Şahsi olarak tanıdığımız Özcan Oal futbol dünyasında köklü bir geçmişi olan ve yıllarca sahalarda hakemlik yapmış bir isimdir. Bizim kullandığımız kısımda bu zaten.
İnşallah sizin için yeterli olmuştur.Yoksa bu tür sorgulamalara girersek tvlerde dinlediğiniz daha birçok isim içinde birçok haber yapılmıştır.Ayrıca kendi Maçına dahi iddia oynadığı tespit edilen bazı isimleri de milli takımda hep birlikte alkışlıyoruz şu an.
Umarız onlara da aynı hassasiyeti gösterirsiniz.
Teşekkürler;

Skyturk Spor Servisi
BİR DOSTUN SKY TÜRK TE YAYINLANAN "FUTBOL HATTI" PROGRAMI EDİTÖRÜ SORDUĞU SORULAR


"Futbol Hattı" programı Editörünün Dikkatine ;

"Futbol Hattı" programınızın konuk yorumcusu Özcan bey, Kuddusi Müftüoğlu'nun Galatasaray maçı yöneteceğini ve bu maçta Galatasaray'ı kollayacağını söylemiş haftalar önce..
Kendilerinin "karanlık" işleri çok iyi bildikleri anlaşılıyor.
Merak ettiğim bir konu var... Lütfen kendilerine sorar mısınız?
"Özcan bey ile ilgili sürekli olarak kumarhane haberleri okuyoruz. Hatta bir kumarhane baskınında yakalanmamak için pencereden atladığını yazdı gazeteler. Aradan zaman geçmedi, yine yakalandı dediler.
1. Kumar huyu bir tutku mudur kendilerinde? Kumar oynamayı mı seviyor? Yoksa sadece arkadaşlarını görmek için tesadüfen mi o mekanlarda bulunuyor?
2. Adı çokça kumar işlerine karışan birisinin toplumda düşmanlıklar doğurabilecek böylesi kritik konularda yorumculuk yapabilmesini kendileri doğru buluyor mu? Yani böyle birisinin yaptığı yorum ve suçlamalarına bizat kendileri inanır mı?
3. Gerçekten gazetelerin yazdığı gibi kumar oynamayı seviyorsa, ne zamandan beri bu tür mekanlara devam ediyor? Aktif hakemliği sırasında da bu merakı var mıydı....??"
Özcan bey kendisi ya da "Futbol Hattı" editoryası aracılığı ile Hani, Özcan bey ile ilgili bir çok şey duyarız eskiden beri, şimdi de öyle, ortada bilinmedik bir konu kalmasın. Saygılarımla,

Tahsin Usluoğlu
BİR DOSTUN FENERBAHÇE-E. FRANKFURT MAÇI HAKEMİ İÇİN GİRİŞİMLERİ


Fenerbahçe'nin 2-2 biten Eintracht Frankfurt maçındaki Hollandalı hakemin Fenerbahçe yanlısı tutumu nedeniyle Hollanda'nın Ankara Büyükelçisi nezdinde kendisini tebrik ettiğime dair mesaj.. Bu mesajın benzerini UEFA'ya da ilettim. Selamlar ve sevgiler,
Tahsin


Subject: Congratulations for Mr. Jan Wegereef

His Excellency Ambassador Mr. P. M. Kurpershoek,

I am very much happy from and pleased with the administration of your native Mr. Jan Wegereef, who is the UEFA referee for the soccer game played yesterday between Fenerbahçe and Eintracht Frankfurt in İstanbul and I want to congratulate him in your high personality for his conduct in favour of Fenerbahçe. I believe that with any referee from any country, Fenerbahçe could not obtained the result which Mr. Jan Wegereef had granted to herself last night..
You are kindly requested to forward my best wishes and sincere thanks to Mr. Jan Wegereef whom I am expecting to see him in the next games of Fenerbahçe as well for his apparent favours to Fenerbahçe during the game.
By this occasion, I wish the Netherland's community here in Turkey a merry and happy Christmas.
With my best regards, Mr. Ambassador

Tahsin Usluoğlu


cc. Mr. Th. J. M. van Oorschot
Ms. Jacinta van Waterschoot
Sn. HALUK ULUSOY A AÇIK DESTEK

Sn. Başkan sizin bu işi yapabilecek en doğru kişi olmadığınızı düşünmeme karşın şu anda size karşı açılan bu yıldırma ve yıkma kampanyasını sadece ve sadece fenerbahçenin sizi malum ve haksız nedenlerle suçlamasından kaylandığını canı gönülden bilmekte ve sizi bu konuda gerek siyasiler ve gerekse sn. canaydın ve sn. gökçek karşısında sonuna kadar desteklemekteyim. bu konuda özellikle sn. hükümet üyesi öncelikle sizin de değindiğiniz üzere en yakım siyasi arkadaşlarının pişkinliklerine ses çıkarması gerekirken kolay olanı ve tribünlere oynamayı seçiyor diğer taraftan sn. gökçek i anlayabiliyorumda sn. canaydın ı bu konuda anlamakta gerçekten çok ama çok zorlanıyorum (eğer genel kurulun toplanmasını isteyeceği haberi doğru ise) diğer taraftan özellikle fenerbahçe yönetiminde bulunan ve en ateşli bombardımanları yapan sn. müteahhitin de neden bazı kurumlarada ihaleye katılamz yaptırımı ile karşı karşıya olduğunu kimse sorgulamaz. nacizane önerim de giderseniz bile çarpışa çarpışa gidin.
Türkiye Futbol Basının Çok Değerli Yazar ve Yorumcuları

Uzunca bir süredir Türkiye’de futbolun futbol olarak oynanmadığı konusunda şu yada bu nedenle yazılar kaleme aldınız, yorumlar yaptınız ve bunlar futbol kamuoyu hafızasında bir şekilde yerini aldı.
Herbirinize teker teker sorulsa; bunu mutlaka futbolun adil ve ahlaklı bir spor olarak yapılması adına yaptığınızı ifade edersiniz ancak maalesef yer yer ve zaman zaman tuttuğunuz yada gönül verdiğiniz takımlar lehine tarafgirliğinizi amigoluk düzeyine çıkardığınızda ayrıca gazete sutunlarında yada tv arşivlerinde yerini almıştır. Zaten medyanın çok kısıtlı olanaklarla çalıştığı dönem ile özellikle zatı alilerinizin kalemşörlük yaptığı bu günleri kıyasladığımızda; kamuoyunda çatışma ve tribünlerdeki anarşik ortamın oluşmasında nasıl ulvi katkılarınızın olduğu çok açık şekilde görülecektir.

Ama herbirinize tahsis edilen köşede yada ekranda göğsünüzü gere gere gerek futbolculuğunuzda/ hakemliğinizde gerekse de yazarlığınızda/yorumculuğunuzda herkesin canı gönülden inanmasını isteyerek bu işi ahlaklı, edebli ve kurallarınca yaptığınızı beyan edersiniz. Bu yazının yazıldığı bazılarınızın da idari menajer olarak çalıştığı da göz önüne alınırsa allahaşkına söylerminiz bu futbolun irtifa kaybetmesine kim neden oluyor sizin cenahta. Yoksa futbol yinede ahlaklı ve düzgün oynanıyor da biz mi yanlış görüyoruz? Yoksa siz de bizim gördüklerimizi görüyorsunuz da bir takım nedenlerle ( iş kaybetme-kurşunlanma-öldürülme vb) mi ses çıkaramıyorsunuz? Yoksa sizler yazılarınızda yada yorumlarınızda bunlara değiniyorsunuzda gazeteleriniz yada tv lerinizmi bunları yayınlamıyor? Yoksa sizler bu işlerin bu taraflarına biz karışmayız mı diyorsunuz? Şimdi biliyorum ki her biriniz bunlara hayır canım ben bunların hepsini layıkı ile yerine getiriyorum ama diğerleri görevlerini doğru yapmıyorlar diye cevap veriyorsunuzdur.

Futbol ahlakının en fazla yara aldığı konulardan birinin şike olduğu konusunda sanırım istisnasız herkes hemfikirdir. Ancak her ne hikmetse bu konuda ki yorum ve hükümleriniz de tarafgirliğinizle sınırlı oluyor; hiç araştırmadan soruşturmadan gönül verdiğiniz takımlı ilgili bir şey söyleniyorsa refleksleriniz devreye giriyor ve red mekanizması otomatikman çalışıyor. Oysa olması gereken bu tür dedikodular bile “ şuyu u vukuundan beterdir” atasözü önergesi doğrultusunda ciddiye alınarak tarafsız bir gözle ve illaki ahlak kazanmalı düsturu ile sonuçlandırılmalıdır.

Bütün bu hepinizinde ittifak edeceğini düşündüğüm genel doğrular çerçevesinde ;

1. Fenerbahçe –Ankaragücü maçı ile ilgili şaibe ve dedikodular sizi hiç rahatsız etmedi mi? Etti de inanmadığınız için mi ilgilenmediniz? Etti ve inandınız ama yazamadınız mı? Yazdınız da yayınlanmadı mı? Yayınlandı da biz mi görmedik? Yoksa hepiniz bu konunun delilinimi aradınızda bulamadınız? Delili buldunuzda inanmadınız mı? Delili buldunuzda elinizden mi alındı? Yoksa birileri bu işlerin belgesi olur mu dedi de ona inandınız?
2. Fenerbahçe –İstanbulspor maçı ile ilgili şaibe ve dedikodular sizi hiç rahatsız etmedi mi? Etti de inanmadığınız için mi ilgilenmediniz? Etti ve inandınız ama yazamadınız mı? Yazdınız da yayınlanmadı mı? Yayınlandıda biz mi görmedik? Yoksa hepiniz bu konunun delilinimi aradınızda bulamadınız? Yoksa Tasarruf Mevduat Sandığı bilirkişilerinin raporları sizin için inandırıcı mı değildi? Mahkemeden alınan kararlarda mı yeterli değil di sizce? Bunları delil olarak buldunuzda inanmadınız mı? Yoksa bunları istediniz de size kopyeleri mi verilmedi? Yoksa sizlere belgeleri verdiler de siz bunları yeterli mi bulmadınız?
3. Fenerbahçe –Samsunspor maçı ile ilgili şaibe ve dedikodular sizi hiç rahatsız etmedi mi? Etti de inanmadığınız için mi ilgilenmediniz? Etti ve inandınız ama yazamadınız mı? Yazdınız da yayınlanmadı mı? Yayınlandı da biz mi görmedik? Yoksa hepiniz bu konunun delilini mi aradınızda bulamadınız? Delili buldunuzda inanmadınız mı? Delili buldunuzda elinizden mi alındı? Yoksa birileri bu işlerin belgesi olur mu dedi de ona inandınız?
Soruları beni çok rahatsız ediyor ve bunları daha detaylı bilenler olarak özet te olsa cevap verirseniz çok sevinirim.

Saygılarımla
FOTOMAÇ GAZETESİ YAZARI SN. BÜLENT TUNCAYIN YAZISI
YORUMSUZ

Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım dönüş kararını açıkladığı kongrede; federasyonu ve devleti ligin son 6 haftasını incelemeye çağırdı. İtalya örneğini de vererek lige şaibe karıştığını ima etti. Yanıt federasyondan anında geldi: "Başvurun, tüm sezonu inceleyelim!" Tepki ise Trabzon cephesindendi. 2. başkan İbrahim Hacıosmanoğlu, "Ben de Trabzon 2. Başkanı olarak elimizden alınıp Fenerbahçe'ye verilen 2 sezonun incelenmesini istiyorum" dedi. "Son 6 haftada ne olmuştu?" diye bir kez daha baktım. F.Bahçe, Sivas'ı 3-0, G.Saray'ı 4-0, Trabzon'u 3-2, Erciyes'i 4-2 yenmiş, Vestel'e 5-3 yenilmiş, Denizli ile 1-1 kalmış. G.Saray da D.Bakır'ı 3-1, Rize'yi 4-2, Ankaraspor'u 4-0, Beşiktaş'ı 2-1, Kayseri'yi 3-0 yenmiş, F.Bahçe'ye 4-0 yenilmiş. Rakipler ya düşme tehlikesi yaşayan kulüpler ya da ezeli rakipler. Bu maçlarda skoru etkileyen dış faktör de yok gibi. Sonuç olarak Aziz Yıldırım'ın "Son 6 hafta incelensin" çıkışı bana; "Asla dönmem" sözünden dönmesinin getirdiği çıkmazdan kurtulma manevrası gibi geldi.